Showing posts with label sosyal yenilik. Show all posts
Showing posts with label sosyal yenilik. Show all posts

Wednesday, August 26, 2009

Teknoloji ve bilgisayar destekli eğitim alanında sosyal sorumluluk projeleri

Bu yazıda bir sosyal yenilik başarı örneği olarak ülkemizdeki teknoloji destekli yenilikçi eğitim programlarını ve yöntemlerini ele alacağım. Intel, Microsoft, MEB ve teknolojiyi kullanan yenilikçi eğitim programları. Yasin Kesen'in haberi.

Örneklerimiz; eğitimde bilgisayar uygulamaları, bilgisayar firmalarının sosyal sorumluluk çalışmaları ve teknolojik destekli yenilikçi eğitim programları.

Sosyal Problemler: Teknoloji üretememe, altyapı eksikliği, eğitim eksikliği, heyecan eksikliği, üretmeme, gençlerde bunalım ve hedefsizlik, şikayet kültürü, eğitim kalitesinin düşük oluşu, vizyon ve eğitim eksikliği, kütüphane ve kaynak eksikliği, maddi imkansızlıklar, öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin teknolojiden yeterince faydalanamamaları, teknolojiden korkan eğitimcilerimiz

Sosyal yenilik: Bilgisayar firmalarının teknoloji destekli eğitim modellerini sosyal sorumluluk projesi olarak okullarda uygulamaları.

Sosyal çözüm modeli: Türk eğitimcilerimizin, gönüllülerinin, öğretmenlerimizin bilgisayar becerilerini ve teknolojik yetkinliklerini geliştirmeleri ve bu uygulamaları dersleriyle entegre etmeleri. Öğrencilerin bilgisayar ve Internet'i eğitim amaçlı bir öğrenme aracı olarak kullanmalarını sağlamak.

Kritik başarı faktörleri: Yeniliğe açıklık, sürekli öğrenme, teknolojiye açıklık, girişimcilik, eğitime adanmışlık, eğitim gönüllülüğü, takım çalışması, şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmeleri, öğretmenlerin eğitimi, sistemli işbirliği, okullarda teknoloji destekli pilot projeler uygulanması, evrensel kalitede teknoloji destekli eğitim, e-learning

"EĞİTİMDEKİ UÇURUMU INTEL KAPATACAK"

YASİN KESEN'İN HABERİ - AKSİYON DERGİSİ
ÖRNEK VAKA: ELAZIĞ'DAKİ YENİLİKÇİ EĞİTİM PROGRAMI
Gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunu eğitim ve işsizlik. Yaygınlaşan bilgisayar kullanımı, eğitimde zafiyet yaşayan ülkeleri daha da korkutuyor. Eğitimdeki uçurumu azaltmak için eğitime destek verme kararı alan teknoloji devleri kolları sıvadı. Aksiyon, Elazığ'da sürdürülen eğitim programını yerinde inceledi. Yasin Kesen'in kapsamlı araştırması ve haberini okumaktasınız.

ALTYAPI EKSİK
Okulların birçoğunda bilgisayar yok... Her öğrencinin evinde bilgisayar yok… Yeterli bilgisayar öğretmeni yok… Yabancı dil hâkimiyeti altındaki bilgisayar programlarını öğrenmek zor… Her yerde internet yok ya da internete erişmek diğer ülkelere göre çok pahalı… İnternette Türkçe içerik sağlayan web sitesi çok az…

MADDİ İMKANSIZLIKLAR
Uzayıp giden bu mazeretler bilgisayar, internet ve eğitim kavramları bir araya geldiğinde en fazla dile getirilen sıkıntılar. Gelişmekte olan ülkelerin bilgisayar eğitimi ve bilgisayarlı eğitim için çektiği sıkıntılar genelde aynı. Maddi yetersizlik nedeniyle donanım tedarik edilemiyor. Plansızlık sebebiyle eğitimci yetiştirilemiyor. İletişim alt yapısındaki yetersizlikten dolayı internet kullanmak lüks. Bu zorlu engellerin her biri aşıldığında daha zor olan diğer engelin ortaya çıkması da çoğu zaman ümitleri kırıyor.

TEKNOLOJİ ÜRETMEK VEYA TÜKETMEK
Bu zorlukların hepsinin başlangıç noktası ise ortak. Teknolojiyi üreten ülkelerde bu engeller sıkıntı oluşturmazken, teknolojiyi tüketen ülkelerin kaderi bu koşuda sürekli terlemek. Bunu normal bir spor ritmine çevirmek için yapılacak şey ise belli. İçeriden ya da dışarıdan gelen teknoloji ve eğitim desteklerini iyi hazmedip teknoloji tüketen ülkeler sınıfından teknoloji üreten ülkeler sınıfına terfi etmek.

ÖRNEK VAKA 2: MICROSOFT UZAKTAN EĞİTİM PROJESİ VE INTEL ÖĞRETMEN EĞİTİMİ
Gelecek için eğitim
Milli Eğitim Bakanlığı, iki yıldır Intel ve Microsoft'un desteğiyle okullarda bir müfredat uygulaması yapıyor. Microsoft'la birlikte düzenlenen "Uzaktan Eğitim Projesi" kapsamında 450 bine yakın öğretmen, eğitim CD'si ve internet kullanarak standart bir bilgisayar kullanım seviyesine ulaştırılmaya çalışılıyor. Program başlangıcında şifre verilen öğretmenlerin 44 bini sisteme giriş yaparak eğitime başlamış. Şimdiye kadar, 66 ildeki öğretmenler için başlatılan program, kalan 15 ildeki öğretmenler için de başlatıldıktan sonra tamamlanmış olacak.

EĞİTİMCİNİN EĞİTİMİ
Intel tarafından başlatılan program ise öğretmenlerin yüz yüze eğitimi şeklinde ilerliyor. Şimdiye kadar 30 binden fazla öğretmenin birebir eğitimi tamamlanmış. Intel'in ‘Gelecek için Eğitim Projesi’ sadece bilgisayar öğretmenlerini kapsayan bir program değil. Fen Bilgisi'nden Coğrafya'ya, Beden Eğitimi'nden Ev Ekonomisi'ne kadar hangi derste bilgisayarla ne tür uygulamalar yapılabileceği öğretiliyor. Intel'in ilk kez İngiltere'de uyguladığı programın Türkiye şartlarına göre yerelleştirildikten sonra başlatılması projeyi daha verimli hale getiriyor.

BİLGİSAYAR DESTEKLİ EĞİTİM
Proje kapsamında ilk olarak tüm Türkiye'den bazı okullar seçildi. Bunlardan ikisi de Elazığ'ın kenar mahallelerinde hizmet veren Murat İlköğretim Okulu ve Doğukent İlköğretim Okulu. Bu eğitim kurumlarında sürdürülen bilgisayar destekli eğitim çalışmaları okul müdürlerinden öğretmenlere, öğrencilerden velilere, hizmetli personelden çevre halkına herkesi heyecanlandırmış. Öyle ki emeklilik süresini doldurup Milli Eğitim'e başvuru yapan bazı öğretmenler dilekçelerini geri çekerek göreve devam etme kararı vermiş.

BİLGİSAYARLI EĞİTİM GÖNÜLLÜ HAREKETİ
Eğitim müfredatındaki monotonluğun bilgisayarlı eğitim projesi sayesinde kırıldığını ifade eden Elazığ İl Milli Eğitim yetkilileri ve okul müdürleri, derslerin öğretmenler için daha heyecanlı hale geldiğini; bunun sonucu olarak da verimliliğin arttığını belirtiyor. Bilgisayar ve internetle tanışmayı anlattıkları dersle birleştirip öğrencilerine aktarma heyecanı birçok öğretmendeki mesai saati kavramını da ortadan kaldırmış. Hafta içi akşam saatlerinde ya da hafta sonu düzenlenen öğretmen eğitim programlarına katılmak onlar için bir fedakârlık olmaktan çıkıp, istekli olarak katıldıkları bir ‘gönüllü hareketi’ne dönüşmüş.

ÇAĞDAŞ YETENEKLER
Bu heyecan öğrenciler için de bir ümit ışığı demek. İkişerli üçerli gruplar halinde öğrencilere yaptırılan projelerin çocuklara tek katkısı sadece bilgisayar kullanmayı öğrenmek olmamış. İş dünyasının en güncel konularından biri olan ‘takım çalışması’ yeteneği de şimdiden kazandırılmaya başlamış. Araştırma ve rekabet duygularının gelişmesi ve yabancı dil öğrenmenin gerçek bir ihtiyaç olduğunun algılanması da bu proje boyunca öğrencilere kazandırılan ekstralar. Üniversite sıralarında işlenen bu çağdaş nitelikler, Murat ve Doğukent ilköğretim okullarında okuyan çocuklara kazandırılmış bile…

GOOGLE CİNLERİ
Bilgiyi öğrenmenin değil de bilginin nerede olduğunu ve nasıl bulunacağını öğrenmenin devrini yaşadığımız günümüzde iyi bir internet kullanıcısı olan herkesin bilmesi gereken ilk şey başta Google olmak üzere arama motorlarını iyi kullanmak. Elazığ'daki öğrenciler bu işi çoktan kapmış. Öğretmenlerinin verdiği ödevle ilgili ne kadar bilgi gerekiyorsa kısa zamanda Google'dan bulabiliyorlar. Verilen ödev dünyanın uydusu Ay hakkında ise, çalışma grubundaki bir öğrenci girip onunla ilgili astronomi bilgilerini buluyor. Diğeri, arama motorlarından Ay'la ilgili resimleri seçiyor. Gruptaki üçüncü çalışma ortağı bu ödevi en güzel şekilde sınıfa sunabilmek için Powerpoint programını kullanıyor. Hazırladıkları sunumlar oradan buradan toparlanan bilgilerin resimlerle karıştırılıp bir araya getirilmesi değil elbette. Konu iyi hazmedilip, lüzumsuz bilgiler temizlenmiş, aralara bazı espriler bile katılmış. Ortaya nefis bir konu anlatımı ve grup çalışmasını en iyi şekilde başarmış bir ekip çıkmış. Bu beceriyi ortaya koyan takımın yaşı ise 11.

