Showing posts with label yenilik ufku. Show all posts
Showing posts with label yenilik ufku. Show all posts

Tuesday, August 25, 2009

Microsoft “Geleceğin Okulu”na Yakından Bakış

Biliyorsunuz Microsoft, Philadelphia’da kablosuz dizüstü bilgisayarla ders yapılan, kişiselleştirilmiş eğitimin verildiği “Geleceğin Okulu”nu pilot okul olarak 2007’de hayata geçirdi. Bu okulun açılması, Microsoft’un 21. yüzyılda eğitimin niteliğini değiştirecek ve öğrencilerin küresel bilgi ekonomisine daha iyi uyum sağlamasını temin edecek dev bir adım atması demekti. Geçen zaman içinde okul kendini ispatladı ve küresel bir başarı hikayesi olarak örnek gösterilmeye başlandı. Hedef, “Geleceğin Okulu”ndaki başarılı eğitim modellerini dünyanın her tarafına yaymak ve dünya çocuklarının eğitimine anlamlı katkı yapabilmek. Misyon, 21. yüzyılın dijital ve küresel ekonomisinde fark oluşturabilecek yetkinlikte gelecek nesil dünya vatandaşlarını yetiştirebilmek. Yenilikçi modeli dünyaya yaymak, hükümetlere ve toplumlara bu konuda danışmanlık vermek için Microsoft, “Microsoft Worldwide Innovative Schools” programını başlattı. Ayrıca “Microsoft Yenilikçi Öğretmenler Platformu” kuruldu. Gelin kısaca bu okula yakından bakalım ve ortaya konan yenilikçi eğitim modelini yakından inceleyelim.

63 milyon dolara mal olan “Geleceğin Okulu”nun amacı 21. yüzyılın yenilikçi öğrenme modellerini geliştirmek ve 21. yüzyılın öğrenme topluluklarının hizmetine sunmak. Okula giriş ücretsiz ve kura ile belirleniyor; giriş sınavı yapılmıyor. Okula kabul edilen öğrencilerin ortak paydası düşük gelir seviyesinden ve dezavantajlı sosyoekonomik sınıftan gelmeleri. Teknoloji, müfredat geliştirmeden ödev takibine eğitimin ve öğrenmenin her kademesinde etkin olarak kullanılıyor. Dersler çoğunlukla internetten ve interaktif ortamda işleniyor. Her öğrencinin laptopu var ve dijital ortamda bireye özel uygulamalı eğitim veriliyor. Her öğrenci öğrenmenin sorumluluğunu kendisi üstleniyor. Öğrencilerin keşfetme ve merak duygusu sürekli tetikleniyor. Her öğrenci siberuzayda bilgiye erişmeyi, bilgiyi yorumlamayı ve anlamlandırmayı öğreniyor. Kütüphane, kişiselleştirilmiş ve dijital bir öğrenme merkezi olarak tasarlanmış. Öğrencilere derslerde fikirlerini özgürce söylemeleri için izin veriliyor. Ev ödevleri de öğretmenlere internetten gönderiliyor. Tüm eğitim sürecini aileler online olarak kontrol edebiliyor. Soruları doğru yanıtlayan öğrencilere daha üst seviye bilgiler veriliyor, yanlış cevap verenlerin laptopu ise öğretmene “konuyu yeterince anlamamış” mesajı gönderiyor ve o çocukla özel ilgileniliyor. Müfredat çocuğun seviyesine, ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarına göre belirleniyor. Dersler, 9.15’te başlıyor zira Microsoft, 9.15'den önce başlamanın performansı düşürdüğünü savunuyor.

Geleneksel ezberci eğitimde öğrencilerin problem çözme ve eleştirel düşünmede başarısız olduğunu savunan yönetici Grover oluşturdukları farkı şöyle özetliyor: “Öğrencilerimizi 21. yüzyıla hazırlıyoruz. Hızlı, kaotik, teknoloji yoğun, birbirine bağımlı, dijital bir dünyada çalışmak ve yaşamak için öğrencilerimize gereken yeni ve ileri yetkinlikleri sağlıyoruz. Dijital okur yazarlık, problem çözme, etkin iletişim, kritik düşünme, hiper-tekst bağlantılar kurma, kompleks sistemleri kavrama, entegre düşünme gibi.. Öğrencilerimizin hayat boyu öğrenmeleri için onlara her an ve her yerde öğrenme imkanları tanıyoruz. Onların farklı düşünme becerilerini, kendilerine özgü yeteneklerini ve etkin iletişim becerilerini geliştirmeleri için onlara hayatın içinde öğrenme, proje üretme, kendini dünyaya ifader etme ve topluma katkıda bulunma forsatları sunuyoruz.”

Microsoft bu deneyimin ışığında 21. yüzyılın okulunu ve eğitim modellerini tasarlamak isteyenler için tavsiyelerde bulunuyor. Geleceğin okulunda eğitimciler, öğrenciler, personel, anne-baba, uzmanlar, iş dünyası ve mezunlar gibi tüm paydaşlar arasında sürekli iletişim, işbirliği, fikir alışverişi ve yardımlaşma sağlamalı. Bunun yanısıra Microsoft, 21. yüzyılın öğrenme topluluklarını oluşturmak için şunları tavsiye ediyor:

· Teknoloji erişimini bütün öğrencilere ulaşacak şekilde genişletin.
· Teknolojiyi müfredatı geliştirmek ve güncelleştirmek için kullanın. Müfredatı dijital ortama geçirin.
· Teknolojiyi kullanarak geleceğin akıllı sınıflarını sıfırdan tasarlayın.
· Küresel bilgi ekonomisinde rekabet edebilecek mezunlar yetiştirmek için öğrencilerinizin hem dijital hem küresel yetkinliklerini geliştirin.
· Öğrenci merkezli eğitime geçmek için teknolojiyi kullanın. Eğitimi öğrencinin ilgi ve ihtiyaçlarına göre kişiselleştirin ve adape edin.
· Ezbercilikten proje merkezli uygulamalı eğitime geçin. Kritik düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmek için öğrencilere proje yaptırın.
· Müfredata çok fazla konu yüklemek yerine ilginç, güncel ve önemli birkaç konuya odaklanın. Bilgi yığmayın. Öğrencilere hayat boyu kullanabilecekleri kritik yetkinlikler kazandırın.
· Öğrenmeyi esnek ve sürekli hale getirin. Öğrenciler öğrenme aktivitelerini her yerde yedi gün 24 saat boyunca kendi hızlarına ve ilgi alanlarına göre yapabilsinler.
· Dijital iletişim ve işbirliği için güçlü öğrenme toplulukları oluşturun.
· 21. yüzyılın çok boyutlu yetkinlik ve performans değerlendirme araçlarını ve kriterlerini kullanın.
· Daha az zaman ve para kullanarak okullarınızı daha etkin, hızlı ve verimli hale getirin.

Microsoft’un “Geleceğin Okulu” projesindeki kritik başarı faktörleri ise şöyle sıralanıyor:

· Etkin İşleyen Hedef, Performans ve Motivasyon Sistemi: Herkesin aynı hedefleri, heyecanı ve vizyonu paylaşması, ortak başarı kriterlerinin belirlenmesi, kollektif performansın en iyi şekilde ölçülmesi, düzenli hedef takibi, geri kalma ve sapmaların süratle düzeltilmesi, ilerlemelerin ve başarıların herkesle paylaşılması.

· Tüm Paydaşların İlgili, Uyumlu ve Bütünleşmiş Bir Öğrenme Topluluğu Olarak Davranmaları: Geleceğin okulunda yöneticiler, öğretmenler, öğrenciler, anne-babalar, mezunlar, okul-aile birliği, çalışanlar, iş dünyası, sosyal kuruluşlar dahil bütün paydaşlar okulun vizyonuna, hedeflerine, değerlerine sahip çıkmalı. Tüm paydaşlar arasında hem teknolojik düzeyde hem de sosyal ve insani boyutta sürekli ve düzenli iletişim ve bilgi akışı sağlanmalı. Bunun için dijital araçlar, elektronik sistemler, bültenler, vizyon toplantıları, eğitimler beraberce kullanılmalı. Tüm paydaşlar ortak vizyon için beraber çalışmalı ve kafa-kalp birliği ve işbirliği içinde olmalı. Herkes öğrenmeyi, üretmeyi, anlamlı katkıda bulunmayı ömür boyu sürdürmeli ve birbirine bu konuda destek olmalı.

· Yenilikçi, Güncel, Dijital ve Uygulamalı Müfredat: Geleceğin okulunda müfredat küresel bilgi ekonomisinde gerekli ve sürdürülebilir olan yetkinlikleri kazandırıyor. Müfredat teknolojideki ve küresel platformdaki yeniliklere göre sürekli güncelleniyor. Müfredat ayrıca dijital platformda ve öğrencinin özel seviyesine ve ilgi alanlarına göre kişiselleştiriliyor. Konular ezberlenecek konulardan ziyade öğrencilerin ilgisini çekebilecek uygulamalı ve interdisipliner konular. Mesela, öğrenciler teknolojiyi, tasarımı, sanatı ve eğitimi entegre ettikleri projelerinde çocuklar için eğitici fonksiyonları ve eğlenceli arayüzü olan cep telefonları tasarlıyorlar. Öğrenciler sosyal inovasyon projeleri kapsamında Afrika’daki kardeş okuldaki arkadaşlarına 100$ laptop hediye ediyorlar ve onlarla beraber kültürler arası işbirliğine dayalı eğitim projesi başlatıyorlar. Çocuklar hayatın içerisinde farklı disiplinlerden öğrendiklerini uygulamalı projelerle gerçek katma değere dönüştürüyorlar. Her öğrencinin hayallerini ve projelerini dünya ile paylaştığı online bir dijital proje portfoyü ve bloğu var. Eğitim tamamen öğrenci merkezli ve öğrencinin bütün potansiyelini kullanmasını hedefliyor. Öğretmen ile öğrenci arasında birebir ve sürekli bir ilişki var. Geleceğin Okulunda uygulamaya konan ve dünyaya açılan online derslerden biri de dünyadaki bütün orta ve lise öğrencileri için hazırlanan “Küresel Ekonomide Kariyer Yönetimi” dersi. Michigan Üniversitesi ve Microsoft’un beraber hazırladığı 20 saatlik bu multimedya derste küresel bilgi ekonomisinin nasıl değiştiği, geleceğin işlerine nasıl hazırlanmak gerektiği, meslek seçimi, kendini keşfetme, iş kurma gibi konular ele alınıyor.

· Eğlenceli, Teknolojik, Esnek, Modüler Sınıflar: Geleceğin okulunda sınıflar kuru ve tekdüze değil, esnek ve modüler olarak tasarlanıyor. Her öğrencinin laptopu, CD’leri, Internet hesabı, Internet sayfası, e-öğrenme portalı var. Her sınıfta multimedya imkanları, Internet, data projektör, sunum cihazları, video kayıt imkanları ve teknolojik eğitici oyuncaklar yer alıyor. Sınıflarda öğrenci sıraları hafif, esnek ve yeniden düzenlenebilir modüller halinde tasarlanmış. Bütün sınıflar takım çalışmasına, sunum yapmaya, video çekimine, ve dijital işbirliğine uygun. Dersle ilgili her tür materyal, video, ve kaynaklar dijital ortamda öğrencinin dikkatine sunuluyor. Okulun fiziksel şartları öğrencilerin sürekli ve değişen öğrenme ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde düzenlenmiş. Her öğrenci 7 gün 24 saat boyunca istediği konuyu istediği zaman, istediği yerde, ve istediği hızda çalışabiliyor. Ayrıca her öğrencinin sanal, esprili ve dijital bir asistanı/yol göstereni var. Bütün okul sürekli bir öğrenme laboratuvarı olarak tasarlanmış. Kampüs olarak tasarlanan okulda sosyal paylaşım ortamları, teknoloji cafe, sanat atölyesi, dijital tasarım ve medya atölyesi, çocuk parkı, jimnastik salonu ve açık büfe kafeterya bulunuyor.

· Eğitim Yenilik ve ARGE Merkezi: Geleceğin okulunda zümre çalışmaları yıl içinde, hayatın içinde, her hafta sürekli ve modüler olarak yapılıyor. İhtiyaca göre araştırma yapılıyor ve müfredat sürekli güncelleniyor. Her sabah erken gelen öğretmenler en az bir saatlerini kendilerini yenilemeye, öğrenmeye, yenilik üretmeye, araştırmaya ve proje üretmeye ayırıyorlar. Toplantılar sadece öğrenme ve gelişim amaçlı yapılıyor ve farklı disiplinlerden öğretmenler öğrendikleri yenilikçi yöntemleri ve güncel bilgileri birbirleriyle paylaşıyorlar. “Eğitimi nasıl entegre hale getirebiliriz? Çocuklara dijital, sosyal ve kreatif yetkinlikleri nasıl kazandırırız? Onları değişen dünyaya ve küresel platforma nasıl hazırlayabiliriz? Farklı dersleri buluşturan ve sentezleyen projeler nasıl yaptırabiliriz? Sanat ve bilimi, tasarım ve teknolojiyi, medya ve inovasyonu nasıl buluşturabiliriz?” gibi sorulara cevap arıyorlar. Her hafta öğretmenler için bir profesyonel gelişim atölyesi (workshop) düzenleniyor. Okula alanında uzmanlaşmış liderleri, profesyonelleri, ve girişimcileri davet ediyorlar. Bu uzmanlar önce öğretmenlere, sonra bütün öğrencilere çarpıcı, vizyoner ve uygulamalı bir eğitim veriyorlar. Ayrıca okulun öğretmenleri yılın belli zamanlarında yoğun bir kongre, seminer, gelişim atölyesi ve yenilikçi zümre/ARGE çalışmasına giriyorlar. Geleceğin Okulu’nun öğretmenleri ayrıca yenilikçi uygulamalarını dünyadaki öğretmenlerle paylaşmak için Microsoft Yenilikçi Öğretmenler Programını (Microsoft Innovative Teachers Program) başlattı.

· Profesyonel Eğitim Liderliği: Geleceğin okulunda yönetici, müdürlük yapmıyor. Her şeyden önce o bir baş öğretmen, kendisi de derse giriyor. Kendisi de sürekli öğreniyor ve davranışlarıyla herkese örnek oluyor. Vaktinin çoğunu eğitim projeleriyle, teknolojinin etkin kullanılması ve eğitimin kalitesini yükseltmek için geçiriyor. Anne – babalarla, iş dünyasıyla, mezunlarla, toplumla ve öğretmenlerle sürekli bir iletişim halinde. Stratejik düşünüyor ve okulun stratejik avantajlarını kullanarak küresel alanda eğitimde bir marka olması için her dakika uğraşıyor. Kendisi de derslere giriyor ve eğitim programlarını sürekli güncellemek ve geliştirmek için uğraşıyor. Okula bölgenin ve ülkenin en iyi profesyonellerini davet ediyor, onların birikimini okula açıyor, onlarla ömür boyu işbirliği geliştirmeye çalışıyor. Finanstan anlıyor ve okulun etkin ve verimli çalışması için elinden geleni yapıyor. Sürekli projeler üreterek okulun toplumla ve iş dünyasıyla sürekli işbirliği ve iletişim halinde olmasını sağlıyor. Okulun özgün misyonunu, eğitim felsefesini, öğrenme kültürünü, 21. yüzyıl vizyonunu her platformda paylaşıyor ve temsil ediyor. En son teknolojiyi kullanarak yenilikçi pedagojik yöntemlerin bizzat öncüsü ve uygulayıcısı oluyor.

http://www.microsoft.com/education/schooloffuture.mspx

Friday, August 21, 2009

KENTLERİMİZİN DÜNYA ÖLÇEĞİYLE YARIŞMASI

Biliyorsunuz İstanbul, 2010'da Avrupa'nın kültür başkenti oluyor. Devletlerin 21. yüzyılı yakalamalarında ana motor vazifesini kozmopolit metropoller üstleniyor.

Şehirlerimiz nasıl dünya kentleriyle yarışabilir? Kent 2.0 nedir? Hızlı ve cazibe merkezi şehirler nasıl markalarını küresel hale geliyor ve bünyesine insan çekiyorlar?

Bulundukları ülkelerin gözbebeği ve küresel vitrinleri konumunda olan California, New York, Paris, Tokyo, Sidney, Montreal, Şangay, Seul, Londra, Barselona, Vancouver, Stockholm, İstanbul..
21. yüzyılın kozmopolit metropolleri, mıknatıs kentleri ve büyülü şehirleri..
Bu şehirleri küresel cazibe merkezi yapan şeyler nelerdir?
Bu şehirler bilgi ekonomisinin, sanat ve kültür turizminin, dünya çapında üniversitelerin, evrensel kalitede eğitim kurumlarının, güçlü sivil toplum kuruluşlarının, vizyoner şirketlerin, teknoloji üretim ve ARGE merkezlerinin, enstitülerin kalbi. Bu şehirlerde hareketli kültür ve sanat hayatı ve kozmopolit yaşam tarzları var.
21. yüzyılın şehirlerinde sosyal etkin networkler, yenilik üretim merkezleri, kreatif tasarım atölyeleri, kent araştırma merkezleri, teknolojik tasarım merkezleri var.
21. yüzyılın şehirlerinde ilham merkezleri, keşif ve hayal atölyeleri, dijital kütüphaneler, sanat veritabanları, yeni yaşam tasarımları, ilham verici iş ortamları, çocuk yetenek merkezleri, ekolojik yaşam alanları var.
21. yüzyılın şehirleri farklılıkların zenginliğine, yenilikçi kültürlere, sanat vizyonuna, kültür altyapısına ev sahipliği yapıyor.

21. yüzyılın şehirlerinin özgün birer kimlikleri, entegre kent mimarileri ve kreatif ekonomileri var.

