Showing posts with label hayal gücü. Show all posts
Showing posts with label hayal gücü. Show all posts

Wednesday, August 12, 2009

BİR İDEAL, HAYAL VE UFUK TURU: TÜRKİYE İÇİN SIFIR MERKEZ GELİŞİM MODELİ

Geçtiğimiz yıllarda tarihlerden 19 Mayıs iken kaleme aldığım bir ideal, hayal ve ufuk turu..
Türk gençliği olarak bizler hepimiz Türkiye’yi canımızdan çok seviyoruz. Hepimiz Anadolu’ya ve bu topraklara gönülden bağlıyız. Türkiyeli olduğumuz için onur ve mutluluk duyuyoruz. Hepimiz Atatürk’in çizdiği vizyonda durmadan ilerlemeye kararlıyız. Hepimiz ülkemizin geleceğine katkıda bulunmak ve toplumsal sorumluluk üstlenmek için hazırız. Bayrağı ve emaneti devralmak için kendimizi en iyi şekilde hazırlıyoruz. Türkiye’mizin dünyada hak ettiği konumu bulması için elimizden geleni yapmaya söz veriyoruz. Ülkemizin geleceğine güvenle, inançla ve ümitle bakıyoruz.

Çocukluğumuz Özal devrinin izlerini taşıyor ve bizler liberal bir dönemde büyüdük; ama söylendiği gibi topçu ve popçu bir nesil değiliz. 68 Kuşağı kadar veya 80 öncesi gençliği kadar idealistiz, bilinçliyiz ve vatanımızı seviyoruz. Ama farklı görüşler taşıyan arkadaşlarımızın da bizim kadar memleket sevdalısı olduğunu biliyoruz. “Ötekiler” yok artık; aynı gemide yaşayan bizler varız. Artık devleti, idareyi ele geçirme paranoyalarından, çatışmalardan, önyargılardan, korkulardan, nefretlerden, şikayetlerden uzağız ve uzak olmak istiyoruz. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, sağcı-solcu, AKPli-CHPli, küreselci-ulusalcı, şucu veya bucu; hepimiz ortak paydada Türkiye’mizi, Anadolu’muzu, Cumhuriyetimizi seviyoruz. İşte 19 Mayıs. Her tür ayrım anlamını kaybediyor ve biz birbirimizi kucaklıyoruz. Çoğul kimlikler taşıyoruz ve bundan memnuniyet duyuyoruz. Aynı anda içimizde milliyetçi, liberal ve sosyal demokrat eğilimler hissedebiliyoruz. Hem muhafazakar hem devrimci yönlerimiz var. Düz değil saçaklı mantık kullanıyoruz. Kolay çözümlere, kısa cevaplara ve sloganlara şüpheyle yaklaşıyoruz. Fanatizmi, cehaleti, ezberi ve şiddeti eleştiriyor ve sorguluyoruz. Öte yandan tutarlı ilkelerimiz, değerlerimiz var ve fikirlerimizi, düşüncelerimizi sonuna kadar savunuyoruz. Birbirimizi anlamaya ve diyalog kurmaya uğraşıyoruz. Kapılar açmaya ve köprüler kurmaya uğraşıyoruz. Hayata ve ülkemize farklı pencerelerden bakmaya çalışıyoruz. Enerjimizi ve dikkatimizi pozitife yoğunlaştırmak istiyoruz.

Türk gençliği olarak ülkemiz adına ideallerimiz var. Rüyalarımız var. Umutlarımız var. Hedeflerimiz var. Stratejilerimiz var. Hayallerimiz var. Bizler hayallerimizin çocuklarıyız.

21. yüzyılda yeni bir Türkiye hayal ediyoruz. Daha gelişmiş, zengin, aydın, mutlu bir Türkiye. Demokratik, çoğulcu, laik, çağdaş bir Türkiye. Doğu ve Batı arasında köprü olmuş, Avrasya'da güven, denge ve istikrar unsuru bir Türkiye. Avrupa Birliği’nin en genç, en dinamik, en barışçıl, en güçlü üyesi. Kendisiyle, halkıyla ve çevresiyle barışık; kabuğunu kırmış bir Türkiye. Çağıyla hesaplaşmış, çağı yakalamış ve aşmış bir Türkiye.

Bir gün gelecek bizim de evrensel olarak güçlü bir ekonomimiz, teknoloji üretiminde rekor kıran bir özel sektörümüz, etkin işleyen bir devlet sistemimiz, dünya çapında bilim üreten üniversitelerimiz olacak. Bu gün uzak gelecekte değil. Bu gün bize umduğumuzdan daha yakın. Tarihin çarklarında Türkiye’nin tarihi bir sıçrama rampasında bulunduğunu hissediyoruz. Sistem dinamikleri ve disiplinler arası bilimler Türkiye’nin hızla yukarıya doğru çıkmakta olduğunu söylüyor. Geleceğe ilişkin raporlar ve tahminler Türkiye’nin ilerlemesinin devam edeceğini ve hızlanacağını vurguluyor. Gönülden inanıyoruz ki 21. yüzyılda yeni bir Türk Rönesansı yaşanacak. Kültürel, ekonomik, teknolojik, bilimsel, sosyal, toplumsal gelişmelerin bileşkesi bir göz kamaştırıcı bir Rönesans.

Tabii bu hiç kolay olmayacak. Bunun çabasız, uğraşsız, dertsiz, hedefsiz, projesiz, emeksiz, hayalsiz, vizyonsuz olabileceğine ihtimal vermiyoruz. Medeniyet inşa etmede mürekkep, gözyaşı, alın teri gerektiğinin bilincindeyiz. Siyasi partilerimizle, devlet kurumlarımızla, şirketlerimizle, üniversitelerimizle, sivil toplum örgütlerimizle, halkımızla topyekün bir hedef birliği, vizyon birliği, organizasyon birliği ve işbirliği gerçekleştirebilirsek Türkiyemiz küresel platformda hak ettiği yeri alacak. Neden almasın ki? Yeni dünyada yerimizi almak için yeterli girişimcilik ruhumuz, tarihsel potansiyelimiz ve insan kaynağımız fazlasıyla hazır bulunuyor.

Günümüzde değişim; çok boyutlu, dinamik ve kompleks bir süreçler zincirine dayanıyor. Makro sistemlerin değişmesini istiyorsak mikro sistemlerden işe başlamalıyız. Türkiye’nin değişmesi ve gelişmesi, kurumlarımızın değişmesi ve gelişmesine bağlı. Kuantum değişimi başarabilmemiz için tüm kurumlarımızda uzun vadede çok boyutlu ilerlemeler ve köklü reformlar gerekiyor:

· KOBİ’lerde, şirketlerde, iş dünyasında
· Devlette, bürokraside, orduda ve siyasette
· Medyada ve basında,
· Üniversitelerde, sivil toplumda
· Sağlık, eğitim ve adalet sistemlerinde

Sistemlerin değişmesi için kurumların, kurumların değişmesi için de insanların değişmesi gerekiyor. Değişim bireyden başlıyor. Değişim içimizden başlıyor. Senden, benden, bizden, Ahmet Bey’den, Ayşe’den, Mustafa’dan başlıyor. Değişim gençlerden başlıyor. Değişimin anahtarı yeni nesil. 19 Mayıs gençleri ve daha sonra 23 Nisan çocukları.

Türkiye’mizi 21. Yüzyıla taşıyacak değişim ve gelişimin liderleri ve aktörleri Türk gençleri olacak. Bugünün ve yarının gençleri. Peki Türk gençliği olarak bu konuda ne kadar hazırız? Bilgimiz, vizyonumuz, yetkinliklerimiz itibarıyla bize verilen ağır emanet ve görevleri üstlenmeye ne kadar hazırız? Ortaya koyabileceğimiz bir strateji, vizyon ve misyon bildirgemiz var mı? Ülkemiz için nasıl bir vizyon ortaya koyacağız? Bu vizyona yürürken hangi değerlere ve prensiplere sahip olacağız?

19 Mayıs 2005 tarihinde özel olarak kaleme alınan bu makalenin temel amacı bu konularda disiplinler ötesi bir beyin fırtınası başlatabilmek ve bu konulara kafa yoran genç arkadaşlarımız için taze bir fikir platformu oluşturabilmektir.