KREATİF TAKIM PROJELERİ
Doğukent İlköğretim Okulu'ndan bir başka grubun proje konusu yöresel tatlılar. Kız öğrencilerden oluşan grup bu ödevi 'Ev Ekonomisi' dersi için hazırlamış. Konuyu da kendileri belirlemiş. Evde annelerinin yaptığı bir tatlının tarifini yazıp internetten buldukları alternatif tariflerle zenginleştirmişler. Tanıtım amacıyla resim bulamayınca fotoğraf çekmek için öğretmenlerinden yardım istemişler. Televizyon programlarında izledikleri yemek tariflerini hatırlayınca hedef büyütüp bu tarifi videoya çekmişler. ‘Ev Ekonomisi’ dersliğinde evden getirdikleri malzemelerle tezgahı hazırlayıp mütevazı stüdyoyu hazırlamışlar ve çekimi yapmışlar. Çekimi parçalara bölerek bir sunum haline getirmişler. Tatlıyla ilgili genel bilgileri verip gerekli malzemeleri gösteren sunuma, tatlı tarifini görsel olarak anlattıkları videoyu da ekleyince ortaya güzel bir yöresel tanıtım filmi çıkmış. Bu projeyi yapan öğrencilerin yaşı da 14'ten yukarı değil…

INTERNET NESLİ
Murat İlköğretim Okulu'ndaki öğrencilerin hazırladığı diğer bir proje Elazığ ve yöresindeki tarihî yerlerin tanıtımı. Çalışma grubundaki öğrenciler önce aralarında görev bölümü yapmış. Biri çevredeki tarihî mekânlardan hangilerinin tanıtılacağını belirleyip onlarla ilgili fotoğrafları toplamak için internete başvurmuş. Diğeri bu mekanlarla ilgili ulaşım bilgilerini bir araya getirmiş. Grubun üçüncü ortağı da seçtikleri tarihî yerlerle ilgili hikâyeleri araştırmış. Büyük bir emekle hazırladıkları projeyi bitirdiklerinde yüzden fazla slayt ortaya çıkmış.

ÖĞRENMEYE AÇIK ZİHİNLER
Hazırlanan sunumu sınıf arkadaşlarına anlatmak için ders saatinin yetmeyeceğini anlayınca bazı bölümlerini hızlı şekilde gösterip sözlü anlatım yapamamışlar. Bölgedeki tarihî yerlerin tanıtımı için hazırladıkları bu projenin iyi bir kaynak haline geldiğini fark eden öğretmenleri bu çalışmayı interneti kullanarak herkesin kullanımına sunmaları için onları teşvik etmiş. Yaş ortalaması 13 olan bu ekip şimdi yöredeki tarihî mekânların tanıtımı için web sitesi kurmayı düşünüyor.

GELECEĞİN REKLAMCILARI
Birkaç ay önce, Türkiye'nin dünyaya tanıtılması işinin hangi reklamcıya verilmesi gerektiğine dair yoğun bir tartışma yaşandı. Reklamcılardan yönetmenlere kadar herkesin katıldığı tartışmanın sonucu nereye varır bilemeyiz ancak 10-15 yıl sonrasının Türkiye'si için böyle bir tartışmaya ihtiyaç olmayacağı açık… Intel'in öncülük ettiği ‘Gelecek için eğitim’ projesine katılan öğrencilerin her biri çok iyi bir reklamcı, çok iyi bir halkla ilişkiler sorumlusu, çok iyi bir tanıtım yöneticisi olmaya aday. Minik gruplar halinde hazırladıkları ödevleri, duvara yansıtılan projeksiyon gösterisi ile sunarken gösterdikleri performans Türkiye'nin geleceği adına büyük bir kazanç. Küçük yaşta topluluğun karşısına çıkarak bir şeyler anlatabilme başarısı, eğer rasgele seçilen bir sınıftaki tüm çalışma gruplarının ortak özelliği ise bundan 10 yıl sonra Türkiye'nin dünyaya nasıl tanıtılacağını varın siz hesap edin…

GELECEK İÇİN EĞİTİM PROGRAMI
Gelecek için eğitim programı nedir?
Öğretmenlerin, öğrencilerin bilgi düzeyini artırabilmeleri ve teknolojiyi günlük hayatlarında daha aktif olarak kullanabilmelerine yönelik dünya çapında yürütülen profesyonellik geliştirme programıdır. 2000 yılında başlatılan bu programdan şu ana kadar 40 ülkede 3 milyon öğretmen faydalandı. Gelecek İçin Eğitim programı Türkiye'de 2003'te başladı. Öğrencilerin okuldaki ders saatleri dışında çalışma grupları halinde eğitim alıp proje hazırlamasına yönelik program, teknoloji okuryazarlığı, problem çözümü ve ortaklaşa çalışma gibi günümüzün bilgi ekonomisinde başarılı olmak için gerekli becerileri kazandırmayı amaçlıyor. 8-16 yaş arası gençler için sürdürülen program, 30 saatlik bir müfredat ile şimdiye kadar 8 ülkede uygulandı. Çin, Hindistan, İsrail, Meksika, Brezilya, Mısır ve Rusya'dan sonra 14 Kasım 2005'te Türkiye'de de başlatıldı.

INTEL'İN EĞİTİMDE SOSYAL SORUMLULUK ATILIMI
Intel Türkiye Ülke Eğitim Müdürü Murat Lecompte: Bilgisayarlı eğitim seferberliği başlattık
Intel'in çeşitli ülkelerde sürdürdüğü eğitim programlarının Türkiye'ye gelmesi için yıllardır gayret gösteren Murat Lecompte, taleplerinin Intel üst yönetimi tarafından kabul görmesi neticesinde görev değiştirerek Intel Türkiye Ülke Eğitim Müdürü oldu. Lecompte, programa katılan ilk 10 bin öğretmen ile yaptıkları değerlendirmenin sonucunu şu şekilde özetliyor: "Öğretmenlerin yüzde 96'sı, ‘Intel Gelecek İçin Eğitim’ programının öğrenciler için uygulanabilecek eğitim stratejileri konusunda yeni fikirler verdiğini, hemen hemen yüzde 100'ü ise eğitimi aldıktan sonra teknolojiyi sınıflarına entegre etmek konusunda kendilerini daha hazır hissettiğini ve eğitimin büyük faydasını gördüğünü belirtti. ‘Intel Gelecek İçin Eğitim’ programına katılan öğretmenlerin yüzde 98,9'u ise programı diğer bir meslektaşına tavsiye edeceğini söyledi."

Böylesine kritik bir konuda bu zengin içerikli ve umut veren haberi hazırladıkları için Aksiyon Dergisi'ne ve Sayın Yasin Kesen'e çok teşekkür ediyoruz. Bu haberler ülkemizin ve eğitimimizin geleceği için bizlere umut veriyor.

Sunday, August 23, 2009

SOSYAL YENİLİK VAKALARI: ASKIDA EKMEK

Bu yazıda Türkiye'de son bir yıldır çok ses getiren, yaygınlaşan ve çok başarılı olan bir pratik yardımlaşma modelinden bahsedeceğim: Askıda Ekmek.
Fakirliği önlemede ve sosyal yardımlaşmada yeni bir çığır açabilecek potansiyelde olan bu modeli siz de bölgenizde veya mahallenizde uygulayabilirsiniz.

Önce Üstad Şeref Oğuz'un konuyu harika özetleyen ve yorumlayan yazısıyla başlayalım:

ASKIDA EKMEK

Toplumsal yardımlaşmanın, filizlenen yeni yüzünün adı. Daha önce bizde var olan ancak ‘unuttuğumuz’ zekat kurumunun, günümüz kentleşme sürecine uygulanışı da diyebiliriz.
‘Zekat Marketleri’, ‘Sosyal Marketler’ ya da ‘Askıda Ekmek’ fırınları da diyenler var. Tanımını, son 5 yılda ünlenen bir ‘İtalyan geleneğinden’ almış. Geleneğin adı, ‘Askıda Kahve’ ve internetin sayesinde çok kişinin haberdar olduğu bir uyglama. Ünlü İtalyan yönetmen Vittorio de Sica, bir televizyon röportajında anlatıyor:

İTALYAN GELENEĞİ

‘İtalya’da Napoli’nin kenar mahallelerinden birinde, bir cafe-barda, espressolarımızı içiyoruz. İçeri giren müşterilerden biri, barmene ‘due caffee, uno sospeso’ (iki kahve, biri askıda) diyor, iki kahve parası veriyor, bir kahve içip gidiyor, barmen de tezgahın üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt asıyor. Biraz sonra iki kişi içeri giriyor: ‘due caffee e un sospeso’ (iki kahve ve bir askıda) diyorlar, üç kahve parası verip, iki kahve içip gidiyorlar, barmen gene bir küçük kağıt daha asıyor. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyor. Derken üstü başı biraz eski püskü, belli ki fakir biri bardan içeri girip, barmene ‘un caffee sospeso’ (askıdan bir kahve) diyor ve barmenin hazırladığı kahveyi içip, para ödemeden çıkıp gidiyor.’

ŞIK HAYIRSEVERLİK

Yardım yapanın da yardıma muhtacın da birbirini görmeden ilişki kurduğu bu davranış modeli, çoğumuza ‘unuttuklarımızı’ hatırlatınca, zaten kültürel kodlarımızda olan ‘kendi değerlerimizi’ uygulamaya başladık. Öyle ki bu öyküden esinlenen pek çok hayırsever, zengin, yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri, bu ‘şık’ mekanizmayı, kurumsallaştırma yolunda harekete geçiverdi.