21. yüzyılın şehirleri birer yetenek okyanusu aslında. 21. yüzyılın altın yetenekleri bu kentlere göç ediyorlar ve yetenek göçleri bu kentleri zenginleştiriyor. Dünyanın önde gelen yeteneklerini çeken kentler de akışkan kreatif sektörleriyle 21. yüzyılı yeniden tasarlayanlar oluyor.
Harika bir başarı örneğimiz; İstanbul'un 2010'da Avrupa'nın kültür başkenti seçilmesi.

Sosyal Problem: Aşırı göç, ekolojik bozulma, trafik, artan suç oranı, eğitimsizlik gibi nedenlerle şehirlerimizin yaşanmaz hale gelmesi.
Sosyal yenilik: Şehirlerimizin 21. yüzyıl vizyonuyla silkelenmesi, yeniden yapılandırılması, dengeli gelişimi ve çok boyutlu atılımı

Sosyal çözüm modeli: Kültür, sanat, teknoloji, ekonomi, iş, turizm, eğitim alanlarında atılım, yenilik, gelişim, yatırım, iyileştirmeler

Kritik başarı faktörleri: Uzun vadeli düşünme, küresel rekabet etme, kent problemlerine sistemli çözümler bulma, kent bilinci, stratejik kent vizyonu, sistemli işbirliği, kaliteli eğitim, yatırım ve kültür hamleleri, kalıcı eğitim, yatırım ve istihdam projeleri, uluslararası projelere öncelik verme, Avrupa STK'ları ile kaynaşma, küresel iletişim, reklam, dünya kentleri ile diyalog ve işbirliği geliştirme, belediye-devlet-vatandaş-üniversite-sivil toplum-endüstri işbirliği

ÖRNEK VAKA: İSTANBUL, AVRUPA'NIN KÜLTÜR BAŞKENTİ OLACAK

AB Konseyi, İstanbul'un 2010 yılında "Avrupa Kültür Başkenti" olmasını onayladı.
2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında AB dışı şehirler sınıfında Ukrayna'nın başkenti Kiev ile yarışan İstanbul, geçen nisan ayında Brüksel'de yapılan jüri toplantısında, Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu ve AB Konseyinin ikişer, Bölgeler Komitesinin bir temsilcisinden oluşan 7 kişilik Seçici Kurul tarafından seçildi.

AB Konseyi, proje için gerekli onayını bugün verirken, Kıbrıs Rum kesiminin karara bir not koydurarak, 2010 projesine ''tüm AB üyelerinin eşit katılımına'' özen gösterilmesi gereği üzerinde durduğu öğrenildi.

DEVLET VE HÜKÜMET DESTEĞİ

Basına konuya ilişkin bilgi veren Türk yetkililer, bu projede yerel ve merkezi yönetimlerle sivil toplum kuruluşlarının somut dayanışma ve işbirliğinde bir ''örnek ve model'' oluşturulduğuna dikkat çekerek, Türk Devleti'nin ve Ankara hükümetinin bu projeye destek iradesinin Brüksel'de anlatıldığını ifade etti.

KÜLTÜR TURİZMİ CANLANACAK

İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesinin, kültür turizmini olumlu etkilemesinin yanı sıra birçok tarihi eserin de restore edilerek yeniden kazanılmasına yardımcı olacağına dikkat çekiliyor.

BİNLERCE YILLIK KÜLTÜR MİRASI

Türk yetkililer, konuya ilişkin bilgi verirken, şunları belirtiyor: ''İstanbul, coğrafi konumuyla binlerce yıllık kültürel mirasıyla diğer dünya metropolleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip. İstanbul, aynı zamanda Türkiye'nin de aynası niteliğinde. Kentin genç ve dinamik nüfusu yaratıcı bir enerji oluşturarak İstanbul'u içinde yer aldığı coğrafyanın en dinamik kentlerinden biri haline getiriyor."

GLOBAL DÜNYADA ÇEKİM MERKEZİ OLMAK

"İstanbul'da özellikle son on yıldır gelişen kültür bilinci kentin kültür yaşamına yansıyor. Böylece İstanbul yalnız İstanbullular için değil tüm dünya için bir çekim alanı, bir kültür ve sanat merkezi niteliğini kazanıyor. Dünya sanat çevrelerinin buluşma noktası haline gelen İstanbul, böylece farklı kültürler arasında esin paylaşımına olanak sağlıyor; global dünyada yerini alıyor, geleceğini şekillendiriyor. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti projesiyle hedeflerini daha çabuk yakalama olanağını buluyor.''

KENT KİMLİĞİNİN OLUŞUMU

Türk yetkililer, 21'inci yüzyılın dünyada kentler yüzyılı olarak bilindiğini belirterek, şunları anlatıyor:

"Kentler, kimliklerini, kültürlerini canlandırarak, ileriye taşıyarak ve birbirlerine anlatarak oluşturuyorlar. Birbirlerini kültür aracılığıyla daha iyi anlıyor ve daha iyi tanıyorlar. Böylece kültürün nasıl günlük yaşama katılacağı, toplumun her kesimine nasıl yayılacağı gündeme geliyor. Kentsel gelişimin, kentlilik bilincinin özlenilen düzeye ulaşması için kültürel gelişimin vazgeçilmez olduğu biliniyor. Yaygınlaşması içinse hem yönetimlerin hem de sivil toplum kuruluşlarının daha aktif olmaları gerek, bu konularda profesyonel bilgi ve deneyimden yararlanmaları gerekiyor."

AVRUPA TÜRKİYE DİYALOĞUNUN KAVŞAĞI İSTANBUL

"İstanbul'un kültür başkenti olmasıyla hem Avrupa Kültür Başkenti seçilen kent olarak İstanbul zenginleşiyor, hem de dünya kültürüne yaptığı katkıyla global kültür zenginleşiyor. İstanbul, 2010'da Avrupa Kültür Başkenti olmasıyla Avrupa, İstanbul'da kendi kültürünün köklerini keşfedecek ve 'birbirini anlama' yolunda önemli bir adım atılmış olacak."

DEV KÜLTÜR VE SANAT PROJELERİ YOLDA

Yetkililer, "İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olması çerçevesinde düzenlenecek etkinlikler hakkında, şu bilgileri verdi: "İstanbul'un adı, tüm dünyada kültür ve sanatla anılacak. AB adaylık sürecinde Türkiye'nin sembolü İstanbul'un aslında Avrupa kültürüyle yüzyıllardır karşılıklı etkileşim halinde olduğu projelerle ortaya konulacak. Kültürel miras sürdürülebilir bir biçimde yönetilecek, kenti daha da bir çekim noktası haline getirecek."

KÜLTÜREL DİNAMİZM VE İSTİHDAM

İstanbul; kentsel dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlara kavuşacak. Kültür varlıklarımızın korunacağı ve sergileneceği yeni müzeler kurulacak, tarihi binalar yenilenecek ve yeni işlev kazandırılarak halka açılacak. İstanbullular farklı sanat disiplinleriyle kucaklaşacak. Genç ve yetenekli insanlar sanatsal yaratıcılıkla daha yakın bir ilişki kurma olanağına kavuşacak. İletişimden organizasyona, eğitimden tasarıma, yönetimden yaratıcılığa pek çok kişi için istihdam yaratılacak.

İSTANBUL MARKASI PARLAYACAK

Kültür ve sanat projelerini izlemek için gelenler İstanbul'un kültürel zenginliğini, camilerini, kiliselerini, saraylarını, müzelerini de gezecek. Kültür turizmi hareketlenecek, gelişecek. Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinden pek çok kültür sanat insanı, yazılı ve görsel basın mensupları İstanbul'a gelecek. Bu çerçevede İstanbul'un tanıtımına ve marka haline gelmesine olumlu katkı sağlanacak.

GURUR DUYULACAK KÜRESEL BİR METROPOL

Avrupa Kültür Başkenti seçilmek Avrupa ile kültürel ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesine katkıda bulunacak. Yeni yapısal çalışmalarla, yöneten ve yönetilenler hep birlikte, el ele, bilgi ve deneyimlerini paylaşırken gelecek için kalıcı ve sürdürülebilir bir modelin de oluşmasını sağlayacak. İstanbullular kentlerinin güzelliği ve sahip olduğu değerleri keşfederken böyle bir kentte yaşadıkları için gurur duyacaklar.

AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ FİKRİNİN GELİŞİMİ

Avrupa Kültür Başkenti fikri, ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür Bakanı Melina Merkuri tarafından ortaya atıldı. Aynı yıl AB Konseyi, projenin kapsamını belirledi ve uygulamaya koydu. 1985'ten 2000 yılına kadar AB'ye üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi. 2000 yılına gelindiğinde, yeni binyıl nedeniyle Avrupa Kültür Başkenti unvanı hem birden fazla kente, hem de AB adayı olan ülkelerin kentlerine de verilmeye başlandı. Daha önce bu unvanı alanlar arasında, Atina (Yunanistan), Floransa (İtalya), Amsterdam (Hollanda), Berlin (Almanya), Paris (Fransa), Madrid (İspanya), Lizbon (Portekiz), Selanik (Yunanistan), Brüksel (Belçika) gibi kentler bulunuyor.
(Haber kaynağı: Zaman)

SON ANALİZ:

İstanbul, Türkiyemizin kalbi ve vitrini olarak küresel bir cazibe merkezi olmak zorunda. İstanbul, 21. yüzyılda her açıdan dünyanın en iyi şehir markalarından biri olmalı.

Bunun yolu da kültürden, sanattan, tasarımdan, markalaşmadan, inovasyondan, ekonomik kalkınmadan, eğitimden, kültürel çeşitlilikten, hoşgörüden, medeniyet birikiminden, şehir tasarımından, ARGEden, insana yatırımdan, kent bilincinden, finansal gelişimden, yatırımdan, yaşam kalitesinden, ekolojik dengeden, bilimden, teknolojiden, kozmopolit esneklikten, sevgiden, çevre planlamadan, yeşili korumadan, dünya çapında üniversitelerden, sürdürülebilirlikten geçiyor. İşte bunları başarabildiğimiz ölçüde sadece Avrupa'nın değil tüm dünyanın gerçek kültür başkenti haline gelebiliriz.

Thursday, August 20, 2009

EĞİTİMDE SÖĞÜT METAFORUNUN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI: İNSAN YETİŞTİRMEK VE AĞAÇ YETİŞTİRMEK

İnsan ve ağaç yetiştirmek arasındaki benzerlikleri hiç düşündünüz mü?

Bu yazıda sizlerle Montreal’deki Söğüt Okulumuzda geliştirdiğimiz eğitim modellerinden birini paylaşmak istiyorum. Okulumuzun ismi “Söğüt”, hem Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yere işaret ediyor, hem de Söğüt ağacının çağrışımları bize eğitim adına ilham veriyor.

İnsan yetiştirmek tabii ki ağaç yetiştirmekten çok daha zor. Ama yine de bir analoji kuralım ve ağaç yetiştirmeyi inceleyerek çocuk yetiştirme ile ilgili çıkarımlar yapmaya çalışalım. Çocuklarımız da ilgi ve bakım isteyen söğüt fidanları gibi.

Aşağıdaki benzerlikler çocuk yetiştirme adına ve pedagojik açıdan bizlere çok kritik açılımlar sağlayabilir. Bu yazı özellikle anneler babalar ve öğretmenler tarafından dikkatle okunmalıdır.

İnsan ve ağaç yetiştirme arasında (en az) dokuz benzerlik var:

1) “Bitkilerin güneşe ihtiyacı olduğu kadar insanların da sevgiye ihtiyacı vardır.”

İlk maddemiz yetişme ortamıyla ilgili. Bitkilerin ve ağaçların yetişme ortamında olmazsa olmaz bileşen nasıl güneş ise, insanların yetişme ortamında da olmazsa olmaz bileşen sevgi. Bazısının daha az, bazısının daha çok ihtiyacı olabilir ama bu bileşenler olmazsa olmaz. Çünkü büyümeyi ve olgunlaşmayı sağlayan onlar. Sevgiden ve ilgiden mahrum çocuklar sağlıklı bir duygusal gelişim gösteremezler. Sevgi, çocuklarımız için en az güneş kadar değerli ve gerekli.

2) “Bitkiler ışık ile büyür ve gelişir, insanlar da bilgi ile büyür ve gelişirler.”

İkinci maddemiz de yetişme ortamıyla ilgili. Bitkilerin yetişme ortamında ışık ne kadar önemliyse, insanların yetişme ortamında da bilgi ve öğrenme o kadar önem taşıyor. Bilgi ve öğrenme, çocuklarımızın gelişiminde en kritik öğeler. Burada da eğitimin kritik rolü ortaya çıkıyor. Bilgi ve eğitim ışığı ile aydınlanan çocuklarımız, büyüdüklerinde içlerindeki bilgi ve bilgelik ışığını yayarak etraflarını aydınlatacaklar.

3. “Bitkiler de, çocuklar da büyüme ve gelişme ihtiyacı duyarlar.”

Söğüt, zaman içinde gelişir ve boy atar. Bitkilerin gövdesinin büyümesi ve gelişmesi için nasıl gübreler ve nitrojen gerekiyorsa, çocuklarımızın büyümesi ve gelişimi için de bilgi ve yetenek kazanımı şarttır. Çocuklarımızın gelişimi de ağaçlarınki gibi çok dallı, yani çok boyutludur. Bütün dallara veya boyutlara dikkat etmek gerekir: Duygusal, zihinsel, ruhsal, fiziksel gelişim ayrı ayrı önem arzeder. Bu boyutlardan biri dahi ihmal edilecek olsa çocuğun o dalı güdük kalır ve bir gün bir fırtına anında kırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

4) “Ağaçlarda da çocuklarda da kök çok önemlidir. İkisi için de nerede olduğunu bilmek, sağlam bir duruşa sahip olmak, toprağını bilmek kritiktir.”

Ağacın kökleri ne kadar sağlamsa o kadar boy salar ve hayatta kalırlar. Söğüt ağacını düşünün. Osmanlı Devleti’nin Söğüt’ten ortaya çıkışını düşünün. Kökleri sağlam olmayan bitkiler kuvvetli rüzgar veya fırtınada sökülmeye mahkum olurlar. Çocuklarımız için de sağlam bir ahlaki temele, inanca ve değer sistemine sahip olmak en az bu kadar kritiktir. Zemin ve temel sağlam ise, üzerine bina edilen bilgi ve tecrübe de sağlam olacaktır. Bu temelin sağlam atılabilmesi, aile içindeki ahlak ve karakter eğitimine bağlıdır. Bu konuda da bahçıvan konumundaki anne ve babalara çok görevler düşmektedir. Çocuğun dilini, dinini, inancını, kültürünü, milletini, değerlerini öğrenmesi için anne ve babaların çok gayretli ve hassas olmaları gerekmektedir. Bu bilinçlendirme de çok küçük yaşlardan itibaren başlar ve anne – babanın kendi davranışları çocuk tarafından doğrudan öğrenilir ve taklit edilir. Anne baba ne kadar sağlam duruyorsa, çocuk da o kadar sağlam durmayı ve prensiplerine bağlılığı öğrebir.

5) “Bitkiler dik durmak için suya ve neme ihtiyaç duyarlar. İnsanlar ise morale ve teşviğe.”

Susuz bitki yetişmez. Söğütler su ister. Moral, teşvik, yönlendirme ve cesaretlendirme olmadan da insan gelişemez. Suyu azalan bitkiler hücrelerine besleyici maddeleri gönderemez, boyun eğer, canlılığını kaybeder ve solmaya yüz tutarlar. Moral, onay ve teşvik olmadan da insanlar aynı şekilde canlılığını kaybeder ve boyun bükerler. Özellikle de çocukların sağlıklı gelişimi ve kendilerine güven kazanmaları açısından, onların sürekli teşvik edilmesi, yönlendirilmesi, onlara güvenilmesi ve onlara destek olunması şarttır. En güçlü ve en fazla kendine güvenen insanlar bile kimse onlara inanmaz ve destek olmazsa umutlarını kaybederler; alaycı, kötümser, soğuk ve geçimi zor hale gelirler. Bu yüzden, çocuklarımızın gelişimini ve başarısını istiyorsak onları olumlu olarak sürekli teşvik etmeli, desteklemeli ve cesaretlendirmeliyiz. Çocuklarımız, onlara inandığımızı, onlara güvendiğimizi ve sonuna kadar arkalarında olacağımızı hiç unutmamalılar.

6. “Bitkiler de insanlar da gelişmek için yeterli bir alana ve uygun bir çevreye ihtiyaç duyarlar.”

Söğüt, uygun toprakta yetişir. Bitkiler kendilerine ayrılmış olan bir alanda ve toprakta büyür, serpilir ve gelişirler. Aynı şekilde çocuklarımız da özenli bir aile ortamının sıcaklığında, ancak esnek koşullarda ve dengeli bir özgürlük alanı içerisinde gelişirler, beceri kazanırlar ve hayatı öğrenirler. Çocuklarımızın gelişmesi için bir serbestiyet ve sorumluluk alanına ihtiyaçları vardır. Anna ve babalar çocuklarını fanusta veya serada aşırı koruyucu bir tarzda yetiştirmekten acilen vazgeçmelidirler. Çocuklarının uzun vadede iyiliğini ve başarısını düşünen anne ve babalar, onların esneklik ve sorumluluk alanlarını çoğaltmalılar. Çocuğunuza güvenin, ona kontrollü bir serbestlik tanıyın ve ona görevler vererek sorumluluk almasını sağlayın. Bırakın çocuğunuz yer yer hata yapsın, düşsün, kalksın, oynasın, hayatı keşfetsin, risk alsın, kendi başına karar vermeyi ve hareket etmeyi öğrensin, davranışları sonucunda hesabını kendisi versin. Bırakın çocuğunuz bazen misafir odasını orayı burayı karıştırsın, keşfetsin, öğrensin, oynasın. Aşırı kurallar, aşırı baskı, denetim ve aşırı koruyuculuk hiçbir zaman çocuğunuzun iyiliğine ve yararına değildir. Burada vurgulamak istediğim eğitim modeli, katiyyen “saldım çayıra mevlam kayıra” tarzı bir boşverme değildir; tam tersine yol gösterme, anlayış, şefkat, sevgi, sorumluluk, şefkatli disiplin gibi öğelerden oluşan dengeli ve dinamik bir süreçtir.