Şimdi “Türkiye’nin geleceği ve bu geleceği kurmada Türk gençleri olarak bizim rollerimiz, görevlerimiz, katkılarımız, ilkelerimiz” hakkında disiplinler arası bir ufuk turuna çıkacağız. Bu yolculukta amacımız Türkiye’mizin geleceğine dair çok boyutlu bir değişim ve gelişim vizyonu ortaya koyabilmek. Bu bildirgeyi “Türk Gençliğinin Türkiye Vizyonu” konusunda ortaya konan küçük bir katkı olarak değerlendirebilirsiniz. İşte 19 Mayis 2005 manifestomuz:

1) KALİTE, SORUMLULUK, ETİK, MORAL DEĞERLER:
Bireysel ve kurumsal düzeyde yaptığımız her işte ve her alanda toplam kaliteyi yakalayacağız. Devlette, özel sektörde, üçüncü sektörde, toplumsal yaşamda hukuk ilkelerini, ahlaki değerleri, etik kuralları, evrensel kalite standartlarını hakim ve üstün kılmak için var gücümüzle uğraşacağız. Mesleğimizde en iyiyi ve en mükemmeli yakalayacağız. Sosyal ve toplumsal platformda sorumluluk üstleneceğiz. Yeşil, doğa, sürdürülebilirlik için mücadele edeceğiz. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi evrensel değerlere saygılı olacağız. Gelenek ve gelecek arasında köprü kurabilmek için uğraşacağız. Yaşam kalitesini ülkemizde her alanda arttırmaya çalışacağız. Hz. Muhammed gibi doğru, güvenilir ve dürüst olmaya çalışacağız. Yolsuzluğa, ahlaksızlığa, yalana geçit vermeyeceğiz. İlkeli, dürüst, ahlaklı, sorumlu ve örnek olacağız.

2) İNSAN, SEVGİ, EĞİTİM VE İLETİŞİM:
Türkiye’nin kalkınmasında en önemli faktörün iyi eğitilmiş insan gücü olduğunu bilerek bulunduğumuz her kurumda insana önem vereceğiz ve insana yatırım yapacağız. İnsan kaynaklarına yatırıma, eğitim düzeyinin arttırılmasına ve iletişim kalitesine her zaman önem vereceğiz. Sağlık, eğitim ve hizmet sektörleri başta olmak üzere her sektörde insan memnuniyetini esas alacağız. Çalıştığımız kurumların müşteri odaklı ve hizmet odaklı olması için uğraşacağız. Gençlere uygun kariyer planlaması yapılması, eğitim fırsatları ve istihdam olanaklarının sağlanması, parlak yeteneklerin keşfedilmesi ve geliştirilmesi için mücadele edeceğiz. İnsani gelişimi temin etmek için demokrasi, düşünce hürriyeti, insan hakları, kültür, sivil toplum, adalet, sağlık ve eğitim alanlarında atılım peşinde olacağız. Ailemizde, çevremizde, iş yaşamımızda, toplumsal platformda ve özel hayatımızda sevgiyi yeşerteceğiz. Birlik ve beraberliğe önem vereceğiz. Şeyh Edebali’nin tavsiyesine uyup insanı yaşatacağız ki devlet yaşasın. Yunus Emre gibi Yaradılanı Yaradandan ötürü seveceğiz. İnsana insan olduğu için değer vereceğiz. Herkese gülümseyeceğiz, herkese selam vereceğiz. Yardımsever, sevgi dolu, empatik, ilgili, hassas, nazik ve samimi olacağız.

3) MOTİVASYON, ÇALIŞMA, BAŞARI, ÜRETİM VE VERİMLİLİK:
Türk gençleri olarak bizler Türkiye'nin umudu ve geleceğiyiz. Başarmaya mecburuz. Başka alternatifimiz yok. Sıradan ve sürüden olmayacağız. Yaptığımız işlerin kalitesiyle kişisel markalar oluşturacağız. Dünya standartlarıyla yarışacağız. Bilimin aydınlığını rehber olarak alacak, az uyuyacak ve çok çalışacağız. Ülkemizi küresel platformda en güzel şekilde temsil edeceğiz. Hangi engeller önümüze çıkarsa çıksın motivasyonumuzu ve umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Tüm sektörlerde profesyonelleşme ve kurumsallaşmaya önem vereceğiz. Kurumlarda liyakat, bilgi, yetenek, tecrübe ve yetkinliklere değer vereceğiz. Yetkinlik esaslı işe alma, performans değerlendirme, ve ödüllendirme sistemlerin devlet kurumlarında ve özel kurumlarda uygulanması için öncülük yapacağız. Üretime dayalı ekonomik, ticari ve sektörel kalkınma için uğraşacağız. Avrupa Birliği şartlarına hızla uyum sağlayacak ve bu standartları geride bırakacağız. İş dünyasında Sakıp Sabancı, Vehbi Koç ve Üzeyir Garih gibi çalışkan, disiplinli, azimli, sabırlı, kararlı, profesyonel, girişimci ve üretken olacağız.

4) KÜLTÜR, SANAT, ANLAM VE DİL:
Türkiye’nin gelişmesinde sanatın, kültürün ve dilin önemini ve rolünü unutmayacağız. Hayatımızda kültür ve sanat her zaman önemli yer tutacak. Sanata, şiire, edebiyata, müziğe, resime, tarihe, kültüre karşı saygılı, duyarlı ve ilgili olacağız. Toplumun her kesiminde sanat duyarlılığının ve sivil toplum ruhunun oluşması için aktif mücadele vereceğiz. Sanatı ve sanatçıyı maddi manevi destekleyeceğiz, teşvik edeceğiz. Türk müziğinin, sporunun, sinemasının, tiyatrosunun, sanatının, kültürünün, edebiyatının, şiirinin ve dilinin gelişmesi, yayılması ve evrensel standartlara ulaşması için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Anne kucağı kadar sıcak ve içten, anne sütü kadar saf ve temiz Türkçemizi öksüz bırakmayacağız. Mehmet Akif’e de, Nazım Hikmet’e de aynı anda saygı duyacağız. Nasreddin Hocamızı, Karagöz ve Hacıvatımızı unutmayacak ve yaşatacağız. Bazen Zülfü Livaneli’nin, Arif Sağ’ın dostluk türkülerini; bazen Sezen Aksu’nun, Barış Manço’nun Tarkan’ın aşk şarkılarını; bazen de Zeki Müren’in, Müzeyyen Senar’ın yanık nağmelerini mırıldanacak, özlemle iç çekecek ve kendimizden geçeceğiz.
Markalaşma ve tasarım anlayışının, evrensel pazarlama stratejilerinin ve reklamcılık ilkelerinin turizmde, medyada, sanatta, özel ve devlet kurumlarında uygulanması için öncülük yapacağız. Kurum kimliğine, sivil topluma, estetiğe, tasarıma, iletişime önem ve değer vereceğiz. Hayatı anlamını, kendimizi, iç derinliklerimizi arayacak ve keşfedeceğiz. Grup ve toplum içinde kendimizi ifade etmekten; farklılığımızı, bireysel özelliklerimizi ve orijinalliğimizi ortaya koymaktan çekinmeyeceğiz.