YOKSULLUK: ÜLKEMİZİN KRONİK PROBLEMİ

DPT dahi, 9’uncu Plan’a askıdaki kahve’den mülhem yaklaşımları koymaya başladı. Gelir Dağılımı ve Yoksullukla Mücadele Özel İhtisas Komisyonu, Sosyal Riski Azaltma Projesi çerçevesinde yaptığı tespitle, 1 milyon 117 bin 96 kişinin yoksulluk yardımı için başvurduğunu belirledi. Bu da nüfusun yüzde 6.7’si demek.

Yoksulu bu kadar bol ülkede, ileri görüşlü hayırseverlerin, askıdaki kahve benzeri uygulama örneklerine bakıyoruz.

ZEKAT MARKETLERİ

Askıda ekmek, zekat marketleri, sosyal marketler... Konya, Bursa, Gaziantep, Şanlıurfa ve diğer pek çok ilimizde uygulamaya geçti bile. Buralarda ihtiyaç sahipleri, kendilerini baskı altında hissetmeden ücretsiz alışveriş yapabiliyorlar.

Şanlıurfa Belediye Başkanı, ayda 650 aileye bu yolla gıda temin ediyor. Erzincan Belediyesi, 1 Şubat’tan beri ‘askıda ekmek’ uygulamasıyla 24 mahallede 200 satış noktasına sepet yerleştirdi. Vatandaşlar ekmek satın aldıklarında gönüllerinden koptuğu kadarını bu sepetlere bırakıyor. Ekmeği satanlar da biriken ekmeği mahallede ihtiyacı olanlara veriyor. Kampanya çerçevesinde 52 günde yaklaşık 320 bin ekmek sepete girdi bile.

Ankara, Karabük, Zonguldak ve Karaman’da bazı fırın ve bakkallarda uygulanan ‘askıda ekmek’ kampanyasıyla ekmek ihtiyacı karşılanıyor. Uygulamanın ilk ayında 5 bin ekmek bu yolla dağıtıldı.

Elime ulaşan yüzlerce postadan, pek çok fırının çoktan ‘askıda ekmek’ modelini uygulamaya başladığını görüyoruz. Osmanlı’da zenginlerin, uzak mahallelerdeki bakkallara gidip, kabaran veresiye defterlerini ödedikleri ‘zimem defteri’ uygulaması geliyor aklıma.

Belediyelerin şimdilerde fazlaca denediği ‘aşevleri’ de öyle.

Bir de ‘sosyal sorumluluk’ adı altında firmaların yaptığı, kendi kurumsal markasına hizmet eden uygulamaları hatırlıyorum.

Gerçek toplumsal yarar üretenleri ‘şükranla ve özenle’ bir yana bırakırsak; askıda ekmek modelindeki ‘içtenlik, gerçek hayırseverlik’ ruhundan uzak projelerin ben, hakka da markaya da hizmet etmediğini düşünüyorum.

Eskiden yardım eden söylemezdi. Daha sonra hem yardım edip hem de bunu söyleme modası başladı. Günümüzde ise sadece söyleyen ama yardım etmeyen ‘kurumsal zenginlerimiz’ türeyiverdi.

Askıda ekmek modeli, medya alkışından uzak, şöhret kaygısından arınmış, gerçek toplumsal fayda yaratan bir yaklaşım.

İçi boşaltılmış reklam kokan ‘sosyal sorumluluk projeleri’ne karşılık, ‘Yeni Hayırseverlik Modeli’ olarak takdimimdir.

ŞEREF OĞUZ - STAR GAZETESİ

SARIYER'DE FIRINLARDA UYGULAMA

Sarıyer'deki fırın ve pastanelerde Askıda ekmek kampanyası başarıyla uygulanıyor. Kampanya ile, fırına ya da pastahaneye gittiğinizde kendiniz için ekmek alırken yoksullar için de ekmek yardımında bulunabiliyorsunuz. Yapmanız gereken, sadece, ne kadar istersek ekmek parasını kasaya ödemek ve bu paranın askıda ekmek için olduğunu söylemek. Fırıncı ya da pastahaneci de bunu bir kağıda yazıp camına asarak ihtiyaç sahiplerinin bunu öğrenmesini ve bu yardımdan yararlanmasını sağlıyor. Herkes kendi semtinde böyle bir projeyi yaygın hale getirebilir.

ISPARTA'DAKİ UYGULAMA

Yunus ÖZLER / Isparta (AKŞAM)

Isparta Genç Atılımcılar Derneği, yoksul ailelere destek amacıyla kampanya başlattı. Maddi durumu iyi olan vatandaşlar, bir ekmek alıp, iki ekmek parası vererek yoksullara yardım edecek
Ispartalı sanayiciler, toplumsal dayanışmaya yeni bir soluk getirerek, yoksul aileler için 'Askıda Ekmek Kampanyası' başlattı. Kampanyada, maddi durumu iyi olan vatandaşlar 'bir alıp iki ödeyerek' ekonomik güçlük yaşayanlara yardımda bulunmuş olacak.

Isparta Genç Atılımcılar Derneği (IGAD), kentte tespit ettiği beş noktada Askıda Ekmek kampanyası başlattı. IGAD tarafından başlatılan kampanya Anadolu, Yenice, Merkez, Halıkent ve Dere mahallelerinde uygulanmaya kondu.

Kampanya hakkında bilgi veren IGAD üyesi Fikret Yurtaslan, amaçlarının yoksul ailelere destek vermek olduğunu söyledi. Kampanyanın 'bir alıp iki öde' sloganıyla duyurulduğunu belirten Yurtaslan, şöyle konuştu:

'Yani durumu iyi olan vatandaşlar, bizim tespit ettiğimiz mahalle ve merkezlerde, bir ekmek alıp, iki ekmek parası ödeyerek birini askıya aldıracaklar. Maddi durumu iyi olmayan vatandaşlar da askıya alınan ve ücreti ödenmiş ekmekleri alarak tüketecekler.'

ASKIDA EKMEK FAKİRİN UMUDU
DAR gelirli binlerce aile, Ankara, Karabük, Zongul
dak ve Karaman’da bazı fırın ve bakkallarda uygulanan ‘Askıda ekmek’ kampanyasıyla ekmek ihtiyacını karşılıyor. Zonguldak’ta Soğuksu Semti’nde faaliyet gösteren Papila Unlu Mamulleri Ekmek Fırını, yoksul ailelere ücretsiz vermek amacıyla 1.5 ay önce ‘Askıda Bir Ekmek’ adıyla kampanya başlattı. 1.5 ay içerisinde 5 bin ekmek yardıma muhtaç ailelere verildi. Kampanyaya vatandaşların ilgisi ve torbadaki ekmek sayısı her gün artıyor.

Kampanya yaklaşık bin yoksul ailenin bulunduğu Karaman’da da dün uygulanmaya başlandı. Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Karaman Meslek Yüksekokulu, Bakkallar ve Bayiler Odası ile Muhtarlar Derneği, 22 mahalledeki 32 bakkalda ‘Askıda Ekmek’ uygulamasını başlattı. Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hidayet Uysal, kampanyada yer alan bir bakkaldan aldığı 10 ekmeği askıya astı.

Ercan AYGÜN / ZONGULDAK (AKŞAM)
15 BİN EKMEK ASKIDA

Manisa'da başlayıp Isparta ve İzmit'e yansıyan İtalyan modeli yardımlaşma "Askıda Ekmek" kampanyasında 15 bin ekmeğin 12 bini sahiplerine ulaştı.

Manisa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hasan Geriter kampanyaya Bakkallar ve Fırıncılar odaları ile Simitçiler Kooperatifi'nin katıldığını hatırlatarak, esnafın büyük destek verdiğini söyledi.Manisa Bakkallar Odası Başkanı Mehmet Ünlübaş ise bunun bir arz-talep meselesi olduğunu belirterek, kampanyanın devamını istediklerini kaydetti. Bu konuda sponsorluğu bile üstlendiklerini dile getiren Ünlübaş, ''Kampanya eski hızını kaybetti. Ramazan ayında daha büyük ilgi vardı'' dedi.

Ünlübaş, merkezde 100 bakkalda 15 bin ekmeğin ''askıya'' alındığını ve 12 bin ekmeğin ihtiyaç sahiplerine ulaştığını bildirdi. Yağ, peynir ve diğer gıda maddelerinden ''askıya'' 2 bin adet alındığını, bunlardan bin 750'sinin ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığını belirten Ünlübaş, bunun önemli bir başarı olduğunu dile getirdi.

Manisa Müftüsü Ahmet Durmuş da ''Askıda Ekmek'' uygulamasının İslam dininin dayanışma ve yoksulları gözetme anlayışına çok uygun olduğunu belirtti. Durmuş, ''Yardımlaşma İslam dininde önemli bir yer tutar. Bu uygulama da gizli yardımlara giriyor ve yardım yapan hayrın kime gittiğini bilmiyor'' diye konuştu. Durmuş, konuyu Cuma hutbelerine taşıyarak halka çağrı yapmaya devam ettiklerini kaydetti.

Askıda modeli nasıl işliyor? İtalyan modeli olarak bilinen bu uygulamada bir kişi iki ekmek satın alıyor ve birini askıda bırakıyor, ihtiyaç sahipleri de gelip askıdan bu ekmeği alabiliyor. Ekmek yanında bu uygulama birçok gıda maddesi için de yapılabiliyor.

BİR EKMEK FAZLA ÖDE, ASKIDA BIRAK, İHTİYACI OLAN ALSIN
Aslı Ortakmaç/Yeni Aktüel

Sizin de bir ekmek kardeşiniz olsun 30 kuruş fazla ödeyip birinin karnını doyurmaya ne dersiniz? Yeni Aktüel ve İstanbul Fırıncılar Odası'nın işbirliğiyle başlatılan "Askıda Ekmek Kampanyası" bunu amaçlıyor. Kampanyaya katılan fırınlardan günlük ekmeğinizi alırken bir ekmeği askıya bırakmanız yeterli.