7) “Ağaç yaş iken eğilir. Erken zamanlar en hassas ve en kritik zamanlardır. İlk zamanlarda fazla koruma, yaslanma, destek ihtiyacı duyan fidanlar, zaman geçtikçe güçlenir ve kendileri ayakta durabilir hale gelirler.”

Söğüt, destek ister. İlk zamanlarda bitkilerin kökleri ve gövdesi sağlam değildir, bu yüzden fidanlar bir sırığa yaslanmak zorundadırlar. Benzer şekilde, bebekler ve küçük yaşta çocuklar sürekli anne baba ilgisine, şefkatine, korumasına, sevgisine muhtaçtırlar. Erken yaşlar çocuğun gelişimi açısından her yönden önem taşırlar. AÇEV’in defalarca vurguladığı gibi “7 yaş, çocuğun okula başladığı yaştır. Ancak o zamana kadar çocukların zihinsel, bedensel ve dil gelişimi büyük ölçüde tamamlanır. Bu nedenle, çocuğu desteklemek için okula başlamasını beklemek ÇOK GEÇ!” Topluma katılımcı ve girişimci çocuklar yetiştirmek istiyorsak, çocuğun gelişimine zihinsel, bedensel, duygusal ve ruhsal açılardan çok boyutlu olarak bakmalıyız. Gelişimin çocuğun beslenmesi, sağlığı ve çevre koşulları ile topluma katılımı, oyun olanakları, kişilik gelişimi, karakter, gördüğü bakım ve ilgi dahil çok kapsamlı bir denklem olduğunu bilmemiz ve bu alanların hiçbirini ihmal etmememiz gerekiyor. Zaman geçtikçe ağaçlar nasıl kendi başlarına ve desteksiz ayakta durabiliyorlarsa, kendi besinlerini bulabiliyorlarsa, kök salıyorlar ve serpiliyorlarsa; biz de çocuklarımızı ve gençlerimizi bağımsız olarak hareket edebilecek özgürlük ve sorumlulukta yetiştirmeliyiz. Liderlik, sorumluluk, takım çalışması, girişimcilik gibi becerileri çocuklarımıza kazandırmak için onlara görev ve sorumluluk vermeli ve gelişim ortamları hazırlamalıyız.

8) “Uygun tohum, ancak uygun toprakta, iklimde ve şartlarda yetişir. Her tohumun ayrı özellikleri vardır ve içinde saklı olanlar boy atıp serpilir ve gelişir. Aynı şekilde her çocuğun da içinde saklı olan yetenekler, beceriler, yatkınlıklar farklı farklıdır. Her çocuğun ayrı kişilik özellikleri vardır.”

Söğüt, kendi özelliklerine uygun bir zemin arar. Her tohum başka başkadır. Çınar tohumundan ancak çınar çıkar, söğüt tohumundan da söğüt ağacı boy atar. Söğüt tohumundan zorla çınar çıkarmak ne kadar anlamsız ise, çocuklarımızın kişilik özelliklerini gözardı ederek onlara sevmediği bir mesleği veya rolleri dikte ettirmek o kadar anlamsızdır.

9) “İnsanların da bitkilerin de tam olarak potansiyeline ulaşmaları uzun zaman alır, büyük emek ve sabır ister, zorlu bir süreçtir.”

Osmanlı çınarı Söğüt’ten filizlendi, boy attı ve 700 yılı aşkın bir sürede dünyaya yayıldı. Bir ağacın, mesela bir ulu çınarın, yetişmesi ve o haşmetine ulaşması yıllar alır. Bir ağacın yetişmesi ancak doğru çevrede, doğru tohum ile, doğru toprakta, doğru yöntemlerle, doğru zamanda ve doğru iklimde meydana gelir. Bu süreç de yıllarca süren bir gelişim, dönüşüm, etkileşim ve emek sürecidir. Yıllar sonra potansiyeline ulaşan, o köklü ağaç, gölgesinde nice yıllar nice insanlara, kuşlara, hayvanlara hayat verir. İnsanlar da böyledir. Beşikten mezara insan ne zorlu süreçlerden geçer. Bir çocuğun büyümesi için inanılmaz bir anne sevgisi ve fedakarlığı, yıllarca süren aile sıcaklığı, sevgisi ve desteği, yıllarca süren bir eğitim gerekir. Eğitim ve sevgi beşikten mezara dek sürer. Sonunda da yetişen insan, çevresindeki başka insanlara ve kendi çocuklarına hayat verir, faydalı olur, destek sağlar ve ışığını yansıtır. Ağaca giden emek nasıl zayi olmaz ise, insana yatırım da hiçbir zaman boşa gitmez, er ya da geç meyvesini verir.

Geleceğimizin umudu, yarınlarımızın teminatı çocuklarımız, nazlı birer Söğüt fidanı gibidirler. Şefkatli, idealist, bilinçli, vizyoner, fedakar, sevgi dolu bahçıvanlara ihtiyaç duyarlar. Ne mutlu söğütler yetiştiren öğretmenlerimize, eğitimcilerimize, anne ve babalarımıza!

Wednesday, August 19, 2009

Yarının Yenilikçi Eğitim Projeleri Başlatmak

2008 TED Konferansında TED Ödülü’nü kazanan Dave Eggers, Amerika’da devlet okullarında eğitimin kalitesini arttırma hedefini kafaya takmış.

TED Ödülü’nün özelliği şu: Bir idealinizi dünya ile paylaşıyorsunuz ve TED size bu idealinizi gerçekleştirmek için 100 bin dolar veriyor. Daha da önemlisi, TED kaynaklarını ve networkunu size açıyor.

Dave Eggers’ın amacı da vatandaşları bölgelerindeki devlet okuluna katkıda bulunmaya teşvik etmek ve davet etmek.

“Once Upon A School” (Bir Zamanlar Bir Okul) projesinin amacı devlet okullarını idealizm ile, yeni bir enerji ile, kreatif düşünce ile ve sosyal yenilik projeleri ile geliştirmek, masal güzelliğine ulaştırmak.

Bu amaçla açılan portalda okullarda uygulanan ve dünyaya örnek olabilecek yaklaşık 250 sosyal yenilik projesi var. http://onceuponaschool.org/.

Her eğitimcinin siteyi incelemesini tavsiye ederim. Ortaya konan yenilikçi projeler size geniş bir perspektif, taze bir enerji, eğitim adına yeni bir umut ve bol sayıda kreatif fikir sağlıyor.

Mesela, bir okulda çocuklar teknoloji laboratuvarlarını gezdikten ve elektronik cihazların nasıl çalıştıklarını öğrendikten sonra sonra eski elektronik eşyaları okula getiriyor, parçalarına ayırıyor, yeniden birleştiriyor ve eğlenceli şekilde kendi aletlerini tasarlıyorlar.

Başka bir okulda çocuklar çocuk hastanesini ziyaret ediyorlar, orada gönüllü çalışarak hasta çocuklara yardım ediyor, onlarla arkadaşlık geliştiriyorlar. Benim en beğendiğim projelerden bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum:

· Nepal’de açılan çocukların yeteneklerinin ve güçlü yönlerinin tesbit edildiği, geliştirildiği, kariyer yönlendirmenin yapıldığı ve çocuklara özel koçluk sağlanan “Hayal Merkezleri”.

· Kenya Nairobi’de sokak çocukları için açılan Öğrenme, Girişimcilik ve Para Kazanma merkezleri, onlara hayat boyu kullanabilecekleri temel becerileri, okuma yazmayı, el işleri yapmayı, dikiş dikmeyi, takı yapmayı, ürün geliştirmeyi öğretiyor. Çocuklar hem ustalardan zanaat öğreniyorlar, hem beceri geliştiriyorlar, hem iş kuruyorlar, hem ailelerine para kazandırıyorlar.

· Bir öğretmen ilkokulda çocuklara kreatif düşünceyi, stratejik düşünmeyi, potansiyellerini keşfetmeyi, aklın gücünü öğretmek için kullanılmayan bir sınıfı satranç tahtası şekline getiriyor. Öğrenciler renkli giysiler tasarlayıp giyerek farklı satranç taşları oluyorlar ve oyun oynarken hayatı keşfediyorlar.

· Bir okul bilimi çocuklara sevdirmek için her bir bilim dersinin bütün materyallerini ayrı bir eğlenceli bilim kutusuna topluyor. Her bilim aktivitesinde uygulama, oyun, proje üretme, video ve sunum da oluyor. Gönüllü anne babalar da ayda bir gün işyerlerinden izin alarak misafir eğitimci olarak uzmanlık geliştirdikleri alanlarda çocuklara bilim/sanat/tasarım dersleri veriyor. Proje sonucunda okulun bilim olimpiyatı başarısı yüzde 200 artıyor.

· California’da bir okul yılın bir gününü hizmet ve sosyal sorumluluk günü ilan ediyor. O gün bütün öğretmenler, bütün öğrenciler ve bütün çalışanlar toplum için hayırseverlik projeleri yapıyorlar. Bir günde toplanan bağışlarla yüzden fazla çocuğa burs sağlanıyor, bir multimedya lab kuruluyor, ve bölge okullarına 75 bilgisayar bağışlanıyor. En önemlisi, her çocuk erken yaşta bir mum yakmayı ve topluma katkıda bulunmayı öğreniyor.

· Bir girişimci, evlat edindiği sokak çocuğuna girişimciliği öğretiyor ve iş kurmasını sağlıyor. Başarılı olunca da bölgesindeki okuldaki gençlere girişimcinin düşünme şeklini, becerilerini ve mantığını öğretmeye karar veriyor. Sabah bir saat erken gelen gönüllü gençlere gerçek girişimcilik projeleri yaptırıyor ve onların kendi işlerini kurmasını sağlıyor. Başarılı olmuş girişimciler ile öğrenciler buluşturuluyor ve usta-çırak ilişkisi içinde onlardan ders alıyorlar. Her genç yaratıcı fikirler üretmeyi, iş planı yapmayı, iş planını sunmayı, sermaye bulmayı öğreniyor. En iyi iş planları ve iş fikirleri ödüllendiriliyor.

· Amerika’da organik ve taze ürünlerle kaliteli yemek yapan dünyaca ünlü bir restoranın sahibi, çocukların okullarda sağlıksız ve donmuş yemekleri düşünmeden ve acele ile yediklerini gözlemliyor. “Yemek yemek çok değerli bir insan deneyimidir. Çocuklarımız adabı, ahlakı, ekolojiyi, sürdürülebilirliği, iyi insan olmayı, çevreyi korumayı, doğal dengeyi sofrada öğrenirler” diye düşünüyor ve restoran olarak çocuklara taze, lezzetli, organik öğle yemeği sağlıyor. Fast food akımına karşı “yavaş yemek” hareketini kuruyor ve yöredeki çiftçilerle beraber yemekte kalitenin, sürdürülebilirliğin, tazeliğin mücadelesini başlatıyor.

· Bir beden eğitimi öğretmeni “İçeride Çocuk Kalmasın” kampanyası ile çocukların oyun alanlarına, parklara, doğaya çıkmalarını ve bol bol spor yapmalarını teşvik ediyor. Amaç çocukların daha sağlıklı yaşamalarını, spor alışkanlığı kazanmalarını, şişmanlık, oburluk, bilgisayar ve TV bağımlılığı gibi tehlikelerden uzaklaşmalarını sağlamak. Ailelerle beraber her pazar okul piknikleri ve doğa gezileri düzenleniyor. Piknikleri çocuklar aileleri ile beraber organize ediyor. Çocuklar için bahar ve yaz spor kampları, oyun kampları, turnuvalar düzenleniyor. Takım çalışması ve iletişim dersleri dışarıda çimenlerde veya parklarda yapılıyor. Ağaç ve yeşil sevgisi doğanın içinde kazandırılıyor. Her çocuk mutlaka kendi ismiyle ağaç dikiyor. Her çocuğa toprak veriliyor, ekmesi ve sebze yetiştirmesi sağlanıyor.

· Bir okul çocuklara yemek yapmayı öğretmek ve sağlıklı yeme alışkanlığı kazandırmak için iki haftada bir çocukları gruplar halinde gönüllü velilerin evine götürüyor. Veli, çocuklara sebzeleri-meyveleri, malzemeleri yıkamayı, vitaminleri, yemek hazırlamayı öğretiyor. Sonra çocuklar hep beraber yaptıkları yemeği yiyor. Kendileri yemek yaptıkları için çok daha iştahla yiyorlar. Öğrenciler yemek yapma ve ev işlerine yardım etme becerisi kazanıyorlar. Bu ev dersleri, bahçe işleri, sebze yetiştirme, tamir yapma, ağaç dikme, çiçek yetiştirme, ev dekorasyonu, temizlik gibi konularda da yapılıyor.

· Bir balıkçı, okulundaki öğrencilere uygulamalı olarak her yıl bot yapmayı ve balık tutmayı öğretiyor. Botu hep beraber yapıyorlar ve açık arttırmayla okul yararına satıyorlar. Çocuklar el becerilerini, marangozluğu, balıkçılığı öğreniyorlar.

· “Mindgym” adı verilen programda çocuklar güncel olaylara, haberlere, insan davranışlarına sosyal bilimleri kullanarak farklı açılardan bakmayı öğreniyorlar. Sorgulama, eleştirel düşünme, problem çözme becerileri çocuklara örnekler ile kazandırılıyor. Programda tiyatrolar ve videolar da yoğun olarak kullanılıyor. Çocuklar tiyatro yaparak olayları ve insan davranışlarını yorumluyorlar. Çocuklar beyni farklı çalıştırmayı, gözlem yapmayı ve insan psikolojisini uygulamalı olarak öğreniyorlar.

Friday, July 31, 2009

TASARIM UFUK TURU: TED Konferansları ve IDEO'nun Başarı Sırları

Bu yazımda dünyada tasarım alanında çığır açan bir konferans ve bir şirketten bahsetmek istiyorum: TED ve IDEO.

İkisini de yakından takip etmenizi öneriyorum. İki kurumu da McGill Üniversitesi'ndeki derslerimde öğrencilerime tanıtıyorum.

Dünyanın tasarım gündemi hızla değişiyor, Türkiye'deki profesyoneller olarak bu gelişmeleri çok yakından takip etmeliyiz.

1. TAVSİYEM: TED KONFERANSLARINI TAKİP EDİN!

21. yüzyılda bilim, sanat, ve tasarım dünyası kökten değişimlere sahne oluyor. Bu değişimin dinamiklerini anlamak için sadece TED konferanslarını takip etmeniz yeterli. (http://www.ted.com/).

TED, teknoloji (Technology), eğlence (Entertainment) ve tasarım (Design) sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor. TED, dünyanın en büyük ve en yenilikçi medya, tasarım, sosyal yenilik, inovasyon ve teknoloji kongresi olma özelliğini taşıyor. Her yıl California’da toplanan yaklaşık 5000 kişi 3-4 gün boyunca her biri 18’er dakika süren uçuk kaçık sunumları dinliyor. 18 dakika süren bu sunumları her yıl 100’e yakın bilim adamı, guru, sanatçı, tasarımcı, teknoloji uzmanı, girişimci yapıyor.

TED'in 500'e yakın videosu var. McGill'deki derslerimde TED'in bu videolarını kullanıyorum. TED konferanslarının her birine katılmanın maliyeti 10 bin dolar civarında. Ancak bütün bu konferans videoları dünyaya açılmış durumda. Tıpkı MIT'nin bütün derslerini ücretsiz Internete açması gibi (MIT Openware) bu müthiş bir eğitim fırsatı. Kendi kendinizi eğitmek için artık binlerce dolar ödemenize gerek yok. 50 bin dolar değerindeki TED videoları bütün dünyaya açık, sizlere açık; parmaklarınızın ucunda:


Sizlere tavsiyem haftanın bir günü 2-3 saatinizi kişisel gelişiminize ayırın ve bu konuşmalardan bol bol izleyin. Bir süre sonra beyninizin iyice açıldığını, yeni fikirler ve ilhamlar ile dolduğunuzu göreceksiniz.

2. TAVSİYEM: IDEO FİRMASINI YAKINDAN İNCELEYİN!

Bu arada mutlaka takip etmenizi önerdiğim bir şirket var: IDEO. Dünyada tasarım düşüncesini belki de en iyi hayata geçiren firma bu. Stanford'da Graduate School of Design'ı kuran David Kelley'nin müthiş başarılı firması.

IDEO'nun başarı öyküsünü merak ediyorsanız mutlaka şu kitabı okuyun: "The Art of Innovation" (Tom Kelley ve Jonathan Littman).

IDEO'nun başarısı aynı zamanda ABC NEWS tarafından bir haber dosyası ve belgesel haline getirildi. McGill'de derslerde öğrencilerimizle paylaştığımız bu harika eğitim videosunda IDEO ekibi 5 gün içerisinde alışveriş arabalarını sıfırdan yeniden tasarlıyorlar. Müthiş eğlenceli ve ilham verici bir video.

Sizin için videonun Youtube bölümlerini buldum, bu siteye video ve sunum eklemiyorum, ama aşağıdaki üç linkten bu harika programı izleyebilirsiniz:

DÜNYANIN EN İYİ TASARIM FİRMASI IDEO'NUN BAŞARI SIRLARI




HER İŞYERİ GOOGLEPLEX OLSA..

21. yüzyılı şekillendiren motor gücü, hayal gücü ve yenilikçilik olacak. Deneyim ekonomisinde iş hayatı sanki giderek bir tiyatroya dönüşüyor; bilgi ise hayal gücüne. Katma değerin yeni adı, özgünlük ve farklılık. Estetik değer ölçüleri; ticareti, kültürü, kollektif bilinci ve toplumsal yaşamı yeniden şekillendiriyor. Organizasyonlar, iş dünyasını, iş yapma şekillerini ve süreçlerini yeniden sıfırdan tasarlıyorlar.