5) BİLİM, TEKNOLOJİ, BİLGİ, ARAŞTIRMA VE ÖĞRENME:
Türkiye’nin 21. yüzyılı yakalamasının bilim ve teknolojiye yatırım yapmaktan geçtiğini biliyoruz. Teknoloji üretmedikçe üçüncü dünya liginde kalmaya mahkum olduğumuzu da. Thomas Freedman’ın “Lexus ve Zeytin Ağacı” kitabında anlattığı modern üretime, teknolojiye, bilime yatırım yapan Lexus ülkeleri arasında Türkiye’yi de görmek istiyoruz. Sıçrama yapabilmek için Türkiye’nin önünde en önemli seçeneğin teknoloji üretmek olduğunu görüyoruz. Bunun için ise bilim- icat- yenilik- tasarım- teknoloji- üretim- pazarlama- satış -finans zincirinin kurulması gerektiğini biliyoruz. Bunun için makro planda üniversite - iş dünyası - hükümet altın üçgeninin entegre olarak beraber çalışması için elimizden geleni yapacağız. Mikro planda ise disiplinler arası takım çalışması, planlama, vizyon, ödül sistemi ve çok çalışma ile başarıya ulaşacağız. Araştırma ve geliştirmeye yeterince pay ayırarak; iş dünyası, üniversiteler, ve devlet işbirliğiyle; Amerika, Japonya, Almanya, Kanada, Hollanda ve Güney Kore gibi çok boyutlu teknoloji üretimini gerçekleştireceğiz. Knowhow üretecek; patent ve copyright hakları elde edecek ve dünyaya satacağız. Bilişim, e-business ve e-devlet konusunda girişimleri hayata geçireceğiz. Gelecekte çok önem kazanacak Genetik, Biyoteknoloji, Mikroelektronik, Malzeme Bilimi, Yazılım alanlarında teknolojik atılım projeleri üreteceğiz. Bugünün rekabetçi dünyasında, "öğrenmeyi terk edenin gelişmesi mümkün değildir" anlayışı ile sürekli öğreneceğiz ve kendimizi geliştireceğiz. Bilginin eşsiz derinliğine dalacağız. Merak eden, araştıran, sürekli öğrenen bireyler olacağız. Bilgiyi stratejik kullanacak ve stratejik bilgi üreteceğiz. Onlarca, yüzlerce özgün fikir üretecek ve beyin fırtınaları yapacağız. Fikir ve bilgi paylaşım platformları kuracağız. Çok okuyacak, çok yazacak ve çok düşüneceğiz.

6) GÜVEN, BAĞLILIK, TARİH ŞUURU, ANADOLU DUYARLILIĞI:
Birinci vazifemiz olarak Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceğiz. Kuvva-i Milliye ruhunu, Çanakkale destanını, Kurtuluş Savaşı fedakarlıklarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, bu vatan için dökülen kanları unutmayacağız. Atamızın bıraktığı emanetlere, mirasa, ilkelere, prensiplere, devrimlere sahip çıkacağız. Türkiye’nin jeopolitik konumu çerçevesinde dış politikada, savunmada ve milli güvenlikte uzun vadeli, kalıcı stratejiler geliştirmesi ve atılımlar gerçekleştirmesi için üzerimize düşen vatandaşlık görevlerimizi yerine getireceğiz. Vatanımızı ve milletimizi çok seveceğiz. Toprağımızı, kültürümüzü, geleneğimizi, dilimizi, dinimizi, değerlerinmizi unutmayacağız. Yaratıcı’ya, annemize, babamıza, ailemize, akrabalarımıza, dostlarımıza, arkadaşlarımıza vefalı olacağız. Toplumsal yaşamda dualist, rekabetçi, çatışmacı Batı paradigmaları yerine (sermaye-emek, şirket-sendika..) Doğu paradigmalarına dayalı (Ahilik triad sistemi: usta – çırak – lonca) Anadolu sistemleri kurarak huzura, dayanışmaya, dengeye, diyaloğa ulaşacağız. Yemeyip yedirme, çıkarını gözardı edip yardım etme, zekat ile vermenin ve paylaşmanın mutluluğunu yaşama gibi Anadolu’nun köklü değerlerini yeniden yaşatacağız. Ulusal tarihimizi, kültürel mirasımızı, irfan atlasımızı, evrensel olan dinimizi, öz değerlerimizi, toplumsal hazinelerimizi daha fazla tanıyacak ve anlayacağız. 26 farklı medeniyetin genlerini taşıyan Anadolu’muzun kültürel ve tarihsel mirasına sahip çıkacağız. Hititler’in eşitliğini, Urartular’ın özgürlüğünü, Truvalılar’ın kardeşliğini yeniden keşfedeceğiz. Anadolu’nun yardımlaşma ve dayanışma kültürünü yeniden hayata geçireceğiz. Kah Uğur Arslan gibi Deniz Feneri kurarak, kah Tayfun Taliboğlu gibi BamTeline dokunarak Anadolu yollarına düşecek; Anadolu insanıyla ve onun engin şefkatiyle, basiretiyle, misafirperverliğiyle buluşacağız. Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlu, Gaffar Okkan, Kemal Erimez, Uğur Mumcu gibi halk kahramanlarının arasına karışacağız. Sadakat, güvenilirlik, tutarlılık, sorumluluk, sözünü tutma, inanç, dostluk, kardeşlik, fedakarlık, destek, biz bilinci, tarih şuuru, aidiyet, paylaşım gibi değerler bu yolda bizim vazgeçilmezlerimiz olacak.

7) YENİLİKÇİLİK, VİZYON, DEĞİŞİM, ESNEKLİK VE İCAT:
Yeni çağda sistemci düşünmeyi, saçaklı mantığı, bütüncül bakış açısını kullanacağız. ARGE (Araştırma ve Geliştirme) süreçlerinin KOBİ’lerde, sektörlerde, şirketlerde, devlette, sağlık ve eğitim sistemlerinde uygulanması için buna maddi kaynak, bütçe ve personel ayıracağız. Biyoteknoloji, genetik, Internet, malzeme bilimi, telekom gibi kritik teknolojilerde atağa geçilmesi için bütün bilgimizi, vizyonumuzu ve emeğimizi ortaya koyacağız. Risk sermayesi ve melek sermayesi kullanılmasını teşvik edecek; teknoparkların ve think tank kuruluşlarının açılması için uğraşacağız. Teknoloji geliştirme konusunda hiç olmazsa en az cep telefonu edinme konusundaki hassasiyetimiz kadar hassasiyete sahip olacağız. 30 sene sonrası için projeksiyonlar çıkaracak, Cumhuriyetimizin 100. yılında 2023’te ülkemizin eğitimi, teknolojisi, ekonomisi, toplumu nerede olacak bunları tartışacağız. Azimle, istekle, umutla, aşkla, inançla, gayretle çalışacak ve geleceği kurgulayacağız. İkinci Aydınlanma çağının bütüncü, holistik ve sistemci bakış açısına göre geleceği kurgulayacağız. Kuantum Fiziği’ndeki Potinbağ Teoremine uygun olarak toplumun tüm kesimlerinin vazgeçilmez olduğunun bilincine varacağız. Toplumsal platformda her kesimin birbiriyle ilişkili olduğu devingen, dinamik, eşitlikçi ve sağlıklı demokrasi ağlarına (network) yer açacağız. Hakkari’de kanat çırpan bir kelebeğin Edirne’de fırtınaya sebep olabileceğini kavrayacağız. İnsan sistemlerinin dinamik ve sürekli değişen sistemler olduğunu aklımızdan çıkarmayacağız. Türkiye’ye özgü ekonomik, sosyal, psikolojik ve teknolojik modeller üreteceğiz. Bu özgün ve orijinal modellerde evrensel ile yereli, Batıyı ve Doğuyu, yani bilgiyi ve bilgeliği birleştireceğiz. Pozitif düşünecek; potansiyellere, fırsatlara, çözümlere odaklanacağız. Ümitlilik, vizyon, değişim, gelişim, isteklilik, umut, esneklik, hayal gücü, icat, keşif, ilham, pozitif düşünce, açıklık, yenilikçilik bu yolda bizim rehberlerimiz olacak.

8) LİDERLİK, GİRİŞİMCİLİK, EKONOMİK ZENGİNLİK VE GELİŞME:
Girişimcilik ruhunun ve liderlik anlayışının iş dünyasında, KOBİ’lerde, şirketlerde, Anadolu Kaplanlarında, devlette, sağlık ve eğitim sistemlerinde hayata geçirilmesi için uğraşacağız. Genç girişimcilerin ve liderlerin önünü açacağız. Sosyal yenilik üretebilecek sosyal liderler yetiştireceğiz. Yurtiçinde, yurtdışında ve dünyanın farklı ülkelerinde lobi, eğitim, bilim, sivil toplum, yatırım, ticaret faaliyetleri başlatılması için destek vereceğiz ve öncü olacağız. Bu girişimlere maddi-manevi (zihinsel, fiziksel ve duygusal) destek vereceğiz. Fakirliğe, ayrılığa ve cehalete savaş açacağız. Reel sektöre, girişimcilere, ihracatçılara ve KOBİlere teşvik için kredi, sermaye ve destek sağlanması için mücadele vereceğiz. Etkin devlet sistemine ve güçlü ekonomiye geçiş için (gelir dağılımı, siyasi istikrar, mali yapı, vergi sistemi, sermaye piyasası, etkin bürokrasi alanlarında) reformlar gerçekleştireceğiz. Cesaret, kararlılık, girişimcilik, adalet, hak, hürriyet, irade, dayanıklılık, cömertlik gibi değerlerin savunucusu olacağız. Atılımcı, yenilikçi, girişimci ve cesur olacağız.