"Bir ekmekten ne çıkar" diyorsanız, dilerseniz bu haberi hiç okumayın. Çünkü bu haber, on beş milyonluk bir şehrin açlarını sadece bir somun ekmeğin doyurabileceği umuduyla yazılıyor. Yanlış okumadınız! 30 kuruşluk bir ekmek, on beş milyonluk bu koca kentin tüm yoksullarını doyurabilir. Ama bir şartla; siz buna inanırsanız... Bir de 'Askıda Ekmek Kampanyası'na destek veren fırınlarda askıya bir ekmek de siz bırakırsanız. Hele o ekmek, sıcacık, taptaze bir somun fırın ekmeği olursa, bir lokma ekmeğe muhtaç küçük bir çocuğun mutluluğuyla bakarsınız tüm dünya bile değişebilir.

SON SÖZ:

Tarihimizde zaten var olan cömertlik ve yardımseverlik mekanizmalarını ve değerlerini çağa uygun şekilde yeniden diriltebiliriz. Askıda Ekmek, bunun çok güzel bir örneği ve yerel bölgelerde kolayca uygulanabilir.

Bu model genişletilebilir ve pek çok alanda uygulanabilir: Askıda Giysi, Askıda Ayakkabı, Askıda Et, Askıda Yumurta, Askıda Meyve, Askıda Oyuncak gibi..

Fakirlik ile mücadelede yerel, pratik, hayatta kolayca uygulanabilir modeller geliştirmeli ve çevremizde uygulayabilmeliyiz. Askıda Ekmek bunun için güzel bir örnek.

Friday, August 21, 2009

KENTLERİMİZİN DÜNYA ÖLÇEĞİYLE YARIŞMASI

Biliyorsunuz İstanbul, 2010'da Avrupa'nın kültür başkenti oluyor. Devletlerin 21. yüzyılı yakalamalarında ana motor vazifesini kozmopolit metropoller üstleniyor.

Şehirlerimiz nasıl dünya kentleriyle yarışabilir? Kent 2.0 nedir? Hızlı ve cazibe merkezi şehirler nasıl markalarını küresel hale geliyor ve bünyesine insan çekiyorlar?

Bulundukları ülkelerin gözbebeği ve küresel vitrinleri konumunda olan California, New York, Paris, Tokyo, Sidney, Montreal, Şangay, Seul, Londra, Barselona, Vancouver, Stockholm, İstanbul..
21. yüzyılın kozmopolit metropolleri, mıknatıs kentleri ve büyülü şehirleri..
Bu şehirleri küresel cazibe merkezi yapan şeyler nelerdir?
Bu şehirler bilgi ekonomisinin, sanat ve kültür turizminin, dünya çapında üniversitelerin, evrensel kalitede eğitim kurumlarının, güçlü sivil toplum kuruluşlarının, vizyoner şirketlerin, teknoloji üretim ve ARGE merkezlerinin, enstitülerin kalbi. Bu şehirlerde hareketli kültür ve sanat hayatı ve kozmopolit yaşam tarzları var.
21. yüzyılın şehirlerinde sosyal etkin networkler, yenilik üretim merkezleri, kreatif tasarım atölyeleri, kent araştırma merkezleri, teknolojik tasarım merkezleri var.
21. yüzyılın şehirlerinde ilham merkezleri, keşif ve hayal atölyeleri, dijital kütüphaneler, sanat veritabanları, yeni yaşam tasarımları, ilham verici iş ortamları, çocuk yetenek merkezleri, ekolojik yaşam alanları var.
21. yüzyılın şehirleri farklılıkların zenginliğine, yenilikçi kültürlere, sanat vizyonuna, kültür altyapısına ev sahipliği yapıyor.

21. yüzyılın şehirlerinin özgün birer kimlikleri, entegre kent mimarileri ve kreatif ekonomileri var.

21. yüzyılın şehirleri birer yetenek okyanusu aslında. 21. yüzyılın altın yetenekleri bu kentlere göç ediyorlar ve yetenek göçleri bu kentleri zenginleştiriyor. Dünyanın önde gelen yeteneklerini çeken kentler de akışkan kreatif sektörleriyle 21. yüzyılı yeniden tasarlayanlar oluyor.
Harika bir başarı örneğimiz; İstanbul'un 2010'da Avrupa'nın kültür başkenti seçilmesi.

Sosyal Problem: Aşırı göç, ekolojik bozulma, trafik, artan suç oranı, eğitimsizlik gibi nedenlerle şehirlerimizin yaşanmaz hale gelmesi.
Sosyal yenilik: Şehirlerimizin 21. yüzyıl vizyonuyla silkelenmesi, yeniden yapılandırılması, dengeli gelişimi ve çok boyutlu atılımı

Sosyal çözüm modeli: Kültür, sanat, teknoloji, ekonomi, iş, turizm, eğitim alanlarında atılım, yenilik, gelişim, yatırım, iyileştirmeler

Kritik başarı faktörleri: Uzun vadeli düşünme, küresel rekabet etme, kent problemlerine sistemli çözümler bulma, kent bilinci, stratejik kent vizyonu, sistemli işbirliği, kaliteli eğitim, yatırım ve kültür hamleleri, kalıcı eğitim, yatırım ve istihdam projeleri, uluslararası projelere öncelik verme, Avrupa STK'ları ile kaynaşma, küresel iletişim, reklam, dünya kentleri ile diyalog ve işbirliği geliştirme, belediye-devlet-vatandaş-üniversite-sivil toplum-endüstri işbirliği

ÖRNEK VAKA: İSTANBUL, AVRUPA'NIN KÜLTÜR BAŞKENTİ OLACAK

AB Konseyi, İstanbul'un 2010 yılında "Avrupa Kültür Başkenti" olmasını onayladı.
2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında AB dışı şehirler sınıfında Ukrayna'nın başkenti Kiev ile yarışan İstanbul, geçen nisan ayında Brüksel'de yapılan jüri toplantısında, Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu ve AB Konseyinin ikişer, Bölgeler Komitesinin bir temsilcisinden oluşan 7 kişilik Seçici Kurul tarafından seçildi.

AB Konseyi, proje için gerekli onayını bugün verirken, Kıbrıs Rum kesiminin karara bir not koydurarak, 2010 projesine ''tüm AB üyelerinin eşit katılımına'' özen gösterilmesi gereği üzerinde durduğu öğrenildi.

DEVLET VE HÜKÜMET DESTEĞİ

Basına konuya ilişkin bilgi veren Türk yetkililer, bu projede yerel ve merkezi yönetimlerle sivil toplum kuruluşlarının somut dayanışma ve işbirliğinde bir ''örnek ve model'' oluşturulduğuna dikkat çekerek, Türk Devleti'nin ve Ankara hükümetinin bu projeye destek iradesinin Brüksel'de anlatıldığını ifade etti.

KÜLTÜR TURİZMİ CANLANACAK

İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesinin, kültür turizmini olumlu etkilemesinin yanı sıra birçok tarihi eserin de restore edilerek yeniden kazanılmasına yardımcı olacağına dikkat çekiliyor.

BİNLERCE YILLIK KÜLTÜR MİRASI

Türk yetkililer, konuya ilişkin bilgi verirken, şunları belirtiyor: ''İstanbul, coğrafi konumuyla binlerce yıllık kültürel mirasıyla diğer dünya metropolleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip. İstanbul, aynı zamanda Türkiye'nin de aynası niteliğinde. Kentin genç ve dinamik nüfusu yaratıcı bir enerji oluşturarak İstanbul'u içinde yer aldığı coğrafyanın en dinamik kentlerinden biri haline getiriyor."

GLOBAL DÜNYADA ÇEKİM MERKEZİ OLMAK

"İstanbul'da özellikle son on yıldır gelişen kültür bilinci kentin kültür yaşamına yansıyor. Böylece İstanbul yalnız İstanbullular için değil tüm dünya için bir çekim alanı, bir kültür ve sanat merkezi niteliğini kazanıyor. Dünya sanat çevrelerinin buluşma noktası haline gelen İstanbul, böylece farklı kültürler arasında esin paylaşımına olanak sağlıyor; global dünyada yerini alıyor, geleceğini şekillendiriyor. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti projesiyle hedeflerini daha çabuk yakalama olanağını buluyor.''

KENT KİMLİĞİNİN OLUŞUMU

Türk yetkililer, 21'inci yüzyılın dünyada kentler yüzyılı olarak bilindiğini belirterek, şunları anlatıyor:

"Kentler, kimliklerini, kültürlerini canlandırarak, ileriye taşıyarak ve birbirlerine anlatarak oluşturuyorlar. Birbirlerini kültür aracılığıyla daha iyi anlıyor ve daha iyi tanıyorlar. Böylece kültürün nasıl günlük yaşama katılacağı, toplumun her kesimine nasıl yayılacağı gündeme geliyor. Kentsel gelişimin, kentlilik bilincinin özlenilen düzeye ulaşması için kültürel gelişimin vazgeçilmez olduğu biliniyor. Yaygınlaşması içinse hem yönetimlerin hem de sivil toplum kuruluşlarının daha aktif olmaları gerek, bu konularda profesyonel bilgi ve deneyimden yararlanmaları gerekiyor."

AVRUPA TÜRKİYE DİYALOĞUNUN KAVŞAĞI İSTANBUL

"İstanbul'un kültür başkenti olmasıyla hem Avrupa Kültür Başkenti seçilen kent olarak İstanbul zenginleşiyor, hem de dünya kültürüne yaptığı katkıyla global kültür zenginleşiyor. İstanbul, 2010'da Avrupa Kültür Başkenti olmasıyla Avrupa, İstanbul'da kendi kültürünün köklerini keşfedecek ve 'birbirini anlama' yolunda önemli bir adım atılmış olacak."

DEV KÜLTÜR VE SANAT PROJELERİ YOLDA

Yetkililer, "İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olması çerçevesinde düzenlenecek etkinlikler hakkında, şu bilgileri verdi: "İstanbul'un adı, tüm dünyada kültür ve sanatla anılacak. AB adaylık sürecinde Türkiye'nin sembolü İstanbul'un aslında Avrupa kültürüyle yüzyıllardır karşılıklı etkileşim halinde olduğu projelerle ortaya konulacak. Kültürel miras sürdürülebilir bir biçimde yönetilecek, kenti daha da bir çekim noktası haline getirecek."