Google, Pixar ve Apple gibi 21. yüzyıl şirketleri, çalışanlarının kreatif yeteneklerini kullanmak için kampüslere dönüşüyor. İşyerleri Googleplex’te olduğu gibi birer sosyal yenilik, tasarım, ve inovasyon laboratuvarı haline geliyor.
Bu değişimler yeni bir dünyanın habercisi. Bizlere değişen dünyayı çok yakından takip etmek düşüyor. Bu blogdaki videolar bunun için biçilmiş kaftan! İyi ufuklar!

Sunday, July 26, 2009

21. YÜZYILA YÖN VEREN 41 YÖNETİM GURUSU

1. PETER DRUCKER
2. MICHAEL PORTER
3. TOM PETERS
4. ROSEMARY BETH KANTER
5. BILL GATES
6. JOHN WELCH
7. KAPLAN & NORTON
8. HAMEL & PRAHALAD
9. JIM COLLINS
10. JAMES HANDY
11. JOHN P. KOTTER
12. WARREN BENNIS
13. CHRIS AGRYGIS
14. EDWARD DEMING
15. STEVE JOBS
16. ALVIN TOFFLER
17. TONY BUZAN
18. MICHAEL DELL
19. STEPHEN COVEY
20. SUMANTRA GOSHAL
21. EDGAR SCHEIN
22. HENRY MINTZBERG
23. PETER SENGE
24. MIHALY CSIKSCZENTMIHALYI
25. MARGARET WHEATLEY
26. JIM CAMERON
27. JANE DUTTON
28. WILLIAN OUCHI
29. EDWARD DE BONO
30. Kjell NORDSTRÖM & Jonas RIDDERSTRÅLE
31. DAVID KELLEY
32. MALCOLM GLADWELL
33. MARK KRIGER
34. IAN MITROFF
35. PATRICK DIXON
36. JOHN NAISBITT
37. JEFF BEZOS
38. RICARDO SEMLER
39. DON TAPSCOTT
40. KENICHI OHMAE
41. W CHAN KIM & RENEE MAUBORGNE

Thursday, July 23, 2009

A’DAN Z’YE 21. YÜZYILIN YENİ ORGANİZASYONU

21. yüzyılda organizasyonlar farklı bir görüntüye bürünecekler. Çok boyutlu dev değişim dalgalarının ortasındayız. İşte organizasyonlarda yeni paradigmalar ve A'dan Z'ye 21. Yüzyılın Organizasyonlarının özellikleri:

Açık: Açık iletişime sahip, hiyerarşi yerine takım çalışmasına önem veren, rütbeler ve kademeler yerine takım üyeleri barındıran

Barışçıl: Küresel barışa katkı, sosyal sorumluluk, toplumsal katkı, diyalog, küresel işbirliği, kültürler arası iletişim konularına öncelik veren ve çözüme katkıda bulunan

Cesur: Atılım gücü, risk alabilme, inisiyatif, risk alabilme, kriz yönetimi, risk yönetimi, uzun vadeli yatırım yapma, ve stratejik düşünme yetkinliklerine sahip olan
Çevreci: Ekolojik dengeyi korumaya, çevre bilincine, sürdürülebilirliğe, yeniden dönüşüme, yeşil süreçlere, doğa dostu ürünlere saygı duyan

Dengeli: İnsanın fiziksel, duygusal, sosyal, ruhsal, zihinsel yönlerine önem veren ve potansiyellerini dengeleyen

Esnek: Esnek çalışma saatleri, evden çalışma gibi pratikleri benimseyen

Farklı: Farklılaşma, rakiplerden farklı olma, ürünlerde farklılaşma, sıradışı yöntemler
benimseme, orijinal ve sıradışı düşünme, kreatif düşünme yetkinlikleri olan

Global: Küresel liderler yetiştiren, sınırlar ötesi üretim ve küresel pazarlama yapan, ihracatla dış pazarlara açılan

Heterojen: Farklılıklara yer veren, farklı unsurlardan oluşan, farklılıkları zenginliğe çevirebilen

Ilımlı: Farklı görüşlere saygılı, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve eşitlikçi yaklaşımlar benimseyen

İnsancıl: Hümanist yaklaşım benimseyen, empati kültürü yeşerten, insana saygı duyan, çalışanlara değer veren

Kozmopolit: Farklı kültürleri, dilleri, dinleri, ırkları, kimlikleri buluşturan; farklılıkları zenginliğe dönüştüren

Lider: Sektöründe öncü, girişimci, risk alan, bölgesel kalkınmayı tetikleyen

Markalaşmış: Küresel bir marka olan, marka üretme gücü ve potansiyeli olan, markalaşmış ürünleri olan

Network: Küresel işbirlikleri olan, network yaklaşımını benimseyen, kitlesel işbirliğini kullanan, network merkezli inovasyon üreten

Organik: Dinamik, canlılığını sürdüren, kaostan düzen çıkaran, canlı sistemler gibi kendini yenileyen

Öğrenen: Öğrenen organizasyon ilkelerini uygulayan, ARGE fonksiyonuna ve stratejik araştırmaya önem veren

Pozitif: Motivasyon, umut, hayal, erdem, canlılık, azim, ahlak gibi pozitif değerleri yeşerten

Referans: Alanında kalitenin ölçüsü haline gelmiş, toplam kalite felsefesini, kaizen ilkesini uygulayan, sektöründe kuralları koyan

Sanal: Uzaktan öğrenmeyi, e-öğrenmeyi, Internet bazlı süreçleri, web tabanlı teknolojileri, dijital bilgi teknolojileri stratejik olarak kullanan

Şampiyon: Küresel, milli ve bölgesel başarılar kazanan, rekabetçi, sektöründe lider

Takım: Dayanışma ruhuna ve yardımlaşma kültürüne sahip, takım ruhuna ve üyeler arası uyuma önem veren

Uyumlu: Değişime adapte olan, hızlı, strateji geliştiren ve yeniliklere uyum sağlayan

Üretken: Prodüktivite, verimlilik, zaman yönetimi, kaynak yönetimi, toplantı yönetimi konularında açılımcı

Vizyoner: Geleceği gören, sektöründe vizyon çizen, vizyoner yöneticilerin önünü açan

Yenilikçi: Sosyal yenilik üretimine öncelik veren, yenilikçi ürünler ve hizmetler sunan

Zirveleşen: Etik değerlere, ruhsallığa, ahlaka, sosyal sorumluluğa önem veren

Sunday, July 19, 2009

UFUK TURU 2

Ufuk Turu yazısının ikinci bölümü ile devam ediyoruz. Yöneticinin Vizyonu eğitim notlarından derlenen bu notlarda 21. yüzyıl için disiplinler arası kapsamlı ve hızlı bir ufuk turuna çıkacaksınız.

Geleceğin altın yakalı profesyonelleri sürekli öğrenmek ve kendilerini geliştirmek zorunda. Her ay İşletme, Liderlik, Organizasyon, Yönetim, Psikoloji ve Sosyal Bilimler alanlarında BİNLERCE yeni makale ortaya çıkıyor.

Paradigma değişimini kavrayabilmemiz ve çağa ayak uydurabilmemiz için yeni düşünme araçlarına ve becerilerine sahip olmamız gerekiyor. Sentezci, analitik, eleştirel, dinamik, kaotik, adaptif, holistic, dinamik, kreatif, sistemci ve kompleks düşünme..

Değişimi yakalamanın yolu yepyeni kavram kaplarının farkında olmak ve bilgi dağarcığımızı genişletmekten geçiyor. Aşağıdaki konularda bol bol okuyun, araştırın ve kavram kaplarınızı derinleştirin.

İNSAN KAYNAKLARI

Çalışan hakları ve katılımcılığı
İş yaşam dengesi ve esneklik
Sendika ilişkileri
Sorumlu işten çıkarma ve küçülme stratejileri
Empowerment (güçlendirme?)
Proje takımları (crossfunctional teams)
Kurum kültürü (organizational culture)
Duygusal Zeka (emotional intelligence -EQ)
360 Degree Feedback
E-Recruitment
Job Enrichment
Teori Z
Alternatif Çalışma Programları
Esnek çalışma saatleri: flextime
Evden çalışma: telecommuting
Sıkıştırılmış iş günleri: condensed work days
Yarı zamanlı iş: part-time
İş paylaşımı: job sharing

ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ

Örgütsel adalet ve işyerinde farklılıklar
İnsana değer veren kurumlar
Çalışanların motivasyonu ve bağlılığı
Ruhsallığa yer verme ve saygı
Liderlik, sanat, etik ve tefekkür

STRATEJİ

Sorumlu ve dengeli büyüme
Yönetişim kavramı (corporate governance)
Fair play, haksız rekabeti önleme
Geri kalmış bölgelerde uyulacak kurallar
Yeni ortaya çıkan pazarlarda faaliyet standartları
Toplam kalite, değer katma, müşteri memnuniyeti, hizmet üzerine vurgu
Network İlişkileri: stratejik işbirlikleri
Joint venture ortaklığı (sinerji, güven, paylaşım)
Sosyal sorumluluk ve iş ahlakı
3 E’s: environment, education, ethics
MRP, ERP, JIT sistemleri
Bilgi yönetimi, öğrenen organizasyonlar
Niş yakalama, CRM, customization
Strateji: SWOT Analizi

HALKLA İLİŞKİLER

Kurumsal imaj ve kurumsal kimlik
Paydaşlarla pozitif ilişkiler
Sosyal katkının ölçülmesi ve belirtilmesi
Paydaş yönetimi
Kurumsal entegre iletişim

İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ

Internet denen küresel süper beyin
Uydu, telefon, TV, kablosuzlar, ve multimedyanın buluşma platformu
Ses, data, video, grafik, yazı ve resim bileşimi süper bilgiye hızlı erişim
Network devrimi
Internet: süper hızlı, kaotik, dinamik, esnek, canlı, nonlineer, interaktif, çok katmanlı bir ekosistem

BİYOTEKNOLOJİ:

İnsan Genomu projesi ile insan genetik kodlarının modellenmesi ve haritalanması
Post-genom dönem
Sağlık sektöründe köklü değişim
DNA düzeyinde yaşam tasarımı
Hastalıkların önlenmesi yanında yeni ilaçlar ve yeni yiyeceklerin icadı
Moleküler manipülasyon
Biyoçiplerin (yeni sentetik biyolojik maddelerin) keşfi
Fizyolojik sistemleri modelleme için gereken ileri hızlı bilgisayar kapasiteleri.

NANOTEKNOLOJİ:

Maddenin atomik düzeyde manipülasyonu
En ileri ve en zor dizayn teknolojisi
Kuantum dünyasına dalış
Mikro düzlemde şekil verme, icat, fabrikasyon ve tasarım imkanları
Malzeme biliminin yeniden tanımlanması
DNA fabrikasyonu
İğne ucu kadar robotların kalp ameliyatlarını yapabileceği bir devir

EPİSTEMOLOJİ

Bilmenin Farklı Yolları: 6I

IMAGINATION: Kreatif vizyon ve hayal gücü
INSPIRATION: Ruhtan gelen ilhamlar, duygusal keşifler
INVESTIGATION: An içinde esnek sorma/yanıtlama, deneme yanılma becerisi
INQUIRY: Derinlemesine araştırma, kendini ve kainatı okuma
INSIGHT: Çözücü ve keşfedici bakış
INTUITION: Altıncı his, seziş

TEKNOLOJİ

Genetik: HGP, kopyalama
Biyoteknoloji: tıp, yaşam bilimleri, tarım (İsrail)
Mikroelektronik: çipler her alanda (Intel)
Malzeme Bilimi: polimer ve plastikler (3M)
Yazılım: Hindistan atağı
Bilim- yenilik- teknoloji- üretim- pazarlama zinciri
Üniversite - iş dünyası - hükümet üçgeni
Disiplinlerarası takım çalışması, planlama, vizyon, ödül sistemi, çok çalışma

Saturday, July 18, 2009

UFUK TURU 1

Yöneticilere yıllar önce verdiğim "Yöneticinin Vizyonu" adlı eğitimin notlarını buldum ve sizinle paylaşmak istedim.

Bu yazıda 21. yüzyıl için disiplinler arası kapsamlı ve hızlı bir ufuk turuna çıkacaksınız.

Amacımız, içinde yaşadığımız dünyayı ve bizi bekleyen geleceği daha iyi kavrayabilmemiz için gerekli olan vizyonu ve düşünme becerilerini kazanmak.

Geleceğin altın yakalı profesyonelleri sürekli öğrenmek ve kendilerini geliştirmek zorunda. Her ay İşletme, Liderlik, Organizasyon, Yönetim, Psikoloji ve Sosyal Bilimler alanlarında BİNLERCE yeni makale ortaya çıkıyor.

Hızlı bir değişimin ortasında yer alıyoruz. Paradigma değişimi hayatın her alanında yaşanıyor. Paradigma değişimini kavrayabilmemiz ve çağa ayak uydurabilmemiz için yeni düşünme araçlarına ve becerilerine sahip olmamız gerekir.

Sentezci, analitik, eleştirel, dinamik, kaotik, adaptif, holistic, dinamik, kreatif, sistemci ve kompleks düşünme bunlardan sadece bir kısmı.

Değişimi yakalamanın yolu yepyeni kavram kaplarının farkında olmak ve bilgi dağarcığımızı genişletmekten geçiyor. Aşağıdaki konularda bol bol okuyun, araştırın ve kavram kaplarınızı derinleştirin.

SİSTEM BİLİMLERİ

· Beşinci Disiplin, Yeni bilimler, sistem bilimleri
· Komplekslik bilimleri, Kaos Teorisi
· Quantum Fiziği ve sosyal bilimlerdeki yansımaları
· Emergence: Karıncaların, beyinlerin, şehirlerin ve yazılımların birleşik yaşamları
· Mikrodaki makroyu, makrodaki mikroyu görmek
· Constructivism (oluşturmacı yaklaşım)
· Panarşi Modeli

ULUSLARARASI İLİŞKİLER

· 11 Eylül sonrası yeni dünya düzeni
· Kuzey Güney problemi
· Küresel istikrar ve barış
· Gelişen ve gelişmiş ülke ilişkileri
· Üçüncü dünya ülkeleri gelişimi
· Bilişim, iletişim ve teknoloji devrimi
· Dijitalleşme, network ve yeni ekonomi
· Bilgi ve anlam çağı
· Küreselleşme trendleri
· Yeni açılan pazarlar, Uzakdoğu ve yükselen Çin
· Medeniyetler çatışması ve medeniyetler diyaloğu
· Kapitalizm sonrası yeni arayışlar: Sosyal Kapitalizm
· “The Corporation”: Şirketlerin sosyal sorumluluğu (CSR)
· Sosyal yenilik, kaos ve karmaşıklık
· TEFEN Modeli

EKONOMİ

Gelir dağılımı adaletsizliği
Ekonomik kavramların sosyal etkileri
Mali politikalar ve teşvikler
Dengeli vergi sistemleri
Dengeli ve sorumlu özelleştirme
Devlet özel sektör işbirlikleri
Vergi sistemlerinde adalet ve ahlak
Yolsuzluğun önlenmesi

SİVİL TOPLUM

· Avrupa Birliği ve STKlarımız
· Gönüllülük
· STK yönetimi
· Üçüncü sektör trendleri
· Şeffaflaşma, yeniden yapılanma, reformlar
· Uluslararası NGO’lar
· Sivil toplum, sosyal yenilik ve sosyal liderlik
· Umut verici başarı öyküleri ve kurumsal atılımlar

ORGANİZASYON BİLİMLERİ

· Öğrenen organizasyonlar ve kurumsal zeka
· Değişen iş yaşamı ve iş yapıları
· Yenilik ve teknoloji yönetimi
· Esnek organizasyonlar, alternatif iş modelleri
· Örgüt Geliştirme, kaizen, toplam kalite, yeniden yapılanma
· Strateji
· Benchmarking, outsourcing, downsizing..

KÜRESELLEŞME

Üç büyük güç: ASEAN, AB, NAFTA
MNC: çok uluslu şirketler, global markalar
Yabancı yatırım (FDI: Foreign Direct Investment)
Global medya (CNN, Wall Street Journal, Times)
Global borsalar (NYSE, Nasdaq, global krizler
Uluslarararası örgütlerin yükselişi (BM, IMF, Dünya Bankası) NGO’lar (Greenpeace)
Yeni pazarlar (Emerging Markets): Çin, D. Avrupa..
Glasnost ve Perestroika’nın ardından…
Kuzey - Güney problemi (North - South Gap)
Post-modern terör tehdidi: İkiz kuleler olayı

LİDERLİK VE YÖNETİM

· Liderlik sanatı, liderlik ve sanat
· Etik ve liderlik
· Derin düşünme, ruhsallık ve liderlik
· Yol gösterme ve koçluk (coaching and mentoring)
· Sosyal yenilik ve sosyal liderlik
· Küresel liderlik, kültürler arası liderlik
· Dönüşümcü liderlik

PSİKOLOJİ

· Doğu ve Batı’da insan yaklaşımları
· İnsana bütüncül yaklaşımlar
· Pozitif Psikoloji hareketi
· Kişilik, benlik, ego, davranış
· Fiziksel, duygusal, zihinsel potansiyel

MUHASEBE

Şeffaflık, dürüstlük ve hesap verilebilirlik ilkeleri
Sosyal audit sistemleri
Yeşil muhasebe ilkeleri
Bütüncül maliyet analizleri

FİNANS

Küresel yatırımlar ve nakit akışları
Sosyal yatırımlar ve sosyal risk sermayesi
Bütüncül maliyet analizleri
Uluslararası sermaye ve yatırımlar
Çok uluslu şirketlerin politikaları

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ

Dijital bölünme
Entellektüel varlık hakları, patent ve copyright hakları
Teknoloji transferinin sosyal etkileri
IT gelişmelerinin işyerine olan etkileri
İnternet, güvenlik ve gizlilik konuları
E-ticaret, e-iş, e-learning, e-devlet, e-hayat!
Dijital ve kablosuz teknolojiler
Telekom: EDI, LAN, WAN, ERP
Veri tabanı sistemleri: Oracle, SAP, Linux
Donanım: pattern recognition
Yazılım: Internet temelli
Yapay Zeka (artificial intelligence)
Sanal gerçeklik (virtual reality), simulasyon
TV - video - Internet - bilgisayar bileşimi
Nanoteknolojiler
Quantum Bilgisayarlar

PAZARLAMA

Sorumlu reklamcılık
Sosyal pazarlama ve sivil toplum tanıtım faaliyetleri
Küresel sorumlu markalar
Tüketici haklarına saygı
Etik pazarlama ilkeleri

OPERASYON YÖNETİMİ

Tedarikçi ilişkilerinde risk yönetimi ve hesap verme
İş standartları: Güvenlik ve risk, çocuk emeği, ergonomi
Fabrika kurulması, bölgesel düzenlemeler, çevreye paydaşlara etki
ISO ve toplam kalite standartları

Yarın eğitim notlarına devam edeceğiz..