9) DİYALOG, HOŞGÖRÜ, ÇEŞİTLİLİK, BARIŞ VE DEMOKRASİ:
Diyalog, katılımcılık, hoşgörü ve karşılıklı saygı anlayışının ve ilkelerinin iş dünyasında, medyada, basında, devlette, siyasette ve toplumun her kesiminde uygulanması ve hayata geçirilmesi için çalışacağız. Evrensel hoşgörü, diyalog, huzur, saygı, barış, denge ve uyumu tesis etme yolunda Atatürk’ümüzün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini takip ederek çevremize güven ve istikrar yayacağız. İstanbul’un ve diğer metropollerimizin çok kültürlü, çok kimlikli, kozmopolit, altyapısı sağlam, beyin göçü alan küresel cazibe merkezileri ve dünya kentleri haline gelmesi için uğraşacağız. Türkiye’nin her girişimi ve hamlesiyle Doğu ve Batı arasında gerçek bir kapı, köprü ve diyalog merkezi olmasına katkıda bulunacağız. Anadolu geleneğinde çok önemli bir yeri olan tasavvuf felsefesinin temelindeki hoşgörü ve ahengi yeni yüzyıla taşıyacağız. Hacı Bektaş Veli ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi manevi liderlerin açtıkları yolda farklılıkları bir zenginlik kaynağı, tanışma, kaynaşma ve diyalog kurma unsuru olarak göreceğiz. Çeşitliliğin getirdiği zenginliği organizasyon kültürlerine ve takım çalışmasına yansıtacak ve dünya çapında başarılara imza atacağız. Uzun vadeli ve kalıcı başarı için farklılıkları bir arada etkili olarak yöneteceğiz. Sabretmesini bileceğiz; bileceğiz ki vaktinden önce çiçek açmaz. Birarada yaşama ve gelişme tecrübesini yaşamış Anadolu ve İslam bilgeliğinden dersler alacağız. Kültürümüzün özündeki sevgi, hoşgörü ve diyalog ilkelerini hayata geçireceğiz. Mevlana’nın ifade ettiği gibi “bir ayağımız her zaman dairenin merkezinde olacak, diğer ayağımız da dairenin etrafında 72 milletle beraber pergel gibi dolaşacak.” Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi, şefkat ve merhamette güneş gibi, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi, hiddet ve asabiyette ölü gibi, tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi, hoşgörürlükte deniz gibi olacağız. Ya olduğumuz gibi görünecek, ya da göründüğümüz gibi olacağız.

SONUÇ YERİNE:
19 Mayıs, enerji demek. Gençlik demek. Umut demek. Hayal demek. Gelecek demek. Dinamizm demek. 19 Mayıs’lar, hayallerle, projelerle, vizyonla, planlarla güzel. Bu makalede 19 Mayıs 2005’ten tarihe ve geleceğe not düşmek istedik. Türkiye için dokuz boyutlu bir gelişim ve değişim vizyonu ve yol haritası çizmeye çalıştık. Gideceğimiz yolda Türk Gençliği olarak neler yapmamız gerektiğinin altını çizdik. Bunu yaparken de SIFIR MERKEZ © (ZeroCentered) metodolojisini ve felsefesini kullandik. Gideceğimiz yolun ne kadar çetin olduğunu, sorumlulularımızın ne denli ağır olduğunu fark etmişsinizdir.

Bütün bunlar sadece hayal olmasın. Hamaset edebiyatı olarak kalmasın. Bunlar, uğrunda kişisel çıkarlarımızı feda edeceğimiz ülkülerimiz olsun. Elde edebilmek için hayatımızı vereceğimiz kutsal amaçlarımız olsun. Gelecek nesillere bırakacağımız mirasımız olsun. Gerçekleştireceğimiz ulusal yeminimiz olsun. Siyasi partilerimizle, devlet kurumlarımızla, şirketlerimizle, üniversitelerimizle, sivil toplum örgütlerimizle, halkımızla, medyamızla el ele verip bunları başarabilirsek, Atatürk'ün bizden beklediklerini nihayet 2000'li yıllarda O'na sunmuş olacağız. Türk Gençliği olarak gelecek 19 Mayıs’larda bizim Atamıza verebileceğimiz en anlamlı ve en güzel armağan da bu yolda gayret göstermek ve bunları gerçekleştirebilmek olacaktır.

Saturday, August 8, 2009

21. YÜZYILDA TÜRKİYEMİZ İÇİN 21 KRİTİK BAŞARI FAKTÖRÜ

Aşağıdaki her konuda keşke Türkiye'miz için bir strateji kitabı yazabilsem. 21. yüzyılda ülkemin başarısı için çorbaya bir tuz da ben atabilsem..

Şu anda sizlerle paylaştığım bir hayal olarak kalacak; kimbilir belki ileride bu konularda açılımlar yakalarım..

İşte Türkiye olarak 21. yüzyılda üzerinde durmamız ve lazer netliğinde odaklanmamız gereken 21 kritik başarı alanı:
1. NİTELİKLİ EĞİTİM
2. İNSAN KAYNAKLARINA YATIRIM
3. BİLİM VE TEKNOLOJİ ATILIMI
4. İSTİKRAR, BARIŞ, HOŞGÖRÜ VE TOPLUMSAL BİRLİK
5. EKONOMİK KALKINMA
6. ARGE VE İNOVASYON
7. DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI
8. SİVİL TOPLUM VE SOSYAL YENİLİK
9. GİRİŞİMCİLİK, İHRACAT VE DIŞA AÇILMA
10. DEVLET ETKİNLİK REFORMU
11. TOPLAM KALİTE REFORMU
12. KÜLTÜR VE SANATTA RÖNESANS
13. İNSANİ GELİŞİM VE YOKSULLUKLA MÜCADELE
14. KÜRESEL MARKA VE REKABET GÜCÜ
15. AHLAKİ, İNSANİ, ETİK DEĞERLER
16. ETKİN GÜVENLİK VE GÜÇLÜ SAVUNMA
17. ÜRETİM, STRATEJİ VE KURUMSAL PERFORMANS
18. GÜÇLÜ VE ETKİN DIŞ POLİTİKA
19. TARIM VE HAYVANCILIK REFORMU
20. ADALET, ŞEFFAFLIK, FIRSAT EŞİTLİĞİ, TEMİZ SİYASET
21. YENİLİKÇİLİK, VİZYON, DEĞİŞİM

Saturday, July 25, 2009

TÜRKİYE’NİN GELECEK TASARIMINDA SİYAH VE BEYAZ PARADİGMA

Elif Şafak’ın tesbiti

Elif Şafak, geçtiğimiz yıllarda harika bir tesbit ile Türkiye’de gelecek yıllarda “kozmopolit esneklik” ve “milliyetçi yalıtılmışlık” olmak üzere iki ayrı akımın yaşanacağını ifade etmişti:


Kozmopolit Esneklik


“Takip eden senelerde Türkiye iki ayrı akıntıyı taşıyacak bağrında, tıpkı Boğaz’ın suları gibi. Üst akıntının ismi kozmopolit esneklik. Türkiye’yi çok kültürlü, çok sesli, su gibi akışkan kimliklerin olduğu bir memleket olarak algılayan ve uluslararası bağlama oturtan; iç ve dış politika diyalektiğini kavrayan, bu kültürün başka kültürlerle ilişkilerini önemseyen ve kesinlikle tribünlere oynamayan, bu yüzden de sağdan sola saldırıya uğrayacak olan yaklaşım.

Milliyetçi Yalıtılmışlık


İkinci akıntının ismi milliyetçi yalıtılmışlık. Türkiye’nin üç tarafının sularla, dört tarafının düşmanlarla çevrili olduğuna inanan yaklaşım. Türk’e Türk’ten başka kimsenin dostluk edemeyeceğine inanan, memleketi paranoyalar ve korkularla yönetmek isteyen, ayıklamacı dışlayıcı suçlayıcı yaklaşım.