KÜLTÜREL DİNAMİZM VE İSTİHDAM

İstanbul; kentsel dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlara kavuşacak. Kültür varlıklarımızın korunacağı ve sergileneceği yeni müzeler kurulacak, tarihi binalar yenilenecek ve yeni işlev kazandırılarak halka açılacak. İstanbullular farklı sanat disiplinleriyle kucaklaşacak. Genç ve yetenekli insanlar sanatsal yaratıcılıkla daha yakın bir ilişki kurma olanağına kavuşacak. İletişimden organizasyona, eğitimden tasarıma, yönetimden yaratıcılığa pek çok kişi için istihdam yaratılacak.

İSTANBUL MARKASI PARLAYACAK

Kültür ve sanat projelerini izlemek için gelenler İstanbul'un kültürel zenginliğini, camilerini, kiliselerini, saraylarını, müzelerini de gezecek. Kültür turizmi hareketlenecek, gelişecek. Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinden pek çok kültür sanat insanı, yazılı ve görsel basın mensupları İstanbul'a gelecek. Bu çerçevede İstanbul'un tanıtımına ve marka haline gelmesine olumlu katkı sağlanacak.

GURUR DUYULACAK KÜRESEL BİR METROPOL

Avrupa Kültür Başkenti seçilmek Avrupa ile kültürel ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesine katkıda bulunacak. Yeni yapısal çalışmalarla, yöneten ve yönetilenler hep birlikte, el ele, bilgi ve deneyimlerini paylaşırken gelecek için kalıcı ve sürdürülebilir bir modelin de oluşmasını sağlayacak. İstanbullular kentlerinin güzelliği ve sahip olduğu değerleri keşfederken böyle bir kentte yaşadıkları için gurur duyacaklar.

AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ FİKRİNİN GELİŞİMİ

Avrupa Kültür Başkenti fikri, ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür Bakanı Melina Merkuri tarafından ortaya atıldı. Aynı yıl AB Konseyi, projenin kapsamını belirledi ve uygulamaya koydu. 1985'ten 2000 yılına kadar AB'ye üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi. 2000 yılına gelindiğinde, yeni binyıl nedeniyle Avrupa Kültür Başkenti unvanı hem birden fazla kente, hem de AB adayı olan ülkelerin kentlerine de verilmeye başlandı. Daha önce bu unvanı alanlar arasında, Atina (Yunanistan), Floransa (İtalya), Amsterdam (Hollanda), Berlin (Almanya), Paris (Fransa), Madrid (İspanya), Lizbon (Portekiz), Selanik (Yunanistan), Brüksel (Belçika) gibi kentler bulunuyor.
(Haber kaynağı: Zaman)

SON ANALİZ:

İstanbul, Türkiyemizin kalbi ve vitrini olarak küresel bir cazibe merkezi olmak zorunda. İstanbul, 21. yüzyılda her açıdan dünyanın en iyi şehir markalarından biri olmalı.

Bunun yolu da kültürden, sanattan, tasarımdan, markalaşmadan, inovasyondan, ekonomik kalkınmadan, eğitimden, kültürel çeşitlilikten, hoşgörüden, medeniyet birikiminden, şehir tasarımından, ARGEden, insana yatırımdan, kent bilincinden, finansal gelişimden, yatırımdan, yaşam kalitesinden, ekolojik dengeden, bilimden, teknolojiden, kozmopolit esneklikten, sevgiden, çevre planlamadan, yeşili korumadan, dünya çapında üniversitelerden, sürdürülebilirlikten geçiyor. İşte bunları başarabildiğimiz ölçüde sadece Avrupa'nın değil tüm dünyanın gerçek kültür başkenti haline gelebiliriz.

Wednesday, August 19, 2009

Yarının Yenilikçi Eğitim Projeleri Başlatmak

2008 TED Konferansında TED Ödülü’nü kazanan Dave Eggers, Amerika’da devlet okullarında eğitimin kalitesini arttırma hedefini kafaya takmış.

TED Ödülü’nün özelliği şu: Bir idealinizi dünya ile paylaşıyorsunuz ve TED size bu idealinizi gerçekleştirmek için 100 bin dolar veriyor. Daha da önemlisi, TED kaynaklarını ve networkunu size açıyor.

Dave Eggers’ın amacı da vatandaşları bölgelerindeki devlet okuluna katkıda bulunmaya teşvik etmek ve davet etmek.

“Once Upon A School” (Bir Zamanlar Bir Okul) projesinin amacı devlet okullarını idealizm ile, yeni bir enerji ile, kreatif düşünce ile ve sosyal yenilik projeleri ile geliştirmek, masal güzelliğine ulaştırmak.

Bu amaçla açılan portalda okullarda uygulanan ve dünyaya örnek olabilecek yaklaşık 250 sosyal yenilik projesi var. http://onceuponaschool.org/.

Her eğitimcinin siteyi incelemesini tavsiye ederim. Ortaya konan yenilikçi projeler size geniş bir perspektif, taze bir enerji, eğitim adına yeni bir umut ve bol sayıda kreatif fikir sağlıyor.

Mesela, bir okulda çocuklar teknoloji laboratuvarlarını gezdikten ve elektronik cihazların nasıl çalıştıklarını öğrendikten sonra sonra eski elektronik eşyaları okula getiriyor, parçalarına ayırıyor, yeniden birleştiriyor ve eğlenceli şekilde kendi aletlerini tasarlıyorlar.

Başka bir okulda çocuklar çocuk hastanesini ziyaret ediyorlar, orada gönüllü çalışarak hasta çocuklara yardım ediyor, onlarla arkadaşlık geliştiriyorlar. Benim en beğendiğim projelerden bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum:

· Nepal’de açılan çocukların yeteneklerinin ve güçlü yönlerinin tesbit edildiği, geliştirildiği, kariyer yönlendirmenin yapıldığı ve çocuklara özel koçluk sağlanan “Hayal Merkezleri”.

· Kenya Nairobi’de sokak çocukları için açılan Öğrenme, Girişimcilik ve Para Kazanma merkezleri, onlara hayat boyu kullanabilecekleri temel becerileri, okuma yazmayı, el işleri yapmayı, dikiş dikmeyi, takı yapmayı, ürün geliştirmeyi öğretiyor. Çocuklar hem ustalardan zanaat öğreniyorlar, hem beceri geliştiriyorlar, hem iş kuruyorlar, hem ailelerine para kazandırıyorlar.

· Bir öğretmen ilkokulda çocuklara kreatif düşünceyi, stratejik düşünmeyi, potansiyellerini keşfetmeyi, aklın gücünü öğretmek için kullanılmayan bir sınıfı satranç tahtası şekline getiriyor. Öğrenciler renkli giysiler tasarlayıp giyerek farklı satranç taşları oluyorlar ve oyun oynarken hayatı keşfediyorlar.

· Bir okul bilimi çocuklara sevdirmek için her bir bilim dersinin bütün materyallerini ayrı bir eğlenceli bilim kutusuna topluyor. Her bilim aktivitesinde uygulama, oyun, proje üretme, video ve sunum da oluyor. Gönüllü anne babalar da ayda bir gün işyerlerinden izin alarak misafir eğitimci olarak uzmanlık geliştirdikleri alanlarda çocuklara bilim/sanat/tasarım dersleri veriyor. Proje sonucunda okulun bilim olimpiyatı başarısı yüzde 200 artıyor.

· California’da bir okul yılın bir gününü hizmet ve sosyal sorumluluk günü ilan ediyor. O gün bütün öğretmenler, bütün öğrenciler ve bütün çalışanlar toplum için hayırseverlik projeleri yapıyorlar. Bir günde toplanan bağışlarla yüzden fazla çocuğa burs sağlanıyor, bir multimedya lab kuruluyor, ve bölge okullarına 75 bilgisayar bağışlanıyor. En önemlisi, her çocuk erken yaşta bir mum yakmayı ve topluma katkıda bulunmayı öğreniyor.

· Bir girişimci, evlat edindiği sokak çocuğuna girişimciliği öğretiyor ve iş kurmasını sağlıyor. Başarılı olunca da bölgesindeki okuldaki gençlere girişimcinin düşünme şeklini, becerilerini ve mantığını öğretmeye karar veriyor. Sabah bir saat erken gelen gönüllü gençlere gerçek girişimcilik projeleri yaptırıyor ve onların kendi işlerini kurmasını sağlıyor. Başarılı olmuş girişimciler ile öğrenciler buluşturuluyor ve usta-çırak ilişkisi içinde onlardan ders alıyorlar. Her genç yaratıcı fikirler üretmeyi, iş planı yapmayı, iş planını sunmayı, sermaye bulmayı öğreniyor. En iyi iş planları ve iş fikirleri ödüllendiriliyor.

· Amerika’da organik ve taze ürünlerle kaliteli yemek yapan dünyaca ünlü bir restoranın sahibi, çocukların okullarda sağlıksız ve donmuş yemekleri düşünmeden ve acele ile yediklerini gözlemliyor. “Yemek yemek çok değerli bir insan deneyimidir. Çocuklarımız adabı, ahlakı, ekolojiyi, sürdürülebilirliği, iyi insan olmayı, çevreyi korumayı, doğal dengeyi sofrada öğrenirler” diye düşünüyor ve restoran olarak çocuklara taze, lezzetli, organik öğle yemeği sağlıyor. Fast food akımına karşı “yavaş yemek” hareketini kuruyor ve yöredeki çiftçilerle beraber yemekte kalitenin, sürdürülebilirliğin, tazeliğin mücadelesini başlatıyor.