Monday, July 6, 2009

FAHRİ'NİN 41 LİSTELERİ: DÜNYANIN EN YENİLİKÇİ 41 ŞİRKETİ 2009


41 kere maaşallah:) Bu yazımda 2009’da yenilikleriyle, inovasyon stratejileriyle, farklı fikirleriyle özellikle gözüme çarpan ve hoşuma giden 41 şirketi sizinle paylaşmak istiyorum. Bu liste benim subjektif değerlendirmelerimle şekillenmiştir. Bu şirketleri yakından takip ediyorum; sizin de takip etmenizi öneriyorum. Zira bu şirketler geleceği tasarlayan ve sektörlerini şekillendiren lider firmalar.

Her yıl zaten dünyanın en yenilikçi şirketleri Fast Company, Business Week, ve Wired gibi platformlar tarafından belirleniyor. Bu listelere göz gezdirdiğinizde yılın en iyi çıkış yapan ve küresel platformda dikkatleri üzerilerine toplayan şirketleri görebiliyorsunuz. Daha önemlisi, bu şirketlerin yenilik stratejilerini inceleyebiliyorsunuz. Bu listeyi hazırlarken yukarıdaki listeleri inceledim, ama sonunda ortaya çıkan liste tamamen benim subjektif beğenilerimi ve analizlerimi yansıtıyor. Fahri’nin 2009 en yenilikçi şirket listesine geçmeden önce bu şirketlerin ortak özelliklerine bakalım.

Bu şirketlere baktığımızda bazı ortak motifler görüyoruz. Şirketinizi yenilikçi hale getirmenin sırrı bu altın prensiplerde gizli! İşte yenilikçi şirket olmanın stratejileri:

1. KÜRESEL YETENEK CAZİBE MERKEZLERİ: Bu şirketler dünyanın en iyi yeteneklerini, en zeki insanlarını çekiyorlar. Bu şirketler küresel yetenek cazibe merkezleri. Bu şirketler yaratıcı insanlara değer veriyor ve onların önünü açıyorlar.

2. ÇILGIN PROJELER VE FİKİR GİRİŞİMCİLİĞİ: Bu şirketler çalışanlarının yenilikçi fikirler üretmeleri için onlara her türlü fırsatı sağlıyor ve onların “fikir girişimcisi” olarak çalışmalarını teşvik ediyorlar. Çığır açacak yeni ve çılgın fikirler için her tür ortam, esneklik, bütçe ve teşvik sağlanıyor. Bu firmalarda farklı yenilikler bir arada kullanılıyor ve sektörün önünü açacak yeni ürünler ve hizmetler sürekli geliştiriliyor.

3. HAYALLERİ OLAN İNSANLARIN TAKIM ÇALIŞMASI: Çalışanlar bu firmalardan son derece memnunlar, firmanın parçası olmaktan gurur duyuyorlar. Bu firmalarda hayallerinin peşinden giden çılgın ve enerjik insanlar dolu. Firmalar son derece esnek ve özgürlükçü, sanki kampüs ortamı gibi. Ne hiyerarşinin buz kalıpları var, ne birbirinin ayağına çelme takmaya çalışan statüko bekçileri. Herkes harika bir takımın parçası ve birbirini sürekli destekliyor. Her çalışan, en sevdiği işi yapıyor ve en iyi yeteneklerini kullanıyor.

4. RİSK ALMA VE YENİLİKÇİLİK KURUM KÜLTÜRÜNÜN PARÇASI: Bu firmalar, risk almaktan ve yapılmayanı yapmaktan korkmuyor. Bu firmaların çok farklı alanlarda birbirinden ilginç potansiyel vadeden projeleri var. Projelerin bir kısmı patlasa dahi, başarılı olanlar firmayı şahlandırmaya yetiyor. Bu firmalar, her birimin yeni kurulan bir şirket kadar dinamik ve yenilikçi davranmalarını sağlıyor.

5. SÜREKLİ ARGE DESTEĞİ VE AÇIK İNOVASYON: Bu firmalar, yenilikçi uygulamalarıyla bütün dünyanın dikkatini çekmeyi başarıyor ve yaptıklarını çok iyi tanıtıyorlar. Ayrıca, bu firmalar inovasyon için şirket dışından insanlardan, partnerlerinden, müşterilerinden, paydaşlarından sürekli fikir alıyor ve değerlendiriyorlar. Bu firmalar inovasyonu firmanın duvarlarının dışına çıkarıyor ve küresel beyinden besleniyorlar. Firmanın dışından sürekli bilgi ve fikir akışı bu kurum kültürlerinin vazgeçilmez parçası.

6. MARKAYA BAĞLANAN AKTİF MÜŞTERİLER: Bu firmalar, müşterilerine sıradışı deneyimler yaşatıyor, onların markaya ve firmaya aşkla bağlanmalarını sağlıyorlar. Ayrıca, müşterilerden firmaya sürekli bilgi ve fikir akışı sağlanıyor. Müşteriler tasarım, inovasyon ve üretim aşamalarına aktif olarak katılıyorlar.

7. GRUP DEHASI VE KOLEKTİF KREATİF DÜŞÜNCE: Bu firmalar grup dehasını ve kollektif kreatif düşünceyi destekliyorlar. Çalışanların sürekli öğrenmelerini, yenilik üretmelerini, fikir ve proje üretmelerini, takım çalışması yapmalarını teşvik ediyorlar. Çalışanların entellektüel sermayesine ve profesyonel yetkinliklerine sürekli yatırım yapıyorlar.

8. KÜRESEL KRİZDE İNOVASYONA YATIRIMI ARTTIRMA: En önemli ortak motiflerden biri de şu: Bu firmalar küresel kriz ortamında inovasyona daha çok önem veriyor ve daha fazla fon ayırıyorlar. Bu firmalar, ARGEye ve inovasyona çok ciddi bütçeler ayırıyorlar ve bu paranın uzun vadede firmaya çok daha fazla getirisi olacağını biliyorlar. “Bu krizde ayakta kalalım yeter, ne inovasyonu!” demiyorlar. Tam tersine inovasyonu krizden kurtulmanın en önemli reçetesi olarak kullanıyorlar.

41 kere maaşallah diyerek listeyi açıklıyorum:) İşte Fahri’nin 2009 en yenilikçi şirket listesi ve her şirketin uyguladığı stratejilerden benim gözüme çarpanlar:

1) GOOGLE: Android, Cgrome, Google Book, Google Scholar gibi yüzlerce ürün, hizmetiyle Google, yeryüzünün en sihirli ve imrenilen fikir ve proje laboratuvarı olmaya devam ediyor. Google inovasyon modelini incelemek için başlıbaşına ayrı makale yazmak gerek. Konuyla ilgileniyorsanız McGill’de verdiğim derslerde okuttuğum Harvard Business Review’da yayınlanan “Reverse Engineering Google’s Innovation Machine” makalesini okumanızı öneririm (Iyer ve Davenport, 2008).

2) APPLE: Dahi çocuk Steve Jobs’un sağlık riskine rağmen Apple, iPod ve iPhone gibi moda ürünleri, Mac Book Air gibi trend oluşturan mükemmel tasarımları, dijital müzikte rakipsiz iTunes melodileri ile faaliyet gösterdiği bütün alanlarda çığır açmaya devam ediyor.

3) TOYOTA: Etkili üretim stratejileri, sürekli gelişim felsefesi, yakıt verimliliği, iQ ultrakompak arabası, Prius gibi yeşil otomobilleri, estetik ve fonksiyonel otomobilleri ile Toyota otomobil sektöründe ve bu sektördeki tasarım inovasyonunda dünya lideri.

4) INTEL: Intel, çipte onda bir pil ömrü tüketen son bombası Atom’u piyasaya sürdü – ki bu iPhone ve Blackberry’ler için yeni bir çığır açacak.

5) AMAZON: Jeff Bezos’un ARGEye geçtiğimiz 10 yılda 4 milyar dolar ayıran amiral gemisi Amazon, film indirmeden Kindle elektronik okura yepyeni alanlara yelken açmaya devam ediyor.

6) IDEO: Küresel platformda tasarım düşüncesini yaygınlaştıran tasarım gurusu David Kelley’in bu konuda danışmanlık veren en yenilikçi tasarım danışmanlık firması. Firma, girdiği her alanda çığır açıyor ve sistemleri dönüştürüyor.

7) PIXAR: Steve Jobs’ın çocuğu, Disney’e bağlı faaliyet gösteren animasyon firması. Toy Story, Monsters, A Bug’s Life, Finding Nemo, The Incredibles, Cars, Ratatouille, Wall E gibi müthiş yenilikçi ve eğlenceli filmlere imza atan Pixar, sanat ve teknolojiyi buluşturmak için kolektif dehayı kullanıyor.

8) CISCO: Dev bir şirket, ama dinamik manevra kabiliyeti kazanmak için her biriminin yeni kurulan şirket gibi davranmasını istiyor. Küresel iş planı yarışması düzenleyen Cisco, 104 ülkeden birbirinden ilginç 2500 iş fikri ve planı çekti. Kazanan proje milyar dolarlık iş kapasitesi açabilir.

9) FACEBOOK: 180 ülkeden 150 milyon insana hizmet veren dev firma, bulunduğu bölgede çılgın oyun günleri düzenliyor.

10) NOKIA: E71den N97ye akıllı cihazlar geliştirmeye devam eden Nokia’nın asıl hedefi, multimedya alanında komple hizmet veren ve video-oyun-müzik alanında lider olan dev bir firmaya dönüşmek.

11) STARBUCKS: Müzik piyasasına giriş yapmasından Starbucks kartına kadar bir dizi yeniliğe imza atan Starbucks’ın asıl başarısı kahve içilen mekanı müşterilerin kendi evi gibi hissedebilecekleri, sohbet edecekleri, kitap okuyacakları sıcak bir mekana çevirmek.

12) MICROSOFT: Ofis uygulamalarını Internet ortamına taşımaktan, Microsoft Geleceğin Okulu’nu açmaya kadar Microsoft, dünyayı etkileyen adımlar atmaya devam ediyor.

12) PROCTOR & GAMBLE: Lafley’in inovasyon modelini değiştirip inovasyonu firma sınırlarının dışına taşımasıyla P&G kuantum sıçrama yaptı. “Araştırma Geliştirme” (R&D) modeli yerini “Bağlanma Geliştirme” (Connect & Develop) modeline bıraktı. P&G’deki inovasyon fikirlerinin yüzde ellisinden fazlası firmanın dışından geliyor.

13) HULU: Fox ve NBC’nin birleşerek ortaya koydukları, online videonun standardını yükselten, televizyon şovları ve filmlerin ücretsiz izlenebildiği popüler web portalı.

14) HP- HEWLETT PACKARD: Küresel hizmet firması EDS’yi satın alan HP, Dreamcolor notebook’tan sezgisel dokunmatik uygulamalara kadar bir dizi yeniliği başarıyla uyguladı.

15) IBM: IBM, sadece bilgisayar dünyasında değil iş dünyasının tüm alanlarında ve süreçlerinde inovasyonda öncü konumunu sürdürüyor. IBM’in meşhur “Küresel İnovasyon Manzarası” (Global Innovation Outlook) kitapçıklarını herkese tavsiye ederim.

16) GE- GENERAL ELECTRIC: “Ecomagination” müthiş başarı grafiğini 2009’da da sürdürdü. Kendisiyle dalga geçen tek dev şirket GE’nin kendiyle ilgili esprilerini 30 Rock dizisinden takip edebilirsiniz.

17) BMW: Lüks otomobilin yenilikçi ve lider markası BMW; müşterilerini duygusal olarak etkileyen, yenilikçi teknolojiye, mükemmel kaliteye, tavizsiz mühendisliğe ve harika tasarıma önem veren firma olmayı sürdürüyor.

18) SONY: 50 yıldır teypten transistör radyoya, Walkman’den Playstation’a DVD player’dan dijital kameraya günlük hayatı renklendiren pek çok buluşun öncüsü Sony, tüketici elektronik sektöründen çıkıp eğlence, telekom, mobil iletişim, yayıncılık ve medya sektörlerine açılıyor.

19) NINTENDO: Taşınabilir DS sistemiyle, Wii çalarıyla, en çok satan oyunlarıyla Nintendo, yine kitleleri çekmeyi başardı. Harper Collins ile anlaşan Nintendo, 100 klasiği kendi ürettiği cihazlarda erişilebilir hale getirdi.

20) DISNEY: Dünyanın en kreatif yazarlarını, film yapımcılarını, video oyun tasarımcılarını, yönetmenlerini bünyesinde toparlayan Disney, yine harikalar diyarı.

21) eBAY: eBay’de inovasyonun sırrı müşteri datasını ve müşterilerin tercihlerini kullanarak onların problemlerini sıradışı yollarla çözmeye çalışmak. Online açık arttırma sistemi başlı başına mükemmel işleyen bir inovasyon. eBay’den artık hayal edebileceğiniz her ürün satılıyor. Müşteriden her saniye sürekli bilgi akışı geliyor ve bu bilgi stratejik avantaja dönüştürülüyor. Ebay, “contextual inquiry” denilen müşterileri doğal ortamda sürekli inceleyen ve gözlemleyen bir araştırma yöntemi kullanıyor. eBay, kullanıcı arayüzü mühendisliğinde de bir numara.

22) SAMSUNG: Samsung’un son açılımı TV’den çamaşır makinesine tüm ürünlerini daha az enerji harcayan ve daha yeşil dostu haline getirmek. Samsung, biyo-nano ve dijital teknolojilere de büyük yatırım yapıyor.

23) IKEA: Hem estetik, hem ucuz, hem de fonksiyonel ev mobilyası ve ürünleri üretmek çok zor ve IKEA yeryüzünde bunu en iyi başaran firma. Ikea, insanların yaşam stillerinin tasarımcısı ve sanatçısı olmayı iyi biliyor.

24) RIM: Kanada’nın telekom gururu, Balsillie ve Lazaridis’in gözbebeği ve Blackberry efsanesinin merkezi RIM, kablosuz teknolojil çözümlerinde lider olmaya devam ediyor.

25) NIKE: Nike, şirketi yenilikçi yapmak için her ürün kategorisinde ve alanda girişimci minik şirketler kurmuş. CEO bir tasarımcı. Nike’ın yeni açılımı 2011’de ürettiği 250 milyon çift ayakkabıdan her birini sürdürülebilir standartlara getirebilmek.

26) TWITTER: Gücü basitliğinde saklı. Felaket yönetimi gibi acil durumlar için, müşteri hizmetleri için, sıcak haberleri iletmek için, dakikalık online toplantılar için, hızlı bilgi ve link paylaşımı için biçilmiş kaftan.

27) MOTOROLA: Ed Zander’ın kaptanlığında dizayn ve inovasyon köklerine dönen Motorola, Razr ve Q gibi yeni nesil teknolojiyi yansıtan modellerle yenilikçiliğini ispatlamaya devam ediyor.
28) UNILEVER: 2008’de ARGEye 927milyon€ harcayan, ARGEde 6000’den fazla insan çalıştıran, her yıl 350’yi aşkın patent başvurusunda bulunan, dünya çapında 20 bin patenti kayıtlı bulunan dünya devi. Unilever Bilim Ödülü’nden sağlıklı beslenme tercihlerine inovasyonda küresel bir fenomen.

29) LOREAL: Kozmetik ve dermatoloji araştırmalarında dünya lideri olan Loreal’in 18 araştırma merkezi, 13 değerlendirme merkezi bulunuyor. Her yıl 5000 formülün geliştirildiği bu dev laboratuvar, küresel platformda “sorumlu inovasyon”un öncüsü.

30) HARLEY DAVIDSON: Sadece motorsiklet değil bir yaşam felsefesi tasarlayan ve sadık marka toplulukları oluşturan yenilikçi firma

31) ACCENTURE: İletişim, elektronik, yüksek teknoloji, medya ve eğlence sektörlerinde müşterilerinin yenilik üretmesine öncülük yapan ve bu alanlarda iş çözümleri üreten danışmanlık firması. Hizmet yeniliğinden Internet protokollerine, web 2.0’dan yeni nesil network çözümlerine Accenture Asya’da, Amerika’da ve Avrupa’da pek çok konuda yenilikçi çözümler üretiyor, beyin fırtınaları ve atölyeler düzenliyor.

32) YOUTUBE: 2005’te kurulduğu halde online video izleme deneyimini bu kadar kolay, zevkli, ücretsiz ve reklamsız hale getiren firma olduğu için Youtube, milyonlarca kullanıcıyı platforma çekmeyi başardı. Mükemmel bir platform oluşturarak ve eğlence devleriyle partnerlik kurarak dünyanın en büyük topluluğunu oluşturmayı başardı.

33) HONDA: Kurucusu Soichiro Honda’nın “taklit etme!” tavsiyesiyle ilerleyen Honda, mobilite alanında ileri ve çevre dostu teknolojiler geliştirmeye devam ediyor. Honda’nın son yeniliklerden en çarpıcı olanları merdiven çıkan ve yürüyen “humanoid” robot ASIMO ve özürlüler için tasarlanan “walking assist” denilen yürüme asistanı.