Çift Akıntı

İşte bu iki yaklaşım, önümüzdeki yıllarda kâh birbirine karışmadan paralel akacak, kâh didişecek, yeni sentezler üretecek. Bugün bir ‘çatışma’ varsa eğer bu iki akıntı arasındadır, yoksa kimilerinin sandığı gibi ‘Doğu’ ile ‘Batı’ ya da ‘demokrasi’ ile ‘İslam’ arasında değil.”
Ancak bu kadar estetik ve yerinde ifade edilebilirdi. Bu gözlem ve tesbite sonuna kadar katılıyorum ve bu analizi biraz daha açmak, üzerine bina etmek istiyorum:

Türkiye son yıllarda ve önümüzdeki yirmi yılda iki farklı akımın ve paradigmanın etkisinde kaldı ve kalacak. Elif Şafak’ın kavramlarına farklı bir açılım getirirsek, bu akımlara Siyah Paradigma ve Beyaz Paradigma diyebiliriz.

Siyah Paradigma

Ya-o-ya-bu

İndirgemeci
Jakoben
Devletçi
Ezberci
Elitist
Ayrımcı
Otoriter
Tek sesli
Toptancı
Katı
Merkeziyetçi
Önyargılı
Dışa kapalı
Mutlak ve dayatmacı
Tek tip
Negatif
Statükocu
Reaktif
Gelenekçi
Ulusalcı

görüşlerden oluşan paradigma

Beyaz Paradigma

Hem-o-hem-bu

Küresel
Açık
Şeffaf
Kozmopolit
Değişimci
Sistemci
Özgürlükçü
Esnek
Çoğulcu
İlerlemeci
Reformist
Sivil toplumcu
Demokratik
Proaktif
Bütüncül
Kompleks
Farklılıklara saygılı
Uluslararası vizyona sahip
İnsan haklarına ve bireyselliğe saygılı
Pozitif
Kreatif
görüşlerden oluşan paradigma

Yurtdışında yaşayan Türklerde de benzer kategorilerin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Kanada’da yaşayan öyle Türkler var ki, şimdi tasvir edeceğim tablodaki profili siz de hemen fark edeceksiniz: Hanımefendi veya beyefendi, yıllarca önce buraya göç etmiş. Türkiye’yi halen bıraktığı gibi zannediyor. Sanki hayat Türkiye’de donmuş, hiç değişim olmamış, Türkiye 20-30 yıl öncesinin Türkiye’si. Bu vatandaşlar, sahip oldukları ideolojide yıllar geçtikçe daha da saplanıp kalıyorlar. Daha aşırı uçta, daha dar bakış açısına sahip, daha hoşgörüsüz, daha hoyrat, ve daha fazla kozalarına çekilmiş görüyorsunuz onları. Ve içiniz acıyor. Siyah paradigma.

Elif Şafak’ın da ifade ettiği gibi iki akıntı beraberce akıyor ve Türkiye’nin geleceğini şekillendiriyor. Şu geçiş dönemlerinde siyah veya beyazdan ziyade grinin tonlarından bahsedebiliyoruz.

Değişim ve gelişim bir tarafta, değişime tepki ve statüko öbür tarafta.
Değişim kolay değil ve sancılı.

Ama ülke olarak hızla değişmek zorundayız.

Ufak meselelerle birbirimizi yemekten, kaostan, yolsuzluktan, kavgadan, düzeysiz siyasetten, kuralsızlıktan, mafyalaşmadan, yasadışılıktan, cehaletten, fakirlikten, ayrılık gayrılıktan, terörden sıyrılmak zorundayız.

İki Türkiye yok. Biz tek bir Türkiye’yiz, tek bir güç, tek bir milletiz. Kimse bizi ayıramaz, bölemez, parçalayamaz. Bizler Atatürk’ün çocuklarıyız. Bizler Cumhuriyet çocuklarıyız.

Türk gençliği olarak bizler hepimiz Türkiye’yi canımızdan çok seviyoruz. Hepimiz Anadolu’ya ve bu topraklara gönülden bağlıyız. Türkiyeli olduğumuz için onur ve mutluluk duyuyoruz. Hepimiz Atatürk’in çizdiği vizyonda durmadan ilerlemeye kararlıyız. Hepimiz ülkemizin geleceğine katkıda bulunmak ve toplumsal sorumluluk üstlenmek için hazırız. Bayrağı ve emaneti devralmak için kendimizi en iyi şekilde hazırlıyoruz. Türkiye’mizin dünyada hak ettiği konumu bulması için elimizden geleni yapmaya söz veriyoruz. Ülkemizin geleceğine güvenle, inançla ve ümitle bakıyoruz.

Çocukluğumuz Özal devrinin izlerini taşıyor ve bizler liberal bir dönemde büyüdük; ama söylendiği gibi topçu ve popçu bir nesil değiliz. 68 Kuşağı kadar veya 80 öncesi gençliği kadar idealistiz, bilinçliyiz ve vatanımızı seviyoruz. Ama farklı görüşler taşıyan arkadaşlarımızın da bizim kadar memleket sevdalısı olduğunu biliyoruz. “Ötekiler” yok artık; aynı gemide yaşayan bizler varız.

Artık devleti, idareyi ele geçirme paranoyalarından, çatışmalardan, önyargılardan, korkulardan, nefretlerden, şikayetlerden uzağız ve uzak olmak istiyoruz. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, sağcı-solcu, AKPli-CHPli, küreselci-ulusalcı, şucu veya bucu; hepimiz ortak paydada Türkiye’mizi, Anadolu’muzu, Cumhuriyetimizi seviyoruz.

İşte bir 19 Mayıs’ı daha kutluyoruz. Her tür ayrım anlamını kaybediyor ve biz birbirimizi kucaklıyoruz. Çoğul kimlikler taşıyoruz ve bundan memnuniyet duyuyoruz. Aynı anda içimizde milliyetçi, liberal ve sosyal demokrat eğilimler hissedebiliyoruz. Düz değil saçaklı mantık kullanıyoruz. Kolay çözümlere, kısa cevaplara ve sloganlara şüpheyle yaklaşıyoruz. Fanatizmi, cehaleti, ezberi ve şiddeti eleştiriyor ve sorguluyoruz. Öte yandan tutarlı ilkelerimiz, değerlerimiz var ve fikirlerimizi, düşüncelerimizi sonuna kadar savunuyoruz. Birbirimizi anlamaya ve diyalog kurmaya uğraşıyoruz. Kapılar açmaya ve köprüler kurmaya uğraşıyoruz. Hayata ve ülkemize farklı pencerelerden bakmaya çalışıyoruz. Enerjimizi ve dikkatimizi pozitife yoğunlaştırmak istiyoruz.

Türk gençliği olarak ülkemiz adına ideallerimiz var. Rüyalarımız var. Umutlarımız var. Hedeflerimiz var. Stratejilerimiz var. Hayallerimiz var. Bizler hayallerimizin çocuklarıyız.

21. yüzyılda yeni bir Türkiye hayal ediyoruz. Daha gelişmiş, zengin, aydın, mutlu bir Türkiye. Demokratik, çoğulcu, laik, çağdaş bir Türkiye. Doğu ve Batı arasında köprü olmuş, Avrasya'da güven, denge ve istikrar unsuru bir Türkiye. Avrupa Birliği’nin en genç, en dinamik, en barışçıl, en güçlü üyesi. Kendisiyle, halkıyla ve çevresiyle barışık; kabuğunu kırmış bir Türkiye. Çağıyla hesaplaşmış, çağı yakalamış ve aşmış bir Türkiye.

Bir gün gelecek bizim de evrensel olarak güçlü bir ekonomimiz, teknoloji üretiminde rekor kıran bir özel sektörümüz, etkin işleyen bir devlet sistemimiz, dünya çapında bilim üreten üniversitelerimiz olacak.

Biz “ne zaman ayrı düştüysek” ve “nasıl ayrı düştüysek” oradan başlamak, toparlanmak, birbirimizi anlamak, beraber hareket etmek ve birliğimizi sağlamak zorundayız.