· Bir beden eğitimi öğretmeni “İçeride Çocuk Kalmasın” kampanyası ile çocukların oyun alanlarına, parklara, doğaya çıkmalarını ve bol bol spor yapmalarını teşvik ediyor. Amaç çocukların daha sağlıklı yaşamalarını, spor alışkanlığı kazanmalarını, şişmanlık, oburluk, bilgisayar ve TV bağımlılığı gibi tehlikelerden uzaklaşmalarını sağlamak. Ailelerle beraber her pazar okul piknikleri ve doğa gezileri düzenleniyor. Piknikleri çocuklar aileleri ile beraber organize ediyor. Çocuklar için bahar ve yaz spor kampları, oyun kampları, turnuvalar düzenleniyor. Takım çalışması ve iletişim dersleri dışarıda çimenlerde veya parklarda yapılıyor. Ağaç ve yeşil sevgisi doğanın içinde kazandırılıyor. Her çocuk mutlaka kendi ismiyle ağaç dikiyor. Her çocuğa toprak veriliyor, ekmesi ve sebze yetiştirmesi sağlanıyor.

· Bir okul çocuklara yemek yapmayı öğretmek ve sağlıklı yeme alışkanlığı kazandırmak için iki haftada bir çocukları gruplar halinde gönüllü velilerin evine götürüyor. Veli, çocuklara sebzeleri-meyveleri, malzemeleri yıkamayı, vitaminleri, yemek hazırlamayı öğretiyor. Sonra çocuklar hep beraber yaptıkları yemeği yiyor. Kendileri yemek yaptıkları için çok daha iştahla yiyorlar. Öğrenciler yemek yapma ve ev işlerine yardım etme becerisi kazanıyorlar. Bu ev dersleri, bahçe işleri, sebze yetiştirme, tamir yapma, ağaç dikme, çiçek yetiştirme, ev dekorasyonu, temizlik gibi konularda da yapılıyor.

· Bir balıkçı, okulundaki öğrencilere uygulamalı olarak her yıl bot yapmayı ve balık tutmayı öğretiyor. Botu hep beraber yapıyorlar ve açık arttırmayla okul yararına satıyorlar. Çocuklar el becerilerini, marangozluğu, balıkçılığı öğreniyorlar.

· “Mindgym” adı verilen programda çocuklar güncel olaylara, haberlere, insan davranışlarına sosyal bilimleri kullanarak farklı açılardan bakmayı öğreniyorlar. Sorgulama, eleştirel düşünme, problem çözme becerileri çocuklara örnekler ile kazandırılıyor. Programda tiyatrolar ve videolar da yoğun olarak kullanılıyor. Çocuklar tiyatro yaparak olayları ve insan davranışlarını yorumluyorlar. Çocuklar beyni farklı çalıştırmayı, gözlem yapmayı ve insan psikolojisini uygulamalı olarak öğreniyorlar.

Saturday, August 8, 2009

21. YÜZYILDA TÜRKİYEMİZ İÇİN 21 KRİTİK BAŞARI FAKTÖRÜ

Aşağıdaki her konuda keşke Türkiye'miz için bir strateji kitabı yazabilsem. 21. yüzyılda ülkemin başarısı için çorbaya bir tuz da ben atabilsem..

Şu anda sizlerle paylaştığım bir hayal olarak kalacak; kimbilir belki ileride bu konularda açılımlar yakalarım..

İşte Türkiye olarak 21. yüzyılda üzerinde durmamız ve lazer netliğinde odaklanmamız gereken 21 kritik başarı alanı:
1. NİTELİKLİ EĞİTİM
2. İNSAN KAYNAKLARINA YATIRIM
3. BİLİM VE TEKNOLOJİ ATILIMI
4. İSTİKRAR, BARIŞ, HOŞGÖRÜ VE TOPLUMSAL BİRLİK
5. EKONOMİK KALKINMA
6. ARGE VE İNOVASYON
7. DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI
8. SİVİL TOPLUM VE SOSYAL YENİLİK
9. GİRİŞİMCİLİK, İHRACAT VE DIŞA AÇILMA
10. DEVLET ETKİNLİK REFORMU
11. TOPLAM KALİTE REFORMU
12. KÜLTÜR VE SANATTA RÖNESANS
13. İNSANİ GELİŞİM VE YOKSULLUKLA MÜCADELE
14. KÜRESEL MARKA VE REKABET GÜCÜ
15. AHLAKİ, İNSANİ, ETİK DEĞERLER
16. ETKİN GÜVENLİK VE GÜÇLÜ SAVUNMA
17. ÜRETİM, STRATEJİ VE KURUMSAL PERFORMANS
18. GÜÇLÜ VE ETKİN DIŞ POLİTİKA
19. TARIM VE HAYVANCILIK REFORMU
20. ADALET, ŞEFFAFLIK, FIRSAT EŞİTLİĞİ, TEMİZ SİYASET
21. YENİLİKÇİLİK, VİZYON, DEĞİŞİM

YENİ MİLLENYUMDA KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUKTA ÖNE ÇIKAN KONULAR

İşletmelerde artık sosyal sorumluluk kavramı hızla önem kazanıyor. Kuzey Amerika’da firmalarda ve çok uluslu şirketlerde birer birer Sosyal Sorumluluk departmanları kurulmaya başlandı. MBA programları artık birbiri ardına sosyal sorumluluk, ekoloji, maneviyat, iş etiği, toplumsal fayda, sosyal içerik dersleri vermeye başladılar.

MUHASEBE

Şeffaflık, dürüstlük ve hesap verilebilirlik ilkeleri
Sosyal audit sistemleri
Yeşil muhasebe ilkeleri
Bütüncül maliyet analizleri

İŞ-HÜKÜMET İLİŞKİLERİ

Dengeli ve sorumlu özelleştirme
Devlet özel sektör işbirlikleri
Vergi sistemlerinde adalet ve ahlak
Yolsuzluğun önlenmesi

EKONOMİ

Gelir dağılımı adaletsizliği
Ekonomik kavramların sosyal etkileri
Mali politikalar ve teşvikler
Dengeli vergi sistemleri

ULUSLARARASI İLİŞKİLER

Kuzey Güney problemi
Küresel istikrar ve barış
Gelişen ve gelişmiş ülke ilişkileri
Üçüncü dünya ülkeleri gelişimi

FİNANS

Küresel yatırımlar ve nakit akışları
Sosyal yatırımlar ve sosyal risk sermayesi
Bütüncül maliyet analizleri
Uluslararası sermaye ve yatırımlar
Çok uluslu şrketlerin politikaları

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ

Dijital bölünme
Entellektüel varlık hakları, patent ve copyright hakları
Teknoloji transferinin sosyal etkileri
IT gelişmelerinin işyerine olan etkileri
İnternet, güvenlik ve gizlilik konuları

PAZARLAMA

Sorumlu reklamcılık
Sosyal pazarlama ve sivil toplum tanıtım faaliyetleri
Küresel sorumlu markalar
Tüketici haklarına saygı
Etik pazarlama ilkeleri

OPERASYON YÖNETİMİ

Tedarikçi ilişkilerinde risk yönetimi ve hesap verme
İş standartları: Güvenlik ve risk, çocuk emeği, ergonomi
Fabrika kurulması, bölgesel düzenlemeler, çevreye paydaşlara etki
ISO ve toplam kalite standartları

İNSAN KAYNAKLARI

Çalışan hakları ve katılımcılığı
İş yaşam dengesi ve esneklik
Sendika ilişkileri
Sorumlu işten çıkarma ve küçülme stratejileri

ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ

Örgütsel adalet ve işyerinde farklılıklar
İnsana değer veren kurumlar
Çalışanların motivasyonu ve bağlılığı
Ruhsallığa yer verme ve saygı
Liderlik, sanat, etik ve tefekkür

STRATEJİ

Sorumlu ve dengeli büyüme
Yönetişim kavramı (corporate governance)
Fair play, haksız rekabeti önleme
Geri kalmış bölgelerde uyulacak kurallar
Yeni ortaya çıkan pazarlarda faaliyet standartları

HALKLA İLİŞKİLER

Kurumsal imaj ve kurumsal kimlik
Paydaşlarla pozitif ilişkiler
Sosyal katkının ölçülmesi ve belirtilmesi
Paydaş yönetimi
Kurumsal entegre iletişim

Friday, August 7, 2009

SOSYAL YENİLİK VE HİZMET İÇİ GİRİŞİMCİLİK

Örnek Vaka: “Hizmet veremeyen hastaneyi dünya dördüncüsü yaptılar”

Bir yıl önceye kadar hizmet veremeyen Siyami Ersek Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Hastanesi dünya- nın 4.büyük kalp merkezi oldu. Göreve 8 ay önce başlayan yeni yönetimin çalışmaları sonucu hastaneye, Avrupa'dan çok sayıda hasta geliyor.

İki yıl önce açılan Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi, hasta ayrımı yapılan, eski ve yeni binasında farklı hizmet sunan, hasta şikayetleri ve yolsuzluk iddialarıyla işlemeyen bir kurum haline gelmişti. 8 ay önce göreve gelen genç ekip ise devlet hastanesini dünyanın dördüncü büyük kalp merkezi haline getirdi. Baştan aşağı yenilenen hizmet birimleriyle Siyami Ersek, hasta yakınlarının ayağına taktığı galoşundan içtiği suya ve check-up’a kadar halka birçok konuda ücretsiz hizmet veren bir hastaneye döndü.

On binlerce kalp hastasının akın ettiği hastane, verilen üst düzey sağlık hizmeti sayesinde Avrupa'dan da hasta ithal ediyor. Kosova ile Türkiye arasında imzalanan protokolle bin 200 kalp hastası 2 milyon Euro'luk anlaşma kapsamında hastanede tedavi ediliyor. Kosova'dan gelen 67 kalp hastasının tedavisi tamamlandı. Geçen sene aralarında Azerbaycan, Kıbrıs, Makedonya ve Arnavutluk vatandaşlarının yer aldığı 400 yabancı hasta da Siyami Ersek'te sağlığına kavuştu.
Hastanede 2003 yılında 150 bin hasta muayene oldu. Yıl boyunca 10 bin 52 anjiyo, 3 bin 500 açık kalp ameliyatı yapılan hastanede, dünyanın en hızlı kalp krizi ilk müdahale ekibi var. Kalp krizi geçiren bir hastaya hastaneye girişinden itibaren 15 dakikada anjiyo plasti (kalp damarlarını ameliyatsız açma operasyonu) yapılıyor. “Tek hedefimiz hasta memnuniyeti.” diyen Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Yekeler, üçüncü anjiyo laboratuvarı yeni kurulan hastanede; 2004 sonu itibarıyla 20 bine yakın anjiyo işlemi gerçekleştirmeyi hedeflediklerini açıkladı.