34) CIRCUE DU SOLEIL: Quebec, Montreal merkezli dünyanın en yenilikçi ve en eğlenceli sirk/gösteri grubu.

35) SKIDMORE, OWINGS & MERRILL: Dubai’den Çin’e dünyanın her yerinde en çılgın ve en yenilikçi mimariye sahip binaları yapan firma. 2008’de 54 ödül aldı, dünyada aynı anda 1320 çılgın bina yapıyor. Dudak uçuklatan mimari tasarımlar, mutlaka görmelisiniz.

36) CRISPIN PORTER + BOGUSKY ve TBWA WORLDWIDE: Reklam dünyasının yeni devleri her alanda lider markaları çarpıştırıyorlar. Crispin Porter + Bogusky, Microsoft reklamlarını yaparken sürekli Apple’a saldırıyor, TBWA ise Microsoft’la dalga geçerek Apple markasını parlatıyor. Aynı savaş Coca Cola ve Pepsi’de de bu iki reklam devi arasında yaşanıyor.

37) ZAPPOS: Online ayakkabı satıcısı Zappo aşırı uçlarıyla tanınıyor. Her tür alışverişte sipariş teslimi ücretsiz. Alınan ürünler 365 gün geri verilebiliyor.

38) BOEING: Boeing, Airbus’ı sollamak için yakıt tasarrufundan açık inovasyona, kreatif tasarımdan yeni uçaklara bir dizi yenilik ile yoluna devam ediyor.

39) NEXT-ERA ENERGY RESOURCES: Yenilenebilir enerjide geleceğin en umut veren firması.

40) Q-CELLS: Almanya’nın umut vadeden ve dikkatleri üzerine toplayan yenilikçi güneş enerjisi firması.

41) PURE DIGITAL TECHNOLOGIES: 18 ayda 1.5 milyon kaydedici kamera üreten San Francisco şirketi Pure Digital Technologies, TheFlip.com sitesinde kullanıcıların kameraları için binlerce tasarımdan sevdiklerini seçmesine olanak tanıyor.

Bu aşamada yapmamız gereken, Türk şirketlerini de çok yakından takip ederek en yenilikçi şirketleri belirlemek ve stratejilerini yakından incelemek. Türkiye’de de Türkcell’den Türk Telekom’a, Vestel’den Arçelik’e, Türkiye’de bu konuda ne yazık ki bir bilgi eksikliği söz konusu. Şirketlerimizin inovasyon uygulamalarını yakından takip eden, değerlendiren, listeleyen bir araştırma merkezine şiddetle ihtiyaç var. Türkiye’de bu işi en iyi yapabilecek kuruluş bence MediaCat. Ben bu konuda gönüllü olduğumu ve ileride mutlaka çalışma yapmak istediğimi ifade edeyim. Eğer benimle bu konuda işbirliği yapmak ve çalışma başlatmak isterseniz lütfen fahrikarakas@gmail.com adresine yazın. Türkiye’nin en yenilikçi şirketlerini beraberce belirleyelim ve uygulamalarını ortak bir bilgi havuzunda Türk iş dünyasının kullanımına açalım. Ne dersiniz?

Thursday, July 2, 2009

RICHARD FEYNMAN'IN EVRENİNİ ANLAMAK: KEŞFETMENİN MUTLULUĞU

Sevgili dostlar, Boğaziçi Üniversitesi'nden sevgili Atilla Öner ve Erhan Gülmez hocalarımızın Türkçeye kazandırdığı bir söyleşiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Bilim sevgisi ve keşfetmenin mutluluğu üzerine harika bir ufuk turu. İlk okuduğumdan beri beni çok etkilemiştir. İyi okumalar.



Fizikçi Richard Feynman’la Söyleşi

18 Şubat 1988'de kansere yenilen ünlü fizikçi Richard Feynman'la yapılan bir TV söyleşisi bu büyük fizikçinin değişik yönlerini ortaya koyuyor. Sadece keşfetmenin mutluluğunu yaşamayı istemenin dünyayı anlamamıza yardımcı olduğunu görüyoruz. Hazırladığım Türkçe metni okuyup düzeltmeler yapan Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi arkadaşım Doç. Dr. Erhan Gülmez’e teşekkür ederim.


Dr.-Müh. M. Atilla Öner
Bebek, Nisan 1996

Richard Feynman

Ressam bir arkadaşımın hiç anlamadığım bir tavrı var. Bir çiçeği gösterip "şu güzelliğe bak" der. Kabul ederim tabii. Ama o konuşmaya devam eder : "İşte, bir sanatçı olarak bu çiçeğin ne kadar güzel olduğunu görebiliyorum. Ama, sen, bir bilim adamı olarak onu parçalarına ayırıyorsun; ve aptal bir şey oluyor." Biraz kaçık olduğunu düşünüyorum.

Bir kere; onun gördüğü güzellik herkese, bana da, açık. Tabii, belki benim estetik duygularım onunki kadar ince değil. Ama, güzel bir çiçeğin vereceği mutluluğu yaşayabilirim. Aynı zamanda, çiçekte onun gördüğünden daha fazlasını görebiliyorum. İçindeki hücreleri hayal edebilirim; hücre içindeki karmaşık hareketlerin de bir güzelliği var. Yani, sadece bir santimetrelik bir güzellik değil: daha küçük boyutta da güzellik var, iç yapısı... hareketler.

Polenleri yaymak amacıyla böceklerin ilgisini çekmek için çiçeklerdeki renklerin oluştuğunu bilmek de ilginç -- böceklerin renkleri görebildiğini ispatlıyor bu. Bir soru çıkıyor ortaya -- şu estetik duygusu insandan başka hayvanlarda da mı var?.... Niyeestetik? Çiçeğin muhteşemliğine, gizine ve heyecanına katkıda bulunan bu sorular bilimselbilgiden kaynaklanıyor. Görüldüğü gibi bilimsel olmak sadece katkıda bulunuyor.Güzelliği nasıl azalttığını anlamıyorum.

İş bilime gelince genellikle tek taraflı olmuşumdur. Daha gençken tüm gücümü bilimüzerinde yoğunlaştırmıştım. Öğrenmeye vaktim yoktu ve de sosyal bilimlerle ilgileneceksabrım yoktu. Üniversitede sosyal bilimlerden ders almak gerekirdi ama, bir şeyleröğrenmekten ve çalışmaktan devamlı olarak kaçtım. Daha sonra, biraz ihtiyarladıktansonra rahatladım ve ilgi alanlarımı yaydım. Resim yapmayı öğrendim, biraz da okudum.Ama, hâlâ tek yönlü birisiyim ve fazla bir şey bilmiyorum. Sınırlı bir zekam var ve benonu belli bir yönde kullandım.

Anlatan

Richard Phillips Feynman New York'ta doğdu ve büyüdü. Babası doğayla ve bilimleyoğun olarak ilgileniyordu. Oğlu üzerinde kalıcı ve önemli etkisi oldu.

Richard Feynman

Doğru, babam daha ben doğmadan anneme, eğer erkek olursa bir bilim adamı olacağını söylemiş. Şüphesiz bunun olması için de yoğun gayret sarfetti. Gerçekten, bilim adamı olmamda etkili oldu. Küçükken, henüz bebek sandalyesinde otururken eve değişik renklerde küçük fayanslar getirirmiş; oynarmışız, domino gibi, dik olarak ama, sandalyemde dizermişiz -- böyle olduğunu anlattılar -- hepsi bittiğinde bir kenarından itermiş, ve hepsi yıkılırmış. Bir süre sonra tekrar dizilmesine yardım edermiş, gittikçe karmaşıklaşan bir şekilde -- iki beyaz fayans, bir mavi, iki beyaz, bir mavi – Annem şikayet edermiş, "yahu çocuğu rahat bıraksana mavi koymak istiyorsa, bırak da maviyi koysun" diye.

Ama babam "hayır, ona desenlerin ne güzel şeyler olduğunu göstermek istiyorum, matematik gibi ilginç olduklarını" dermiş. İşte, babam bana dünyayı anlatmaya, ne kadar ilginç olduğunu anlatmaya çok erken başladı.

Evde Britannica ansiklopedisi vardı. Küçük bir çocukken bile beni kucağına alır ve ansiklopediden bölümler okurdu. Dinazorlar hakkında, örneğin, Brontesaurus veya onun gibi birşey, belki de Tyranasaurus Rex, hakkında şöyle derdi ansiklopedi 'bu hayvan sekiz metre boyundadır, kafası da iki metre genişliğindedir' ; burada durup 'bakalım bu ne demek' derdi. 'Eğer bizim ön bahçede olsa, kafasını pencereden içeri sokabilecekyükseklikte olurdu, ama kafası büyük olduğundan pencereyi kırardı' derdi.

Okuduğumuz herşey gerçeğe tercüme edilirdi. Tabii, ben de her okuduğumun gerçekten ne anlama geldiğini düşünmeyi öğrendim. Gördüğünüz gibi küçük bir çoçukken ansiklopedi okunurdu bana, ama tercümeyle. O boyutlarda bir hayvanın bulunduğunu düşünmek ilginç ve heyecan vericiydi. Bu hayvanlardan biri pencereden girecek diye hiç korkmadım; sadece çok ama çok ilginç olduğunu düşündüm; hepsinin ölüp yok olduğunu, ve kimseninbunun nedenini bilmediğini öğrendim.

Catskill dağlarına giderdik. New York'ta yaşarken, bu dağlar yazları milletin gittiği yerlerdi. Bir sürü aile vardı oraya giden. Babalar hafta içinde çalışmak için New York'a gidip hafta sonları dönerlerdi. Hafta sonları babam geldiğinde beni ormana götürürdü, birsürü şeyler anlatırdı bana; ormandaki ilginç olaylar hakkında --birazdan anlatacağım--Tabii diğer anneler bunu görünce çok güzel birşey olduğunu düşündüler ve eşlerinden kendi çocuklarını da ormanda yürüyüşe götürmelerini istediler. Ama eşlerini bir türlü ikna edemediler. Bunun üzerine, babamdan bütün çocukları ormana götürmesini istediler. Babam istemedi tabii; aramızda farklı, çok özel bir ilişki vardı. Sonunda diğer babalar dabir sonraki hafta sonu çocuklarını yürüyüşe götürmek zorunda kaldılar. Babalarımızın tekrar şehre gittikleri pazartesi günü çayırlarda oynarken çocuklardan biri bana 'şu kuşu görüyor musun, ne tür bir kuş o?’ dedi. Ben de 'en ufak bir fikrim bile yok' diye cevapladım. O devam etti, kahverengi boyunlu ...., veya ona benzer bir isim söyledi, 'babansana hiç bir şey anlatmıyor'. Aksine, babam çok şey öğretmişti. Kuşa bakarak 'bak, bu bir kahverengi boyunlu ..........; portekizce ismi şu, italyanca da şu, çince de şu, japonca da şu. Eğer tüm bu lisanları biliyorsan o dilde insanların bu kuşa ne isim verdiklerini de biliyor olacaksın. Ama kuş hakkında başka hiç birşey bilmeyeceksin. Şimdi, gel beraber kuşu izleyelim, bakalım neler yapacak' derdi.



Bir keresinde yine ormanda yürüyorduk. Ağacın birinden bir yaprak koparıp bana gösterdi. Normalde hiç farketmediğim bir işaret vardı üzerinde. Yaprağın ortasında başlayıp C şeklinde kenara doğru uzanan kahverengi bir çizgi. Başında dar ve kenara doğru genişliyor. 'Bu şu demek' dedi, 'Bir böcek, mavi bir böcek, sarı gözlü, yeşil kanatlı, gelip bu yaprağın üstüne yumurtasını bırakmış. Sonra bu yumurtadan çıkan tırtıla benzer böcek, bu yaprağı yiyip beslenmiş. Yedikçe bu kahverengi izi bırakmış yaprakta. Yaprağın kenarına geldiğinde bir böcek olup uçup gitmiş -- sarı gözlü, yeşil kanatlı mavi bir böcek --ki o da uçup başka yaprağa yumurta bırakacak. Büyüdükçe daha fazla yediği için iz kenara doğru genişlemiş.' Tabii ki, biliyordum, böceğin sarı gözlü, yeşil kanatlı mavi bir böcek olduğunu uydurmuştu (doğru olmuş olsa bile); fikir şuydu; belki de uçuç böceğiydi veya başka bir şey.... bana anlatmaya çalıştığı hayatın en eğlenceli kısmıydı; olanlar, üremenin bir parçasıydı. Ne kadar karmaşık olursa olsun, amaç tekrarlamak, yeniden doğmasını sağlamak.

Etrafımdakilere dikkat etmeyi öğretti bana. Bir gün 'ekspres vagon' ismini verdiğimiz küçük arabayla oynuyordum -- içinde bir top vardı, çok iyi hatırlıyorum, içinde bir topvardı -- Arabayı çektim, ve topun hareket edişinde bir şey farkettim. Babama gittim ve'dinle baba, sana bir gözlemimi anlatacağım. Arabayı çektiğim zaman top geriye doğruyuvarlanıyor, ama çekerken birden durunca da öne doğru yuvarlanıyor. Peki, niye ?' diyesordum.

Kimsenin bilmediğini söyledi. Genel prensip, hareket eden şeylerin hareket etmeyisürdürmek istedikleri, duran şeylerin de durmaya devam etmek istedikleridir, tabii senitmezsen' dedi. Buna eylemsizlik dendiğini, ama niye doğru olduğunu kimsenin bilmediğini söyledi. Bu çok derin bir anlayışın işareti. Bana sadece bir isim vermekle yetinmiyor. Bir şeyin ismini bilmekle o şeyi bilmenin farkını biliyordu. Ben de bunu çok küçük yaşta öğrendim. Anlatmaya devam etmişti, 'biraz dikkatli bakarsan, topun arkaya doğru yuvarlanmadığını, arabanın arkasını topa göre öne çektiğini görürsün; top hareketsiz duruyor, esasında sürtünme nedeniyle gerçekte öne doğru hareket etmeye başlıyor, geriye doğru değil.' Hemen arabayı öne doğru çektim, ve haklı olduğunu gördüm. Arabayı öneçektiğimde top hiç de geriye doğru hareket etmedi. Arabaya göre geri gitmişti, ama kaldırıma göre biraz öne gitmişti.

İşte, babam tarafından böyle eğitildim, bu tür örnekler ve tartışmalarla; baskısız, sadece ilginç ve canlı tartışmalarla.

O zamanlar benden üç yaş büyük olan kuzenim liseye gidiyordu. Cebir dersinde çokzorlandığı için özel öğretmenden ders alıyordu. Öğretmen kuzenime konuları anlatırken bir köşede oturup dinlememe izin vardı. Öğretmen, 2x artı birşey tipi problemlerin çözümünü anlatıyordu. Kuzenime ne yapmaya çalıştığını sordum. Hep duyuyordum, x, x .... 'sen nebilirsin!' diye cevap verdi, '2x + 7 = 15 ve x'in kaç olduğunu bulmak gerekiyor'. 'yani 4' diye cevap verdim. O da, 'evet, ama sen aritmetikle yaptın, cebirle çözmen gerekirdi', dedi. İşte bu nedenle kuzenim hiç bir zaman cebiri anlamadı, çünkü nasıl yapacağını anlamadı. Anlayamaz da! İyi ki, cebiri okula gitmeden öğrendim. Ana amacın x'i bulmak olduğunu biliyordum ve çözüm yolunun hiç bir önemi yoktur. Biliyor musunuz, öyle şey olmaz, bu problemi aritmetikle çözeceksin, yok cebirle çözeceksin. Okulda uydurulmuş şey, cebirdersini alan tüm çocuklar geçsin diye uydurulmuş. Bir sürü kurallar yaratmışlar; düşünmeden onları uygularsanız cevabı bulabiliyorsunuz. Her iki taraftan 7 çıkar, x'in önünde bir çarpan varsa her iki tarafı o sayıya böl ve öyle gidiyor; ne yapmaya çalıştığınızı anlamadan bir sonuca varabileceğiniz kurallar dizisi.

Bir dizi matematik kitabı vardı, Pratik Aritmetik, Pratik Cebir, sonra Pratik Trigonometri. Trigonometriyi o kitaptan öğrendim. Ama çabucak unuttum, çünkü çok iyi anlamamıştım. Seri sürüyordu; kütüphane Pratik Kalkülüs'ü alacaktı. O zaman, ansiklopediden, ileri matematiğin (= kalkülüs) önemli bir konu olduğunu öğrenmiştim; hem de ilginç bir konu, öğrenmem gerekirdi.

Bu, ben on üç yaşlarındayken olmuştu. Biraz daha büyümüştüm. Nihayet kalkülüs kitabıyayınlandı ve kütüphaneye geldi. O kadar heyecanlanmıştım ki ... Kütüphaneye gittimalmak için; kaydı yapan kütüphaneci şaşırmıştı, 'sen daha küçük bir çocuksun; bu kitapla ne yapacaksın? Bu bir ... ' dedi. Kendimi huzursuz hissettiğim nadir anlardan biriydi; yalan söyledim ve babamın kitabı istediğini söyledim. Kalkülüsü bu kitaptan evde öğrendim. Babama anlatmaya çalışırdım konuları. Babam ilgili bölümü okumaya başlardı, ama sonra aklının karıştığını söyleyip bırakırdı. Bu beni biraz rahatsız etmişti. Biliyor musunuz, bu kadar kısıtlı zekaya sahip olduğunu bilmiyordum. Çok basit ve kolay olduğunu düşünüyordum ve o anlamıyordu. İşte o an, ondan biraz daha fazla şey öğrendiğimi ve bildiğimi farkettim.