Tarihin çarklarında Türkiye’nin tarihi bir sıçrama rampasında. Sistem dinamikleri ve disiplinler arası bilimler Türkiye’nin hızla yukarıya doğru çıkmakta olduğunu söylüyor. Geleceğe ilişkin raporlar ve tahminler Türkiye’nin ilerlemesinin devam edeceğini ve hızlanacağını vurguluyor. Gönülden inanıyoruz ki 21. yüzyılda yeni bir Türk Rönesansı yaşanacak. Kültürel, ekonomik, teknolojik, bilimsel, sosyal, toplumsal gelişmelerin bileşkesi bir göz kamaştırıcı bir Rönesans.

Diyalog, eğitim, ticaret, ihracat, öğrenme, gelişim, işbirliği, sistemli hareket, kurumsallaşma, stratejik atılım, dışa açılım, küresel rekabet, inovasyon, üretim, markalaşma, insana yatırım ve çaplı hamleler ile 21. yüzyılı yakalamak zorundayız.

Daha aydınlık, daha beyaz günlere yelken açmak zorundayız.

“Beyaz Paradigma”yı Türkiye’ye hakim kılmak zorundayız.
Bu bence her Türk aydınının, vatandaşının ve toplum önderlerinin en öncelikli ve asli görevi olmalı.

Beyaz bir Türkiye umudu, hayali, ideali, temennisi, duası ile.

Monday, July 20, 2009

MONTREAL EXPO 3I: INSPIRATION, IMAGINATION, INVENTION

Sizlere bu yazımda tasarım, sanat ve bilimin sentezlendiği yeni eğitim modellerinden ve yetenek olimpiyatlarından bahsedeceğim. Tasarım ve yenilik dünyasında son gelişmelere, IDEO firmasına ve TED konferanslarına da değineceğiz.

22 Mayıs 2009’da Montreal’de ilk kez Expo 3i adında uluslararası entegre bir bilim-sanat-tasarım olimpiyatı düzenledik. Bir avuç idealist eğitimci 2008 sonlarına doğru bir vizyon ortaya koydular.

10’dan fazla ülkeden yüze yakın finale kalan öğrenci, eteklerindeki marifeti döktü ve kreatif yeteneklerini diğer çocuklarla paylaştı. Mali’den, Nijerya’ya, Moğolistan’dan Fransa’ya, Amerika’dan Irak’a dünya milletlerinin çocukları dizayn şehri Montreal’de buluştu.

İşte yarışmanın CTV'de haber videosu: http://www.youtube.com/watch?v=B776n49edc0

UNICEF, Montreal’i dizayn şehri ilan etmişti ve biz de Montreal’in markasını dünyada tasarım mükemmelliği konusunda öne çıkarmak istiyorduk. Bunun için de Expo 3i’yi bir eğitim seferberliği projesi olarak ilk kez bu yıl başlattık. Bu dev proje olimpiyatı Montreal’de Ecole Sogut adlı Türk okulunu açan Quebec Horizon Vakfı tarafından organize edildi. Montreal Belediyesi, Quebec hükümeti, Quebec eğitim bakanlığı, TD Bank, CTV, Concordia ve McGill Üniversiteleri projemiz için seferber oldular ve maddi manevi desteklerini esirgemediler.

Expo 3i proje olimpiyatı farklı disiplinleri ve kategorileri bir araya getirdi: Endüstriyel tasarım, sosyal bilimler, uygulamalı teknolojiler, çevre bilimleri, kısa film, resim ve infografi.

İlkokuldan liseye her yaştan ve 50 okuldan yüz genç ve çocuk başarılarını, heyecanlarını, ideallerini paylaşırken, gözlerindeki heyecanı ve ışığı görmeliydiniz. Küçücük dimağlar nasıl büyük ideallere ve yüreklere sahipler, parlak fikirler üretiyorlar, projelerini nasıl heyecanla anlatıyorlar görmeliydiniz. Hele ilkokul öğrencilerinin yaratıcı fikirlerine hayran kaldım. Kültürler arası sandviçten akıllı biberona kreatif fikirlerin resmi geçidi hisseli harikalar kumpanyası gibiydi.

Film jürisi olarak katıldığım CTV’nin sponsor olduğu kısa film festivalinde dünyanın yedi farklı ülkesinden gelen çocuk filmlerini izledik. Irak’tan gelen film hepimizin gözlerini yaşarttı. Irak Selahaddi Eyyubi Koleji’nden gelen filmde Kürt, Sünni, Türkmen, Arap kökenli Iraklı gençler, Irak futbol takımının attığı gol ile coşuyorlar, ama bombalar patladığında gerçeğin acı yüzüyle karşılaşıyorlar. Nijerya ve Mali’nin açlık, yoksulluk ve ayrılık temalı filmlerinde bir kuru ekmek uğruna mücadele eden Afrikalı çocukları izledik. Kanada Laurier McDonald High School’dan gelen filmde okul içi şiddet eleştirisi yapılıyordu. Amerika’dan Houston Science Academy’den gelen film yetim çocuklarla ilgili sosyal sorumluluk mesajı içeriyordu. Toronto Nil Academy ise John Lennon’un barış şarkısına klip çekmişti. Bu muhteşem filmleri filmin yönetmeni ve oyuncusu çocuklarla beraber, CTV medyası eşliğinde beraber izlemek ve yorumlamak büyük bir ayrıcalıktı. Filmler, dünya barışı ve geleceğimiz açısından bana gerçekten umut verdi.

Expo 3i 2009 geride kaldı ama bu organizasyon her sene daha da büyüyerek ve küresel hale gelerek devam edecek. Montreal, her yıl dünya çapında bilimsel, yenilikçi, tasarımcı düşüncenin sergilendiği, en iddialı okullardan genç takımların keşiflerini ve hayallerini paylaştıkları Expo 3i platformuna ev sahipliği yapmaya devam edecek. Hedefimiz önümüzdeki yıllarda Montreal Expo 3i’yi tasarım, bilim ve sanat alanlarında genç yeteneklerin küresel cazibe merkezi haline getirmek.

Gençlerin ve çocukların bilim, sanat, ve tasarım alanlarında çığır açan yenilikler üretmelerine ve sınırsız yetenek geliştirmelerine imkan sağlamak amacıyla başlatılan Expo 3i, “dizayn şehri Montreal”in eğitim alanında da gurur kaynağı olacak. Üniversiteler, iş dünyası, tasarım dünyası, medya, devlet ve okullar her yıl tasarım için bir araya gelecekler.

İlkokuldan liseye dünyanın dört bir tarafından Montreal’e akın eden öğrenciler bu platformda en güzel kreatif yeteneklerini ve tasarımlarını konuşturacaklar, filmlerle, posterlerle, projelerle, sanat eserleriyle, teknoloji ürünleriyle, sosyal çözümleriyle kendilerini ifade edecekler. Montreal’in, Kanada’nın ve dünyanın tasarım alanında önde gelen profesyonelleri, liderleri, tasarımcıları, eğitimcileri, mühendisleri her yıl bu platformda Expo 3i’de tasarımın nabzını tutacak ve çocuklarımıza yol gösterecekler.

Burada kritik başarı faktörümüz teknoloji, bilim, tasarım, ekonomi, sanat ve sosyal bilimleri aynı potada harmanlamak. İdealimiz, geleceğin en iyi genç bilim adamlarının, sanatçılarının, tasarımcılarının önünü açmak, onlara yeteneklerini ve projelerini sergileme fırsatı sağlamak, onların sektör liderleriyle buluşmasını sağlamak.

Expo 3i markası; üç sözcüğe ve üç giderek değeri artan 21. yüzyıl becerisine vurgu yapıyor:

· İlham (Inspiration)
· Hayal gücü (Imagination)
· Keşif (Invention)

Bu yeni becerilerin ortak özelliği tasarım düşüncesine (“design thinking”) ve kreatif yeteneklere dayanıyor olmaları

İşte vizyonumuz: 21. yüzyılın en önemli bilimsel, teknolojik, sosyal, ve sanatsal ilerlemeler ve keşifleri; bilim-sanat-tasarım senteziyle gerçekleşecek. İnsan ihtiyaçlarını öne alan ve sosyal problemlere entegre çözüm getiren bütüncül tasarımlar hayatımızı değiştirecek.