Siyami Ersek, 22 katlı kule bina ve 3 katlı eski hastane binasının yüzde 100 kullanılır hale getirilmesiyle kalp ve damar hastaneleri arasında 562 yatak kapasitesiyle dördüncü sıraya yükseldi. Emekli Sandığı’ndan Bağ–Kur’a, yeşil kart sahibinden Sosyal Sigortalar Kurumu üyelerine kadar her hastanın kabul edildiği hastanede en büyük devrim; kalp krizlerine ilk müdahale biriminde yapıldı. Kalp krizi geçiren bir hastanın ameliyatsız kurtarılması için gerçekleştirilen Primer Balonla Anjiyo Plasti (PTCA) işlemi dünyada 30 dakika ortalamayla yapılırken, Siyami Ersek’te bu süre 15 dakikaya düşürüldü. Üç kardiyoloji uzmanı ve 8 asistanın gece gündüz nöbet tuttuğu PTCA Servisi’nde kalp krizi geçiren hastalar acilden girişten itibaren maksimum 15 dakikada anjiyo yapılarak sağlığına kavuşturuluyor. Dünya ortalamasından 2 kat hızlı gerçekleştirilen anjiyo operasyonları sayesinde bugüne kadar 100 hasta kalbi zarar görmeden ve ameliyata ihtiyaç kalmadan sağlığına kavuştu.

Yönetimi devralmasından sonra ilk iş olarak galoşların (hijyen amacıyla ayağa takılan naylon) paralı satışını yasaklayan Yekeler, hastanenin her yerine hasta şikayet kutuları koydurttu. Hastaların su ihtiyacı için her köşeye sebil su konuldu. Açılan Check-up Polikliniği ile devlet hastaneleri arasında ilk kez ücretsiz check-up yapılıyor. Her hasta tepeden tırnağa ücretsiz muayene ediliyor. Yapılan iyileştirmelerden sonra poliklinik hasta sayısı 500’den 800’e yükseldi. Tam kapasite çalışan hastanede buna rağmen yer bulunamıyor. Hastaların şikayetleri günlük olarak alınıyor. Hasta şikayet kutularındaki şikayetleri bizzat Profesör Yekeler cevaplıyor. Telefonla randevu sistemini kullanan hastaneye bankalardaki elektronik sıra kayıt sistemi (sıramatik) kondu. Açıldığından beri sadece 5 katı kullanılan hastanenin kule binasının tamamı hastalara açıldı. Daha önce ikinci sınıf muamele yapıldığı şikayetleriyle gündeme gelen 3 katlı eski bina baştan sona revize edilerek yeni binayla aynı standartlara getirildi. Hemşire ve personel eksikliği nedeniyle sadece bir katı çalışmıyor. Üç katlı eski hastane binasındaki iki cerrahi servisi, 500 milyar liralık ihaleyle ameliyat masasından cerrahi malzemesine kadar baştan aşağı yenilendi. Yekeler, “Bütün hastalarımızı birinci sınıf olarak görüyoruz. Hasta memnuniyeti tek amacımız. Personelimiz bunun için çalışıyor.” diyor. Kalp damarına stent takılması için bekleyen 74 yaşındaki SSK emeklisi Sadrettin Öziş, üç gün önce geldiği hastanede kalp rahatsızlığını öğrenmiş. “Temizliğinden yemeğine ve ilgi alakaya kadar özel hastaneyi aratmayacak bir hastane burası. İki kardeşim bu hastanede ameliyat olmuştu. Ben de kalp rahatsızlığım yeni öğrendim. SSK emekli karnemle burada beş kuruş ödemeden kalp damarlarıma anjiyo yapılacak. Daha önce söyleseler buna inanmazdım.” diye konuşuyor. “Burası sayesinde SSK kapılarında sürünmekten kurtulduk.” diyen Asiye Öziş ise banyosundan yatağına kadar birçok insanın evinde bulamayacağı hizmeti burada gördüğünü anlatıyor. Başhekim Yardımcısı Dr. Sezai Özçelik ise daha önce 6 cihazla 45 ekografi çekilen hastanede, 5 cihazla 125 kişinin aynı hizmeti alır hale geldiğini, personel ve iş verimliliğinin en üst düzeye çıktığını kaydetti.

Yukarıda umut vadeden bir sosyal yenilik ve hizmet içi girişimcilik vakası okudunuz. Ülkemizde bu türden başarı öykülerinin ve kurumsal atılımların yaygınlaştığını düşünelim. Her alanda. Her sektörde. Devlette ve özel sektörde. Üniversitelerimizde ve endüstride. Sivil toplum kuruluşlarında. Eğitim kurumlarında. Ülkemizin küresel platformda hak edeceği konumun parlaklığını ve muhteşemliğini düşünebiliyor musunuz?

Önümüzdeki kritik soru şu: Kurumlarımız 21. yüzyılı yakalama adına nasıl atılım yapabilirler? Organizasyonlarımız nasıl çağa ve değişime ayak uydurabilirler?

Bu sorunun cevabı hiç şüphesiz basit değil. Bu sorunun cevabını bulabilmek için Sosyal Yenilik, Sosyal Liderlik ve Hizmet İçi Girişimcilik kavramlarını Masaya yatırmalıyız. Sosyal Yenilik kurumlarda nasıl ortaya çıkar? Bir grup insan nasıl sosyal bir alanda yenilik başlatırlar? Yenilik organizasyonda nasıl yeşerir? Sosyal yenilik sistemler arasında nasıl yayılır ve yaygın hale gelir? Sosyal yenilik toplumda nasıl eşik noktasını aşarak istisnadan norm haline gelir? Siyami Ersek gibi kurumsal başarı öykülerimiz ne zaman ve nasıl standart ve yaygın hale gelir?

Bütün bu soruların cevabını bulabilmek için altın bir üçgen kuralım:

1) SİSTEM BİLİMLERİ
QUANTUM
COMPLEXITY
CHAOS THEORY

2) SOSYAL YENİLİK
SOCIAL INNOVATION

3) SOSYAL LİDERLİK
MANAGEMENT
STRATEGY
ORGANIZATIONS
LEADERSHIP

İlk köşede Sosyal Yenilik Bilimi var. Bilim adamları teknoloji/yenilik üretimi ve inovasyon konusundaki bütün birikimi aldılar ve bu bilgiyi sosyal/insani/toplumsal alanlara taşıdılar. Bunun sonucunda yeni bir disiplin ortaya çıktı: Sosyal Yenilik. Sosyal Yenilik kavramı sivil toplumdan devlete, özel sektörden medyaya kadar her alanda önem kazanıyor.

İkinci köşede Sistem Bilimleri var. Kuantum, kaos ve karmaşıklık kavramları ve modellerine dayalı yeni bilimler, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematikten sonra beşinci disipin haline geldi. Sistem Bilimleri sadece pozitif bilimleri ve doğal bilimleri etkilemekle kalmadı. Sistem Bilimleri sosyal bilimlerde de vazgeçilmez hale gelmeye başlıyor. Hele büyük çapta değişimi ve gelişimi uygulamak için organizasyonu dinamik, açık ve esnek bir sistem olarak ele almak artık şart. Sistem Bilimleri, parçacı bakış yerine bizlere holistik bir perspektif sağlıyor. Sistem Bilimleri, İnsani ve doğal sistemlerin akışkan, dinamik ve kaotik yapıya sahip olduklarını bize hatırlatıyor.

Üçüncü köşede Liderlik ve Yönetim Bilimleri var. Sosyal yeniliğin ortaya çıkması ve yaygınlaşması için gerekli olan sistemler, yapılar, takımlar, ortamlar, stratejiler bu bilimler sayesinde pratik olarak ortaya konabiliyor. Özel sektörün yenilik, teknoloji üretme konusunda hızlı ve lider olduğunu biliyoruz. Ortaya konan İşletme modelleri, yenilik üretme stratejileri incelenirse pratik olarak bize sosyal ve toplumsal sahalarda da yeni perspektifler ve açılımlar sunuyor. Değişimin sosyal, insani, teknik, örgütsel, finansal, psikolojik boyutları ortaya konuyor. Pratik deneyimler ve başarı modelleri sosyal alanda çığır açıyor.

Bu üç sacayağını beraberce kullandığımızda Sosyal Yenilik üretmek için bütüncül ve güçlü perspektiflere sahip oluyoruz. İsterseniz bir sosyal yenilik sürecini bu perspektifle ele alalım ve biraz fikir üretelim. Hakikaten neler yaşanıyor bu süreçte? Bu karmaşık ve dinamik süreci modelleyebilir miyiz? Değişimi modelleyebilir miyiz?

Bu konuda yüzlerce kitap, kavram, teori, model, yaklaşım havada uçuşuyor. Okuduklarımdan beni etkileyen ve işe yarayabilecek kavramları şimdi ortaya koymaya çalışacağım. Kafamın içi şu an kaosun kenarında. Kırk tilki, birbirinin kuyruğuna basıyor. Binbir fikir kaynıyor ve çarpışıyor. Kaosun içinden bir düzen çıkar mı merak ediyorum. Deneyelim bakalım; Mevlam neyler neylerse güzel eyler.