Fiziğin yanı sıra babamın bana öğrettiklerinden biri de -- doğru veya yanlış -- saygı değerolana saygı duymamak.... belirli şeyler için. Örneğin, ben küçükken, New York Times'dailk fotoğraflar yayınlandığı zaman, beni kucağına aldı, bir resmi gösterdi. Resmi hatırlıyorum, Papa ve onun önünde eğilen insanlar. 'Şu insanlara bak' dedi, 'bir insan ayakta duruyor, diğerleri onun önünde eğiliyorlar. Aralarında ne fark var? Ayakta duran Papa (Papa'dan nefret ederdi). Aradaki fark da apoletleri!' Şüphesiz Papa için bu tam geçerli değil ama; bir general de olabilirdi önünde eğilinilen -- her zaman üniformaydı, pozisyondu saygıyı uyandıran; onun da diğerleri gibi problemleri var, o da herkes gibi yemek yiyor, o da herkes gibi tuvalete gidiyor, diğer insanların problemlerine benzer problemleri var. O da bir insan. Peki niye diğerleri önünde eğiliyorlar? İsminden, pozisyonundan, üniformasından ötürü; muhteşem bir iş başardığı için değil. Babam üniforma yapıp satardı, unutmadan söyleyeyim. Üniformanın ne fark yarattığını biliyordu. Aynı kişi üniformayla başkalaşıyordu.

Zannedersem geldiğim noktadan memnundu. Ama bir keresinde, MIT'den geri gelmiştim (birkaç seneliğine gitmiştim), beni karşısına aldı ve 'tüm bu okullara gittin; hiçanlamadığım ve uzun zamandır kendime sorduğum bir soruyu artık cevaplarsın herhalde,bunca yıl bu konuda okuduktan sonra.' dedi. Ben de 'peki sor' dedim. Bir atomun bir durumdan başka bir duruma geçerken, 'foton' ismi verilen bir ışık taneciğini yaydığını bildiğini söyledi. Doğru dedim. Peki şimdi bu foton içinden çıktığı atomdan zaman içinde önde mi, yoksa işin başında atomun içinde hiç foton yok mu? diye devam etti. Ben de'içinde foton yok, sadece elektron üst enerji düzeyinden alt enerji düzeyine' geçerken foton ortaya çıkıyor' dedim. 'Öyleyse nereden çıkıyor bu foton? Nasıl çıkıyor? diye sorgulamaya devam etti. Anlatmaya çalıştım, tabii cevaplayamadım. Foton sayıları sakınımı diye bir şey yok, elektronun hareketiyle yaratılıyorlar. Anlatmayı başaramadım. Esasında olay şuna benziyor. Şu anda çıkardığım ses benim içimde değildi. Bir keresinde oğlum, tam konuşmaya başladığı günlerdi, artık bir kelimeyi söyleyemediğini, çünkü kelime torbasında o kelimeden kalmadığını (kelime kediydi) söylemişti. Bakın, içinden kelimeleri aldığınız bir torba yok. Konuştukça kelimeleri yaratıyorsunuz. Bunun gibi, atomun içinde bir foton torbası yok; fotonlar, ortaya çıktıklarında bir yerden gelmediler. Ama babama anlatamamıştım. Başaramamıştı. Tüm bunları öğrenmek amacıyla beni bir sürü üniversiteye göndermişti, ama sonunda yine öğrenememişti.

Anlatan

Princeton Üniversitesi'nde kuantum mekaniğinde doktora teziyle uğraşırken, gençFeynman'dan atom bombası geliştirme projesine katılması istendi.

Richard Feynman

Çok değişik bir şeydi. Zamanımı sadece ona harcamak istediğim araştırmama ara vermemdemekti. Uygarlığı korumak için yapmam gerekir diye düşündüm. Tamam mı? Kendi kendimle tartıştığım bunlardı. İlk reaksiyonum şuydu: Bu garip işi yapmak için kendi düzenimi bozmak istemedim. Savaşı ilgilendirdiği için ahlaki bir problem de vardı. Savaşla pek ilgim yoktu, ama bu silahın neler yapabileceğini düşününce korktum birden.... Bir de, mümkün olabiliyorsa mümkün olabilir, diye düşündüm, ayrıca biz yapabiliyorsak onların yapamayacağını gösterir bir bilgiye sahip değildim o zaman. Bu nedenle işbirliği yapmak önemliydi.

Anlatan

1943'ün başlarında Richard Feynman, Los Alamos'ta (New Mexico) Robert Oppenheimer'in ekibine katıldı.

Richard Feynman

Ahlaki sorunla ilgili söylemek istediklerim var. Projenin başlamasının nedeni Almanların tehlikeli olmalarıydı. Önce Princeton'da sonra da Los Alamos'ta ilk bombayı geliştirmeye başladım; daha kötü bir bomba yapmak için çabaladım. Yapıp yapamayacağımızı merak ediyorduk. Hepimizin beraberce çok çalıştığımız birprojeydi. Bu tür projelerde hep böyle olur; bir kere karar verdikten sonra başarılı olmak için deliler gibi çalışır insan. Bana göre, hatam veya ahlaksızlığım projeye niçin giriştiğimizi unutmam oldu. Nedenler ortadan kalkınca --Almanlar yenilmişti-- niçin bu projede çalışmaya devam etmem gerektiğini gözden geçirmedim. Hiç düşünmedim bunun üzerinde, tamam mı? Hatırladığım tek reaksiyonum --belki de kendi kendimi körleştirdim-- sevinç ve heyecan içinde olmamızdı. Herkesin sarhoş olduğu partiler veriliyordu. Hiroshima'da o işler olurken .... Büyük bir mutluluğun parçasıydım; içiyordum, jipin üstünde bateri çalıyordum. Hiroshima'dakiler ölürken ve acı çekerken biz Los Alamos'ta heyecan ve mutluluk içinde koşuşturuyorduk.

Fakat, savaştan sonra daha büyük reaksiyon gösterdim. Belki bombanın kendisinden, belkide karımı o sıralarda kaybetmemden kaynaklanıyordu, başka psikolojik nedenlerden... Savaştan hemen sonra annemle New York'ta bir lokantadaydım; New York'u düşünüyordum. Hiroshima'daki bombanın gücünü ve etki alanını biliyordum. Bulunduğumuz noktaya bir tane atılsa -- 59. sokaktaydı galiba restoran -- etkisi buraya kadar ulaşacaktı, bütün bu insanlar ölecekti, herşey mahvolacaktı. İşin kötüsü tek bomba da değildi o. Aynı bombadan yapmaya devam etmek çok kolaydı. Kıyamete doğrugi diyorduk, çünkü iyimser olanların aksine uluslararası ilişkilerin nasıl yürütüldüğünü, insanların nasıl davrandıklarını biliyordum; çok önceden nasılsa bugün de öyleydi. Bomba yine kullanılacaktı. Kendimi huzursuz hissetmeye başladım. Herşeyin boş olduğunu düşünüyordum, hayır boş olduğuna inanıyordum. Bir köprü inşaatı görüyorum, diyelim, yakında yıkılacağına göre şimdi yapılması çok aptalcaydı. İnsanların tehlikeyi anlamadığını düşünüyordum. İşte böyle, bir inşaat görsem, insanların birşeyler yapmaya çalışmalarını anlamsız buluyordum. Bir depresyona girmiştim.

Anlatan

Feynman Cornell Üniversitesi Teorik Fizik Bölümü'ndeki görevi kabul etti. Hans Bethe ile çalıştı. Princeton Yüksek Araştırma Enstitüsü'ndeki bir görev teklifini reddetmişti. Çok prestijli olan bu görevi reddetmesi sürpriz olarak kabul edilmişti.

Richard Feynman

Böyle bir iş teklifini niye reddettiğimi anlayamadılar. Bekledikleri gibi çıkmamıştım, istedikleri gibi davranmamıştım. Bir şeyin farkına vardım. Başkalarının benim yapabileceklerim hakkında olan düşünceleri beni bağlamaz. Onlar iyi olacağımı düşündükleri için iyi olmak zorunda değildim. Büyük bir rahatlık içinde kendi kendime şunu söyledim: "Önemli bir şey yapmadım, önemli bir şey de yapmayacağım. Fizik ve matematikten hoşlanıyordum. Bir oyun gibi gördüğüm için yaptıklarımı, hiç bir zaman önemli olmadılar benim için. Sadece hoşuma gittiği için uğraşıyordum."

Bir gün kafeteryada öğle yemeği yiyordum. Çocuğun biri bir tabağı havaya attı. Tabakta Cornell'in mavi arması vardı, kenarında Mavi kısım şöyle döndü. Merakımı çekti. Tabak yerde yalpa yaparak kendi etrafında döndü. Sanki mavi arma yalpadan daha süratli dönmüştü. Yalpa hareketiyle kendi etrafında dönme arasında ne tür bir ilişki olabileceğini düşündüm. Bakın, sadece oyun oynuyordum, bir önemi yoktu. Dairesel hareket yapan cisimlerin hareket denklemleriyle uğraşmaya başladım. Eğer yalpalama az ise mavi armanın bir yalpalama süresinde iki kere döndüğünü buldum. Sonuçta, karmaşık denklemler yerine Newton'un konularından hareketle aynı sonucu bulup bulamayacağımı araştırdım. Hiçbir zorlama olmadan, zevk için yaptım tüm bunları.

Sonra Hans Bethe'ye gidip , "bak sana neşeli birşey göstereceğim" dedim ve herşeyianlattım. "Evet ilginç ve neşeli bir şey, ama, ne işe yarar ?" diye sordu. "Farketmez ki,hiçbir yararı yok. Zevk için yapıyorum" diye cevapladım.

Çekirdek Fiziği Labaratuarı'nın başı olan Bob Wilson'a malum mu oldu, içine mi doğdu ne? Çünkü aynı gün veya ertesi gün beni yanına çağırdı ve üniversiteye profesör aldıklarında onun ne yapıp yapmadığının onların riski ve sorumluluğu olduğunu söyledi. Hiç birşey yapmıyorsa veya hiçbir şey başarmamışsa profesörün kaygılanması gerekmiyor, onu işe alma riski üniversitenindi. İstediğim herşeyi yapabilirdim. Ve rahatlayabilirdim.

O sıralarda psikolojik bir sıkıntıdan kurtulmak üzereydim. Rahatlayıp oynamaya başladım; anlattığım dairesel hareketle oynadım. Ve bu rotasyon beni başka bir probleme götürdü. Dirac'ın denklemine göre elektron spin vektörünün dönmesi. Ve bu da beni tekrar kuantum elektrodinamiğine götürdü; üzerinde çalışmakta olduğum problem. Başlangıçta yaptığım gibi hep rahat bir şekilde problemle oynamaya devam ettim. Ve herşey ... hani şişenin mantarını çıkarmak gibi ... herşey akıverdi dışarıya. Problemin çözümünü kısa sürede bitirdim ve sonra da bulduklarımdan dolayı Nobel Ödülü'nü kazandım.

Anlatan

Feynman kuantum elektrodinamiğindeki çalışmalarıyla Nobel Ödülü aldı.

Richard Feynman

Aslında yaptığım (bağımsız olarak iki kişi de aynı şeyi yapmıştı: Schwinger ve Japonya'da Tomanaga) 1928'de yazılmış olan elektrik ve manyetizmanın kuantum teorisiyle nasıl çözümlenip tartışılacağını bulmak.... anlamlı sonuç almamıza yarayacak hesaplamalarda sonsuzluklardan nasıl kurtulabileceğimizi çıkarmak.... Bulduklarımın hepsi daha sonra deneylerle doğrulandı. Böylece, deneyleri en küçük detaylarıyla açıklayan bir teoriye sahip olduk, kuantum elektrodinamiği, tabii uygulanabildiği hallerde, çekirdeksel kuvvetleri içermiyor. İşte 1947'de yaptığım - bunun nasıl yapılabileceğini bulmak - bu çalışmayla Nobel Ödülü'nü kazandım.

Anlatan

Peki, Nobel Ödülü'nün Feynman için anlamı ne?

Richard Feynman

Nobel Ödülü hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Ne olduğunu ve ne değeri olduğunu anlamıyorum. Eğer İsveç Akademisindekiler x, y, veya z'nin Nobel Ödülü almasına karar veriyorlarsa öyle olsun. Nobel Ödülü'yle bir ilişkim olmayacak. Rahatsız edici birşey. Şeref ödüllerini sevmiyorum. Yaptığım çalışma ve ondan yararlananlar için önemini anlıyorum. Biliyorum, çalışmamı kullanan bir sürü fizikçi var. Başka bir şeye ihtiyacımyok. Başka bir şeyin anlamı olduğunu da düşünmüyorum. İsveç Akademisi’ndeki birisinin yapılan çalışmanın ödül alacak değerde olduğuna karar vermesinin önemini göremiyorum. Ben ödülümü çoktan aldım. Ödül, keşfetmenin zevki, buluşun sevinci, başkalarının onu kullanmasını görmek. Bunlar gerçek; şeref ödülleri gerçek değil. Şeref ödüllerine inanmıyorum. Rahatsız ediyor beni, şeref ödülleri rahatsız edici; apoletleri, üniformaları hatırlatıyor bana. Babam böyle yetiştirdi beni. Dayanamıyorum. Üzüyor beni.

Lisedeyken, kazandığım ilk ödül, Arista'nın üyesi olabilmekti. Arista notları iyi olan öğrencilerin grubuydu. Herkes Arista'nın üyesi olmamı istiyordu. Ve Arista'ya girdiğimde yaptıkları tek işin toplantılarda başka hangi öğrencinin bu muhteşem gruba girebileceğini tartışmak olduğunu gördüm. Şu ve bu nedenle bu tür işler beni psikolojik olarak rahatsız ediyor. Şeref ödüllerini anlamıyorum. O günden bu yana da beni hep rahatsız etmiştir.

Ulusal Bilim Akademisi'ne üye olduğumda da problemler çıktı. Sonunda istifa etmemgerekti. Zamanının çoğunu kimin organizasyona katılabilecek değerde olduğuna harcayanbir kuruluş. Şunlar da oluyordu: işte biz fizikçiler birlik olmalıyız, yoksa kimyacılar şunu üye yapacaklar, ama şu fizikçi için yer lazım. Kimyagerlere ne oluyor? Tüm olay kokuşmuştu. Tek amacı kimin bu şerefe layık olduğunu tespit etmekti. Ünvanları sevmiyorum.

Anlatan

Feynman 1950'den bu yana Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde teorik fizik profesörü olarak ders veriyor ve fizikle uğraşıyor. Dünya hakkında daha fazla şey öğrenmeye çalışıyor.

Richard Feynman

Doğayı anlamak için neler yaptığımızı şöyle neşeli bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Düşünün ki tanrılar bir oyun oynuyorlar ve siz oyunun kurallarını bilmiyorsunuz. Amaarada bir oyun tahtasına bakmanıza izin var. Şöyle köşeden. Gözlemlerinizden oyunun kurallarını çıkarmaya çalışıyorsunuz. Taşları nasıl oynatabileceğinizi anlamaya çalışıyorsunuz. Bir süre sonra , örneğin tahtada tek fil var ve bu filin aynı renkte kaldığını bulabilirsiniz. Daha sonra filin sadece köşegende gittiğini görünce bir yasayı bulmuş oluyorsunuz. Genel geçerlilik taşıyan bir yasau keşfediyorsunuz, arkasında yatan fikri anlıyorsunuz. Herşey güzel gidiyor, tüm yasalar biliniyor. Sonra bir köşede birşeyler oluyor. Böylece onu incelemeye başlıyorsunuz. Rok yapıldı; beklemediğiniz birşey.

Temel fizik çalışmalarında hep sonuçlarını anlamadığımız şeyleri incelemeye çalışırız. Vardığımız sonuçları sürekli kontrol etmeyiz. Belli bir süre test ettikten sonra, tamamdır. Bilinene uymayan ve beklediğinizin dışında gelişen, en ilginç olandır. Tabii bu arada devrimler de olabilir fizikte. Fillerin aynı renkte kaldıkları ve köşegende hareket ettiklerini o kadar uzun süredir gözlediniz ki, herkes artık doğru olduğunu biliyor. Sonra birden bir satranç oyununda filin rengini korumadığını keşfediyorsunuz; rengi değişebiliyor. Bir süre sonra başka bir olasılığı buluyorsunuz. Başka bir şey fil olabiliyor. Piyadelerden biri karşıkenara varıyor ve fil oluyor. Bu olabilir, ama siz bilmiyordunuz. Fizik yasalarına benziyor bu. Yasalar çok olumlu gözüküyor, herşeyi açıklıyor ve birden birşeyler yasanın yanlış olduğunu gösteriyor. Sonra filin bu renk değiştirmesinin hangi koşullarla olabildiğini incelememiz gerekiyor. Yani yasayı anladıktan sonra durumu daha iyi açıklıyabiliyorsunuz.

Ama fizikte, satrançta olduğunun aksine (satrançta ilerledikçe kurallar daha da karmaşıklaşır) yeni şeyler keşfettikçe herşey daha basit görünür. Daha büyük bir tecrübe hakkında bilgi edindiğinizden olayın tümü daha da karmaşıklaşmış gibi gelir. Yani, daha fazla tanecikler hakkında bilgileniyoruz ve yeni şeyler hakkında. Ve tabii tanımlar tekrar karmaşıklaşıyor. Ama bir arada olayın muhteşemliğini görebilirsiniz. Yani, arayışlarımızı, tecrübelerimizi daha çılgın alanlara genişlettikçe, arada bir herşeyin birleştirildiği dönemlere giriyoruz. Olay birden olduğundan daha basit görünüyor.

Fiziksel dünyanın veya gerçek dünyanın, tüm dünyanın esas anlamıyla ilgileniyorsanız (zamanımızda ancak matematiksel akıl yürütmeyle anlayabiliyoruz) matematik bilgisi olmadan kişinin herşeyi tümüyle anlayabileceğini zannetmiyorum. Hatta, dünyanın özel yönlerinden bir kısmını bile anlayamaz. Yasaların evrensel olmalarının arkasında yatanı, olaylar arasındaki ilişkileri. Matematik dışında nasıl yapılabileceğini bilmiyorum zannedersem. Doğru olarak başka türlü tanımlayamıyoruz olayları veya aralarındaki ilişkileri anlayamıyoruz. Matematiksel düşünemeyen birisinin dünyanın bu yönlerini tamolarak anlayabileceğini zannetmiyorum. Yanlış anlamayın, dünyanın anlamak için matematik gerektirmeyen bir sürü yönü var, örneğin aşk. Gizemli olabilen başka şeyler devar. Dünyadaki tek şeyin fizik olduğunu da kastetmiyorum. Ama siz fizik hakkında konuşuyordunuz ve fizikten bahsederseniz, matematik bilmemek dünyayı anlamaya sınırlamalar getiriyor.