21. yüzyılda kreatif düşünme, entegre düşünme, ve sürekli öğrenme, gençlerimiz ve çocuklarımız için en önemli yetenekler olacak. İnsana dair problemlerin çözümünde tasarım becerileri giderek daha fazla önem kazanacak.

Expo 3i, klasik bir bilim olimpiyatı değil. Sadece bilimi değil sanatı, tasarımı, estetiği ve sosyal düşünceyi de kapsıyor. Amaç, öğrencilerin hayata dair bütüncül çözümler geliştirebilmelerini sağlamak. Amaç, öğrencilerin bilim ve sanatı; teknik ve estetiği buluşturarak özgün çözümler ve hizmetler geliştirmelerini teşvik etmek.

HER İŞYERİ GOOGLEPLEX OLSA..

21. yüzyılı şekillendiren motor gücü, hayal gücü ve yenilikçilik olacak. Deneyim ekonomisinde iş hayatı sanki giderek bir tiyatroya dönüşüyor; bilgi ise hayal gücüne. Katma değerin yeni adı, özgünlük ve farklılık. Estetik değer ölçüleri; ticareti, kültürü, kollektif bilinci ve toplumsal yaşamı yeniden şekillendiriyor. Organizasyonlar, iş dünyasını, iş yapma şekillerini ve süreçlerini yeniden sıfırdan tasarlıyorlar. Google, Pixar ve Apple gibi 21. yüzyıl şirketleri, çalışanlarının kreatif yeteneklerini kullanmak için kampüslere dönüşüyor. İşyerleri Googleplex’te olduğu gibi birer sosyal yenilik, tasarım, ve inovasyon laboratuvarı haline geliyor.

TAVSİYEM: TED KONFERANSLARINI TAKİP EDİN!

21. yüzyılda bilim, sanat, ve tasarım dünyası kökten değişimlere sahne oluyor. Bu değişimin dinamiklerini anlamak için sadece TED konferanslarını takip etmeniz yeterli. (http://www.ted.com/). TED, teknoloji (Technology), eğlence (Entertainment) ve tasarım (Design) sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor. TED, dünyanın en büyük ve en yenilikçi medya, tasarım, sosyal yenilik, inovasyon ve teknoloji kongresi olma özelliğini taşıyor. Her yıl California’da toplanan yaklaşık 5000 kişi 3-4 gün boyunca her biri 18’er dakika süren uçuk kaçık sunumları dinliyor. 18 dakika süren bu sunumları 100’e yakın bilim adamı, guru, sanatçı, tasarımcı, teknoloji uzmanı, girişimci yapıyor.

TAVSİYEM: IDEO FİRMASINI YAKINDAN İNCELEYİN!

Bu arada mutlaka takip etmenizi önerdiğim bir şirket var: IDEO. Dünyada tasarım düşüncesini belki de en iyi hayata geçiren firma bu. Stanford'da Graduate School of Design'ı kuran David Kelley'nin müthiş başarılı firması. IDEO'nun başarı öyküsünü merak ediyorsanız mutlaka şu kitabı okuyun: "The Art of Innovation" (Tom Kelley ve Jonathan Littman). IDEO'nun başarısı aynı zamanda ABC NEWS tarafından bir haber dosyası ve belgesel haline getirildi. McGill'de derslerde öğrencilerimizle paylaştığımız bu harika eğitim videosunda IDEO ekibi 5 gün içerisinde alışveriş arabalarını sıfırdan yeniden tasarlıyorlar. Müthiş eğlenceli ve ilham verici bir video. Sizin için videonun Youtube bölümlerini buldum, prensip olarak bu siteye video ve sunum eklemiyorum, ama aşağıdaki üç linkten bu harika programı izleyebilirsiniz:

DÜNYANIN EN İYİ TASARIM FİRMASI IDEO'NUN BAŞARI SIRLARI

BİRİNCİ BÖLÜM: http://www.youtube.com/watch?v=z6z-3ejvvGE&feature=channel_page
İKİNCİ BÖLÜM: http://www.youtube.com/watch?v=THz6kbcgw9E&feature=channel_page
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: http://www.youtube.com/watch?v=qTf18QAEkcY&feature=channel_page

Şimdi iş dünyasından eğitim dünyasına geri dönelim ve tasarım düşüncesi dijital platformlar ile buluştuğu zaman yaşanan değişime bakalım:

Internet, telekom ve mobil teknolojilerinde yaşanan köklü değişimler, hiç kuşkusuz eğitim dünyasını derinden etkiliyor. 21. yüzyılın yeni eğitim ve öğrenme ekosistemlerinde beş özellik (5K veya 5C) önem kazanıyor (Karakas, 2009):

1) Kreatif düşünce (Creativity)
2) Küresel ve teknolojik bağlanabilirlik (Connectivity)
3) Kitlesel ve dijital işbirliği (Collaboration)
4) Kümelenme – Teknolojik kümelenme (Convergence)
5) Katılım – Toplumsal katılım (Community)

Bu değişimler yeni bir dünyanın habercisi. Bu dünyaya Hayat 2.0 adını verebiliriz. Dijital bir nesil yetişiyor. Lale devri çocukları değil “Google devri çocukları”ndan bahsediyoruz. Küresel beyin Internet’te, sanal ve interaktif ekosistemlerde bilgi üreten, bilgiyi paylaşan, eğlenen, arkadaş edinen, alışveriş yapan, dünya ile iletişime geçen, hayallerini dünyaya açıklayan, üreten bir Internet neslinden bahsediyoruz. Web 2.0 platformlarında öğrenen, eğlenen, bilgi üreten, blog yazan, chat yapan, wikilerde proje üreten, Google ile küresel bilgiye bir tıkla ulaşan, TV’den çok YouTube izleyen, Twitter ile haberleşen, Facebook ile arkadaşlarıyla iletişim kuran bir nesilden bahsediyoruz.

Dijital nesil, yerli malı haftaları kutlayarak yetiştirilemez. “Üç tarafımız denizlerle, dört tarafımız düşmanlarla çevrili” anlayışından acilen uzaklaşmalıyız. Küresel iletişim çağında YouTube yasaklamak hiçbir problemi çözemez. Milli eğitim politikamızı acilen ezbercilikten ve çağdışılıktan kurtarmalıyız. Öğrencilerimiz için işbirliğine, proje üretimine ve takım çalışmasına dayalı kreatif öğrenme deneyimleri tasarlamalıyız.

Tuesday, June 30, 2009

EINSTEIN'IN EVRENİNİ ANLAMAK: BİLİM AŞKI VE HAYAL GÜCÜ


Einstein’ın hayatını kaleme alan 600’den fazla biyografi var, ama ben 2007’de çıkan Walter Isaacson’un “Einstein: His Life and Universe” adlı eserini okumanızı tavsiye ederim. Kitap, kreatif düşünme, inovasyon, bilim aşkı, keşfetme, öğrenme, tefekkür ve hayal gücü adına size yepyeni kapılar aralayabilir. 2006’da Princeton Üniversitesi Einstein Projeleri kapsamında Einstein’in özel hayatı ile ilgili yeni dokümanlar açıklandı. Bu kitap, bu dokümanların ilk kullanıldığı kitap olma özelliğini taşıyor. Einstein’in çalışan, vatandaş, bilim adamı, baba, arkadaş, eş gibi farklı rollerini derinlemesine anlatan, politik ve tarihi gerçeklerle fizik kuramlarını harmanlayan interdisipliner bir çalışma bu.

Einstein, dünyada müthiş bir belirsizliğin ve peşisıra gelen yıkımların olduğu bir dönemde yaşıyor. O dönem, Pikasso, Freud, Joyce, Schoenberg, Stravisky gibi ezber bozan, otoriteye karşı çıkan, hayallerinin peşinden giden ve isyan ruhu taşıyan entellektüellerin dönemi. Einstein’in üç büyük teorisinin üçü de kabul edilen ve süregelen varsayımları kökünden sarsan ve parçalayan teoriler. Üçü de hayal gücü ile, kuantum sıçrama ile, özgür düşünce ile, isyan ruhu ile, derin tefekkür ile, çocuksu bir merak ile ve uzun uğraşlar sonucu ortaya çıkan sıradışı teoriler.