Fizikte şimdi uğraştığım, karşılaştığımız özel bir problem. Ne olduğunu anlatayım. Herşeyin atomlardan meydana geldiğini biliyorsunuz. Neyse ki o kadar ilerleme kaydettikve çoğu insan bunu biliyor. Atomun etrafında elektronların döndüğü bir çekirdeği olduğuda biliniyor. Dışdaki elektronların davranışı tamam. Biraz evvel anlattığım kuantum elektrodinamiğinde yapabildiğimiz kadarıyla bu elektronların davranışlarını açıklayan yasalar çok iyi anlaşılmış durumda. Onu hallettikten sonra, çözmemiz gereken problem çekirdeğin nasıl çalıştığı. Tanecikler nasıl etkileşiyorlar? Nasıl bir arada duruyorlar?

Yan ürünlerden birisi, çekirdek parçalanmasını keşfedip bombayı yapmak oldu. Ama çekirdekteki parçacıkları birarada tutan kuvvetlerin incelenmesi uzun ve yorucu işti. Başlangıçta çekirdekteki bir çeşit parçacıkların değiş-tokuşu olarak düşünüldü, Yukawa’nın bulduğu pion'lar. Eğer protonları (çekirdekteki parçacıklardan biri) çekirdekle çarpıştırırsanız ortaya pionlar çıkacağı tahmin edildi. .... Ve gerçekten de o tür parçacıklar ortaya çıktı.

Sadece pionlar değil başka parçacıklar da. İsim bulmakta güçlük çekmeye bile başladık; kaonlar, sigmalar, lamdalar v.s... Şimdi hepsine hadron'lar diyoruz. Reaksiyon enerjisini arttırdıkça daha fazla ve değişik tipte parçacıklar çıktı, yüzlerce. Tabii daha sonra bütün bunları yaptıktan sonra (1950'den bugüne kadar olan sürede) problem bunun arkasında yatanı bulmak oldu. Bu parçacıklar arasında çok değişik ilişkiler ve düzen olduğu çıktı ortaya. Ve bu düzeni açıklayan bir teori gelişti. Aslında bu parçacıkların hepsi başka birşeyden oluşmuşlardı. kuark'lardan oluşmuşlardı. Ve de örneğin 3 kuark bir protonu meydana getiriyordu. Proton çekirdekteki parçacıklardan biri, diğeri de nötron.

Bir sürü kuark tipi vardı. Aslında, önceleri bu yüzlerce parçacığı açıklamak için üç tip kuarka gereksinim vardı, bunlar; u-tipi, d-tipi ve s-tipi. İki u ve bir d, bir protonu meydana getiriyordu; iki d ve bir u ise, bir nötronu oluşturuyordu. Eğer içerdeki hareket şekilleri başkaysa başka bir parçacık oluyordu ve böylece sürüp gidiyordu.

Sonra problem şekillendi karşımızda: Davranışları nasıl birşey? Kuarkların davranışı nasıl ve onları bir arada tutan ne? Bulunan teori, tam olmamasına rağmen, kuantum elektrodinamiğine benzerlik taşıyordu. Kuarklar elektronlar gibiydi ve elektronlar arasında gidip gelen ve birbirlerini elektriksel olarak çekmelerini sağlayan fotonlar gibi parçacıklar vardı. Bu parçacıklara gluon deniyordu. Çok benzer bir matematik kullanılıyordu, ama biraz değişik olan bazı terimler var. Ama denklemler arasında olan farklılıklar gelişigüzel çıkmadılar ortaya. Belirli prensiplerle... Gelişigüzel olan, çok sayıdaki kuark tipleri aralarındaki kuvvetin karakteri değil.

İki elektron arasındaki mesafeyi dilediğiniz kadar arttırabilirsiniz. Eğer birbirlerinden çokuzaktalarsa aralarındaki kuvvetin zayıfladığı da bir gerçek.

Eğer doğru olsaydı, ve bunlar kuarklardan oluşsaydı, yeterli şiddette birbirine vurunca kuarkların dışa çıkacağını beklerdiniz. Ama, kuarkların çıkabileceği yükseklikte enerji kullanıp deney yaptığımızda kuarkların çıkması yerine, büyük bir şey oluştu. Yani tüm parçacıklar eski hadronların aynı yönünde gidiyor... kuark yok.! Ve teori .... Ortaya çıkan esasında şuydu, bir kuark oluştuğunda bu başka kuark çiftlerini de oluşturuyor, gruplar halinde geliyorlar ve hadronları oluşturuyorlar.

Soru şu: niye elektrodinamikte bu kadar farklı? Şu küçük parçacıklar farklı ve ....bu küçük parçacıklar farklı etkileri veriyor, tamamiyle farklı etkiler! Böyle bir şeyin olabilmesi çoğu kişiyi şaşırttı... Önce teorinin yanlış olduğunu düşünebilirsiniz. Ama çalışmalar yoğunlaştıkça, bu fazla parçacıkların pekala bu etkileri yaratabileceği ortaya çıktı.

Şimdi fizik tarihinin çok farklı bir dönemindeyiz, çok farklı bir durumdayız. Bir teorimiz var -tamamlanmış ve kesin bir teori - tüm bu hadronlarla ilgili bir sürü deney yapıldı. Bir sürü detay biliniyor. Peki o halde niye teorinin doğruluğunu veya yanlışlığını hemen belirleyemiyoruz? Çünkü yapmamız gereken teorinin sonuçlarını hesaplamak; teori doğruysa ne olmalı, ve ne oldu? Bu sefer zorluk birinci soruda. Teori doğruysa ne olması gerektiğini bulmak çok zor. Teorinin sonuçlarını bulabilmek için gereksinim duyulan matematik çok zor .... şimdilik tamam mı?

Bu nedenle, benim problemim bu teoriden bir şekilde rakamlar elde etmeyi becermek; teoriyi çok dikkatlice sınamak için, yoksa nitel olarak sanki doğru sonucu verebilirmiş izlenimini edinmek değil. Denklemleri çözmemi sağlayacak bir takım matematik yöntemleri keşfetmek için bir-iki yıl uğraştım. Bir yere varamadım. Ve sonra, eğer bu problemi çözeceksem muhtemel cevabın yaklaşık nasıl olabileceğini anlamam gerektiği kararını verdim. Bunu anlatmak çok zor şimdi, ama nicel olarak fikir edinmeden buolayların nitel olarak nasıl çalıştığını anlamam gerekiyordu. Diğer bir deyimle, başkaları da olayın nasıl geliştiğini anlamamışlardı. İşte son bir-iki yıl içinde olayı anlamaya çalışıyorum.... Ümidim gelecekte bu kaba anlayışın kesin matematiksel yönteme dönüşmesi, veya teoriden parçacıklara gitmeyi sağlayan bir yol göstermeye dönüşmesi.Görüyor musunuz, çok komik bir durumdayız. Teori aramıyoruz; teorimiz var ... iyi, iyi bir aday. Sonuçların ne olacağını görmek için teoriyle deneyi karşılaştırma ihtiyacını duyduğumuz bir dönemdeyiz. Ve takıldık kaldık. Benim hedefim ... arzum teorinin sonuçlarının ne olduğunu bulmamızı sağlayacak bir yöntem geliştirmek. Aptal bir durumdayız. Teoriniz var ama sonuçları ne olabilir, bulamıyorsunuz. Dayanılacak gibi değil. Nasıl olacağını bulmalıyım. Belki bir gün.

Anlatan

Peki bulduğunuzda ne olacak? Ne fark edecek? Fiziği bu kadar kafaya takmanın yararı ne?

Richard Feynman

Anlaması daha kolay olan bir örnek alalım, astronomiyi... Şüphesiz astroniminin başlangıç yıllarında, insanlar gezegenlerle, onların büyülü, tanrısal karakterleri nedeniyle veya başka nedenlerle ilgileniyorlardı. Gezegenler ve bir iki yıldızın yerleri bulunup hesaplandıktan sonra, astronominin hiç bir uygulaması yok. Zaman ölçümü ve yol bulma amaçlarına yönelik çalışmalar vardı, o da bitti. Yıldızların büyüklüğü, yıldızların dünyamıza olanuzaklığı, galaksilerin devliği, evrenin tarihi hakkında bulduklarımız muhteşem şeyler.Büyük teleskoplar, büyük çabalar, hiçbir uygulama alanı yok, bildiğim hiçbir yer. Belki birbisküvi kutusunun üzerine "Galaksi Bisküvileri" yazılmış olabilir. Onun dışında astronominin benim bildiğim hiçbir uygulaması yok.

Ama, daha büyük teleskopların yapımına ve evren hakkında daha fazla bir şeyler öğrenmeye kimse karşı çıkmıyor. İnsanlarda evreni anlamaya yönelik derin bir dürtü var. Size astronomi örneğini verdim. Matematikte de aynı şey var, fizikte de. Bu, herşey yararlı olmalıdır, veya yediklerimle ilişkili olmalıdır, görüşüne karşılık daha fazla bilmek arzusu, kendi dürtüsünü yaratan bir olgu bence.

Bugün de, büyük bir ihtimalle en küçük boyutlardaki temel yasaları bulmaya çalışan yüksek enerji fiziğinde, pahalı aletlerle, herhangi bir uygulama alanı görmüyorum. Şüphesiz tarihte ... geriye bakarsanız, şimdi bulduklarımız hiç bir işe yaramıyor demiş olan bir sürü bilim adamı bulursunuz. Gelecek çağlardaki insanları şimdi bizim olduğumuz kadar mutlu etmek için bir tahmin yapacağım: yüksek enerji fiziğinde bulduklarımızın hiçbir uygulaması yoktur. Gelecekte benim ne kadar yanlış düşünmüş olduğumu yazarsınız. Ama çok uzun bir süre için herhangi bir uygulama alanı olduğunu zannetmiyorum; belkide hiç olmayacak. Yüksek seviyeli iyi fizik çalışması yapabilmeniz için çok uzun zamana ihtiyacınız var. Hatırlanması zor olan ve hiç açıklık kazanmamış fikirleri bir araya getirmeye çalıştığımızda .... hep şunu düşünürüm iskambil kağıtlarıyla kule yaparken, kartlardan birini unutursanız tüm kule yıkılır, başa dönersiniz yine. O noktaya nasıl vardığınızı bilmiyorsunuz, üstüste koymaya tekrar başlamalısınız. Rahatsız edilirseniz ve kartları nasıl dizdiğinizin yarısını unutursanız (kartları fikirlerin değişik kısımları olarak düşünebilirsiniz, fikrin oluşabilmesi için bir araya gelmeleri gereken kısımlar) demek istediğim.... herşey yerli yerinde, güzel bir kule oluştu, ama yıkılması çok kolay. Konsantrasyon gerektiriyor -- düşünmek için uzun süre -- ve böyle bir işin yöneticisiyseniz, o zaman vaktiniz yok.

Bu nedenle kendi hakkımda başka bir mit yarattım. Ben sorumsuz biriyim. Çok sorumsuz biriyim. Herkese hiç birşey yapmadığımı söylüyorum. Birisi beni öğrenci kabul komitesine katılmaya çağırdığında, "olmaz, sorumsuzun tekiyim ben. Öğrenciler beni hiç ilgilendirmiyor." diyorum. Tabii ki öğrenciler beni ilgilendiriyor. Ama biliyorum ki başkası bu işi yapacak. "Bırak George yapsın bu işi" diye düşünüyorum... Esasında bu davranış kötü, yapılmaması gerekiyor. Ama ben böyle davranıyorum, çünkü fizikle uğraşmak istiyorum. Hâlâ birşeyler yapıp yapmadığımı görmek istiyorum. Bencilim, tamam, fizikle uğraşmak istiyorum.

Sınıftaki öğrencileri ele alalım. Şimdi bana en iyi nasıl ders verebileceğimi soruyorsunuz. Bilim tarihine mi önem vereyim? Uygulamaya mı? Bana kalırsa ders vermenin en iyi şekli hiç bir kalıba bağlı kalmamak, kaotik olmalı, bulabildiğiniz her yolu kullanıp herşeyi karıştırmak. Tek düşünebildiğim yol bu. Böylece ilerlerken şu ve bu öğrenci farklı çengellere takılıp gelsin. Bu arada, tarihle ilgilenen öğrenci soyut matematik işlenirken sıkılacak, matematiği seven tarihten sıkılacak. Ama herkesi her zaman sıkmamış olacaksınız. Belki de daha iyi olur bu. Nasıl yapılacağını tam bilmiyorum. Farklı ilgi alanlarına sahip farklı kafalarla ilgili bu soruyu nasıl cevaplayacağımı bilmiyorum. Onların ilgisini ne çeker? İlgilenmelerini nasıl sağlarsınız? Bir yolu zor kullanmak: bu dersten geçmek zorundasın, şu sınava girmelisin. Etkili bir yoldur. Bir sürü insan bu metodla okullardan mezun oluyor; bayağı etkili bir yöntem olabilir. Üzgünüm; bunca yıl ders vermeye çalıştıktan ve bir sürü yöntem denedikten sonra hâlâ nasıl yapılabileceğini gerçekten bilmiyorum.

Küçükken babamın bana bir sürü şey anlatması çok hoşuma giderdi. Bu nedenle, ben deoğluma dünya hakkında ilginç şeyler anlatmaya çalıştım. Çok küçükken kucağımızda sallar ve hikayeler anlatırdık. Küçük insanların hikayesini uydurmuştum; şu boyda, pikniğe gidiyorlar ve havalandırma tesisatında yaşıyorlar.

Uzun mavi gövdeli yapraksız ağaçların bulunduğu ormanda yürüyorlar. Ve oğlum bunun halı olduğunu çıkarırdı zamanla. Çok hoşuna giderdi bu oyun; bütün bunları garip bir görüş açısından anlatıyordum çünkü.

Bu tür hikayeleri dinlemeye bayılıyordu. Enfes hikayeler çıkıyordu ortaya. Hatta bir keresinde içi çok nemli bir mağaraya bile girdi; rüzgar bir içeri bir dışarı doğru esiyordu. İçeri soğuk giriyordu, dışarı sıcak çıkıyordu. Girdikleri yer köpeğin burnuydu. Şüphesiz bu metodla fizyoloji hakkında da bir sürü şey anlattım. Bayılırdı buna. Ben de bir sürü şey anlattım. Bu benim de hoşuma gidiyordu; çünkü sevdiğim şeyleri ona anlatıyordum. Ne olduğunu tahmin ettiği zaman da neşemize diyecek olmazdı. İşte böyle.

Sonra bir kızım oldu, benzer şeyleri denedim. Ama kızım farklı kişiliğe sahipti. Bu tür hikayeyi duymak istemiyordu. Kitaptaki masalı defalarca ona okumamı isterdi. Masal uydurmamı değil, okumamı istiyordu. Değişik bir kişilik. Şimdi kalkıp küçüklere bilim öğretmek için küçük insanların hikayelerini anlatmak gerekiyor desem, bu metod kızımla çalışmıyor. Ama oğlumla çalıştı. Tamam mı ?

Neredeyiz, nereye gidiyoruz, evrenin anlamının ve benzeri muhteşem soruların cevaplarını bilimin vereceğini bekliyorsanız, zannedersem çok çabuk hayal kırıklığına uğrarsınız ve problemlere mistik cevap ararsınız. Bir bilim adamı mistik bir cevabı nasıl kabullenebilir bilmiyorum, çünkü esas amaç anlamak.... Peki, peki unutun bunları. Neyse, ben öyle şeyleri anlamıyorum.

Ama, herşeye rağmen üzerinde benim düşündüğüm gibi düşünürseniz, yaptığımı zaraştırmak. Dünya hakkında mümkün olduğu kadar çok şeyi keşfetmeye çalışıyoruz. Bazıları bana soruyor, "Fiziğin ana yasalarını bulmaya mı çabalıyorsunuz?" Hayır, çabalamıyorum. Dünya hakkında daha fazla bir şeyler öğrenmeğe bakıyorum. Eğer herşeyi açıklayan basit bir yasaun bulunduğu da ortaya çıkarsa ne güzel. Onu keşfetmek çok güzel olurdu. Ama bir de olay eğer milyonlarca tabakadan oluşan soğana benziyorsa ve biz de her tabakayı anlayıp soymaktan yorulup sıkılıyorsak, ne yapalım, bu böyle. Nasıl ortaya çıkarsa çıksın, olayın özü orada, ortaya nasıl olursa olsun çıkacak.

Bu nedenle, onu araştırırken yapmaya çalıştığımız hakkında peşin fikirli olmamalıyız. Sadece hakkında daha fazla bir şeyler öğrenmeğe çalışmalıyız. Niye daha fazla şey öğrenmek istiyorsunuz, sizin probleminiz bu, diyebilirsiniz. Eğer bunu araştırmakla derin felsefi bir sorunun cevabını bulacağınızı düşünüyorsanız hata etmiş olursunuz. Doğa hakkında çözmeye çalıştığınız o belirli problemin cevabını bulamayabilirsiniz. Ama benim amacım bu değil. Bilime ilgim sadece dünyayı daha yakından tanımak istememden kaynaklanıyor. Keşfettikçe de keşfetmek daha zevkli oluyor. Ama hiçbir bilmediğim o kadar çok şey var ki, niye buradayız sorusunu sormanın anlamı olup olmadığı gibi veya soru ne olmalı gibi. Konu üzerinde biraz düşünebilirim, anlayamazsam başka bir konuya geçerim. Ama bir cevap bulmak zorunda değilim. Bilmemek beni korkutmuyor. Amaçsız bir şekilde gizem dolu evrende kaybolmuş olmak beni korkutmuyor, ki aslında benim görebildiğim kadarıyla bu böyle. Bu beni korkutmuyor.