Einstein hayatı boyunca kariyer, para, rahatlık peşinde koşmadı. Okulda dışlandı, mezun olduğunda iş bulamadı. Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein'ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri okulda değil başka yerlerde atılmıştı. Resmiyetten ve toplantılardan hiç hoşlanmazdı. Geç konuşmaya başladı, etrafındakiler onu geri zekalı diye suçladı. Dört yaşındayken babasının hediye ettiği pusulayı gördüğü anda şiddetli bir merak hissine kapıldı. Pusulanın gizemli ve şaşmaz ibresini saatlerce inceledi ve izledi.

Einstein, memuriyetten hoşlanmazdı, ancak, yıllarca İsviçre patent ofisinde sade bir memur olarak çalıştı. Bunun sebebi iş ortamının ona sağladığı esneklikti. Her gün mesai işlerini 2-3 saatte çok hızlı bitirir, kalan zamanının tümünü soru sormaya, tefekküre, ARGEye, hayal kurmaya, yazmaya ayırırdı. Sürekli hayal kurardı, görsel hafızası ve sağ beyni çok güçlüydü. Hızlanan elektronların hızını ve yerini bulabilmek için hareket eden trenleri, yıldırımın çarpmasını, hızlanan asansörleri hayal eder ve beyninde canlandırırdı. Relativite teorisini ortaya atmadan önce yirmi yıl bu sahada uğraştı, çalıştı, düşündü. Teorisinin tohumlarını matematikçi Maxwell ile buluştuğu zaman attı ve bu tohumların yeşermesi 20 yıl zaman aldı. 20 yıl boyunca Einstein her gün ilgilendiği konuları düşündü ve hayalinde canlandırdı. Benzer konularda düşünen bilim adamlarıyla buluştu, tartıştı, onların fikirlerini aldı. Başarısızlığa uğradığını hissetti, sistemin dışına itildi; ancak asla fikirlerinden ve hayallerinden ödün vermedi.
Einstein, ne kadar iyi bir teorisyen ise, aynı zamanda uygulamalı çalışmalarıyla o kadar sıkı bir kaşifti. 1925'te buzdolabından sızan ölümcül soğutucu gaz nedeniyle yaşamını yitiren bir aile dramı okuduğu zaman fizikçi arkadaşı Leo Szilard'la daha güvenli buzdolabını tasarlamaya koyuldu. Sodyum ve potasyum karışımını borulara pompalamak için elektromanyetik alanı kullanan ve sıvıya dönüşmeden önce dondurucu kimyasal maddeyi sıkıştıran bir tasarım keşfetti. Patenti Electrolux’e satılan bu buluş, buzdolaplarının önemli tasarım bileşeni haline geldi.

Parıldayan gözleri, dağınık saçları, olağanüstü zekasıyla modernizmin zeka ikonu haline gelmiş bu esrarengiz adam, sıradışı yaşam öyküsüyle ve çağımızı değiştiren fikirleriyle bize ideal bir bilim insanı portresi sunuyor. Einstein’in bize verdiği ilhamlardan bazıları:

· Hata yapmamış olan kişi yeni bir şey denememiştir. Başarısız olmadan yenilik yapmak mümkün değil. Bu yüzden başarısızlıktan asla korkma ve içine gelen ilhamları pratiğe uygula. Her hata öğrenme fırsatıdır. Bu yüzden bir an önce dene, gerekirse başarısızlığa uğra, ama sonunda yeni bir şeyler öğrenerek yoluna devam et. Büyük keşifler uzun maraton gerektirir. İnovasyon, devrimden ziyade evrimdir. Sürekli sabır, uzun emek, ciddi disiplin ve çok sıkı çalışma gerektirir.

· Eğitim, okulda tüm öğrendiklerini unuttuktan sonra sende kalanlardır. Seninle ne kalacak? Asıl eğitim, senin hayata dair öğrendiklerin, tecrübelerin, bakış açın, ve keşiflerindir. Kilit de sensin, anahtar da. Bu zihinsel ve ruhsal yolculuk, senin yolculuğun. Sürekli çocuklar gibi merak et ve soru sor.

· Hayal gücü, bilgiden çok daha değerlidir. Bilginiz kısıtlıdır, hayal gücünüz ise dünyayı kucaklayacak kadar büyük. Ben hayal gücünden beslenecek kadar özgür bir sanatçıyım. Geleceği kuran, sizin hayal ettiklerinizdir. Bilinmeyen alanlara yelken açın. Kimsenin girmediği balta ormanlarını keşfedin.

· Kreatif düşünceye giden yol, kendi özgün yöntemlerini, kendi tutkularını, kendi merakını keşfetmekten ve kullanmaktan geçer. Alanınızda ve farklı alanlarda çığır açmış bilim adamlarını inceleyin ve onların çalışmalarından yararlanın. Onların çalışmalarının hepsini sentezleyin, üzerine kendi sosunuzu, renginizi, dokunuzu verin. Sizin özgün katma değerinizin ne olacağına karar verin. Her gün probleminiz üzerine düşünün ve mutlaka çalışın.

· Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de tabiî bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı.

· Konfor ve mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat ilk gençlik döneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye layık şeyler gibi geldi. Hatta ahlakın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum.

· Bir insanın değeri insanlığa, toplumuna, çevresine ne değer kattığıyla ölçülür. Alarak değil vererek değer kazanılır. Başarılı insan olmaya çalışmayın. Değerli insan olmaya çalışın. Ne kadar değer katarsanız, o kadar değerlisiniz.

· İki tür yaşama tercihi vardır: Bir: Hayatta hiç bir şey mucize değilmiş gibi yaşa. Böylece kafandaki bariyerlerden kurtulur ve hayallerine ulaşabilirsin. İki: Her şey mucizeymiş gibi yaşa. Böylece hayattaki en küçük detayların dahi güzelliklerini görmeye, merak etmeye ve keşfetmeye başlarsın. Bu iki yaşama tercihini de uygularsan, daha doyumlu ve coşkulu bir hayat sürersin.

· Kendime ve düşünme yöntemlerime baktığım zaman, soyut ve pozitif düşünebilme adına bana en büyük katkının içimdeki ilham, hayal gücü, ve fanteziden geldiğini fark ediyorum. Hayallerinizin peşini bırakmayın ve asla etrafınızdaki insanların cesaretinizi kırmasına izin vermeyin. Engellerle yüzleşmeden ve onları aşmadan bu maraton bitmez. Hayal gücünüzü ve ümidinizi her an canlı tutun.

· Bir alanda evrensel çapta katkı ve etki meydana getirmek istiyorsanız, hemen o okyanusa dalın ve ellerinizi kirletin. Girişimci olmak istiyorsanız, şirketinizi hemen kurun. Satranç şampiyonu olmak istiyorsanız her gün satranç oynayın. Yazar olmak istiyorsanız, hemen yazmaya başlayın ve her gün yazın. Yıllar süren pratiklerle tecrübe kazanın ve o hamurda yoğurulun. Aksatmadığınız rutinleriniz ve iş disiplininiz olsun. Sabırlı olun ve emeklerinizin karşılığını kısa zamanda beklemeyin. Maratonunuz belki de yıllar alacaktır. Unutmayın iğne ile kuyu kazıyorsunuz.

· Oynadığınız oyunun kurallarını en üst düzeyde öğrenmek zorundasınız. Sürekli oynayın ve kendi skorunuzu geçmek için uğraşın. Hayatınız buna bağlıymışçasına çalışın. Herkesten daha güzel oynayana kadar pratiğe ve çalışmaya devam edin. Bir süre sonra rakibiniz kalmayacak. İşte o zaman, kendinizle yarışmaya başlayacaksınız. Kendi zirvenizi geçeceksiniz, kendi rekorunuzu kıracaksınız.

· Hiç bir zaman soru sormayı ve sorgulamayı bırakmayın. Her şeyi sorgulayın. Merak, merak için vardır. Akıllı insan, sürekli merak eder ve soru sorar. Merakınızın sonu hiç gelmesin. Diğer insanların sizin hakkınızdaki fikirlerine gerekenden fazla önem vermeyin. Enerjinizi boşa harcamayın ve odaklanın. Keşif yolculuğunuza ve ideallerinize odaklanın.