Ortada bir veya birden çok Sosyal Lider var. Değişim ajanı veya vizyoner deliler onlar. Deli adamlar onlar. Rahatsız tipler. İçlerinde ideal taşıyor ve rahatsızlık duyuyorlar. Risk alabilen ve gözü kara tipler bunlar. İdealerinden taviz vermiyorlar. Hacca giden topal karınca temsilinde olduğu gibi vazgeçmiyorlar ve kararlılar. Çevrelerine uyum sağlamak yerine çevrelerini değiştirmek isteyenler onlar. Kafalarında bir ütopya var ve o ütopyayı gerçekleştirmek istiyorlar. Değişim ajanı tek bir kişi de olabilir. Hayalleri olan ve etki oluşturmak isteyen bir kişi. Kelebek etkisine göre küçük görünen faktörlerin büyük ve umulmadık etkileri olabilir. Tek bir kişi dahi büyük sistemlere etki edebilir, anlamlı değişikliklere yol açabilir. Bazen değişim ajanları kuruma dışarıdan geliyorlar. Bazen danışman rolünde sisteme giriyorlar. Taze kan fonksiyonu üstlenerek sisteme enerji ve oksijen pompalıyorlar. Rahatı bozuyorlar. Statükoya meydan okuyorlar (challenge). Reform hareketlerinin tetikleyicisi oluyorlar. Belirsizlik içerisinde strateji üretiyorlar ve ilerliyorlar.

Liderlerin içsel bilgi ve tecrübeleri var (tacit knowledge). Liderlerin Kuantum yetenekleri ve sezgileri çok güçlü. Vizyonlarını her zaman çevrelerindeki insanlarla paylaşıyorlar. Onları ikna ediyorlar. Liderler bunun için güçlü hikayeler, metaforlar, temsiller, kreatif analojiler, görsel semboller kullanıyorlar. Muhataplarının algı kaplarını yönetiyorlar. Böylece anlam üretimi ve anlam yönetimi fonksiyonunu yerine getiriyorlar. Çevrelerinden seçtikleri insanların desteğini ve güvenini kazanıyorlar. Böylece ortaya bir ekip çıkıyor.

Kreatif grup oluşuyor. Ortak idealleri ve hedefleri olan bir insanlar topluluğu meydana geliyor. Pozitif takım dinamikleri yaşanıyor. Etkileşimler oluyor. Akış deneyimi (flow experience) yaşanıyor. Motivasyon ve umut gibi pozitif duygular takım üyeleri arasında bulaşıcı olarak yayılıyor (emotional contagion). İşbirliği yapıyorlar ve değişim fikrini yaymaya başlıyorlar. Onlar artık “birkaç deli adam”. Herkes gider Mersin’e onlar gider tersine. Suyun akışını değiştirmek amaçları da. Süte çalınan maya gibi onlar; hedefleri bütün sistemi “yoğurda” çevirmek. Küçük kazanımlarla (small wins) hedefe doğru yılmadan ilerliyorlar.

Değişim gönüllüleri bir süre organizasyonun içerisinde misyonerlik yapmaya devam ediyorlar. Özellikle fikri ve hatırı sayılan, networkte merkezi ve stratejik konumda olan bireylerle (kanaat önderleri, opinion leaders) özel olarak ilgileniyor ve onlarla iletişime geçiyorlar.

İlk hamleler başarısızlıkla sonuçlanabiliyor. Ümitsizlikler, kayıplar ve çatışmalar oluşabliyor. Ders alınıyor ve yeni stratejiler belirleniyor. Bir noktada paradigma değişimi yaşanıyor. Yeni pencere açılıyor. Korkunun yerini umut alıyor.

Organizasyonda önceleri küçük bir fısıltı olarak yayılan değişim fikirleri belli bir eşik noktasını (tipping point) bulduktan sonra sisteme birdenbire virüs gibi hızla ve etkili şekilde yayılmaya başlıyor. Yeni medya ve iletişim kanalları devreye giriyor.

Değişim hareketi böylece momentum kazanmış oluyor. Değişim mikro sistemlerden (birey, takım) makro sistemlere (organizasyon) yayılıyor. Düzeyler arası sıçramalar (trophic cascades) meydana geliyor. Değişen makro sistemler de ortam (context) aracılığıyla mikro sistemlere etki ediyorlar.

Sistemde mekik gibi gel-gitler ve esnek salınımlar yaşanıyor. Yer yer sistemde yapılan aşırılıklar ve yanlışlar geribesleme döngüleriyle (feedback loops) düzeltiliyor. Birey, takım ve organizasyon düzeyinde ikinci dereceden öğrenme (second order learning) gerçekleşiyor.

Değişimin yayılması süreci nonlineer, kaotik ve dinamik şekilde işliyor. Süreçte önceki denge ve statüko bozulduğunda sistem kaosun kenarına yaklaşıyor (on the edge of chaos).

Tabii ki bu süreçte değişime direnç gösterenler, ayak direyenler oluyor. Mevcut güç merkezleri ve hakim odaklar karşı mücadeleye girişiyor. Sistemde yenilikçi ve gelenekçi kanatlar amansız bir mücadeleye giriyor. Güç odakları çatışıyor. Oyun teorisi (game theory) dinamikleri işliyor. Strateji satrancı oynanıyor.

Statüko kibirli ve kendine fazla güveniyor. Altın ilke: Durma düşersin. Statüko başarı tuzağına düşüyor (success trap). Kurumsal ego ve gurur tahrip edici oluyor. Baskı ve otorite ile farklılıklar ve özgürlükler susturulmak isteniyor. Sistem yanmaya ve çökmeye hazır homojen bir ekosisteme dönüşüyor. Statüko çatırdamaya başlıyor. Önce küçük ve önemsiz görünen çatlaklar ve fay hatları derinleşiyor. İrili ufaklı krizler, kavgalar (yangınlar) çıkıyor. İnovasyon dalga dalga yayılıyor ve sisteme nüfuz ediyor. Eski düzende entropi başlıyor ve eski sistemde yangın yayılıyor. Köhnemiş, hantallaşmış yapılar çöküyor. Bürokrasi çökünce geçici bir anarşi yaşanıyor. Ortamda enerji, sermaye ve bilgi açığa çıkıyor ve yeni sahiplerini bekliyor.

Satranç devam ediyor. Yeni bir düzene doğru gidiliyor. Sistem yenileniyor.
Kopanlar, küsenler olabiliyor. Sistem dışına itilenler olabiliyor. Kimvurduya gidenler yenen taşlar olabiliyor. Yeni ceza ve yaptırım mekanizmaları işliyor. İkna ve politika yöntemleri kullanılıyor. Fikir değiştirenler, gerçekten ikna edilenler, iç değişim yaşayanlar olabiliyor. Pazarlıkla ve çıkarla razı edilenler ve satın alınanlar olabiliyor. Sürekli adaptasyon sağlanıyor.

Değerler ve normlar çatışıyor, değişiyor ve evrilerek bir senteze ulaşıyor. Garip çekiciler (strange attractors) genel rotayı ve yörüngeyi belli ediyor. Bunun sonucunda belirli paternler oluşuyor (emerging patterns). Kaderi plan atadan kazaya gerçekleşmiş oluyor. Böylece kaosun içerisinden düzen çıkıyor. Buna oluşum (emergence) deniyor.

Ortada kalanlar mevcut konjonktüre göre konum belirliyor ve adapte oluyorlar. Sessiz çoğunluk olan biteni dikkatle izliyor. İlgisizler sadece seyrediyorlar ve farketmez diyorlar. Ve sonuç olarak önceleri aykırı gelen uygulamalar giderek norma ve standarda dönüşüyor. Finansal teşvik mekanizmaları, yeni yapılar, yeni sistemler kuruluyor. Yeni kurallar ortaya konuyor ve ilan ediliyor. İnşa ve yapılanma süreci başlıyor. Yeni düzenin oluşmasıyla entellektüel sermaye, sosyal sermaye ve fiziksel sermaye yeni kaplarda ve yeni mecralarda birikmeye başlıyor. Yenilik kurumsallaşıyor.

Biraz sancılı ve karmaşık oldu biliyorum. Umarım biraz olsun kafamdakileri ifade edebilmişimdir. Bu konuyla ilgili yüzlerce kitap yazılmış ve yazılıyor. Bu dinamikleri bilirsek değişimi çok daha iyi yönetebiliriz. Organizasyonlarımız yenilik dinamiklerini kullanırlarsa kurumsal atılımlar yapabilirler.

Thursday, July 16, 2009

TREND 5: SOSYAL MEDYA VE ONLINE SOSYAL AĞLAR KULLANAN SANAL SİVİL TOPLULUKLAR KATILIMCILIK VE NETWORK İDEALİZMİ İLE SOSYAL YENİLİK BAŞLATIYOR

Çağımızın en önemli yenilik motoru sadece teknolojik alanda değil toplumsal ve sosyal alanda da Internet. Web 2.0 platformları, online sosyal ağlar ve yeni medya sosyal değişim için ve toplum yararı için kullanılmaya başlıyor.

“Yeni medya” veya “sosyal medya” (Medya 2.0) sivil toplum kuruluşları ve sosyal hareketler tarafından eğitim, örgütlenme, protesto etme, organize olma, iletişim kurma, fon bulma, bağış toplama, lobi yapma, bilgiyi demokratik hale getirme, sosyal değişim başlatma ve toplumsal bilinci arttırma için kullanılmaya başlıyor. Buna “online sosyal eylemcilik” diyoruz.

Bunun ilginç örneklerinden biri küresel platformda ciddi ilgi uyandıran ve web siteleri, bloglar, online videolar ve sosyal ağlar sayesinde çok hızlı yayılan “Bedava Sarılma Kampanyası” (“Free Hugs Campaign”).

Tabii online sivil toplum hareketleri arasında en çarpıcı örnek, Obama’nın ekibinin müthiş başarılı olan online seçim kampanyası ve sosyal değişim umudunu Amerika’nın tümünde yaygınlaştırabilmesiydi.

Bu tür Internet sosyal oluşumlarında en önemli faktör, coğrafi olarak dağınık ama ilgi alanları ve idealleri aynı olan kullanıcıların siberuzayda örgütlenmeleri ve bu şekilde “küresel online topluluklar”ın veya “sanal grup”ların oluşması.

Sanal toplulukların üyeleri dijital ortamda derin entellektüel muhabbetlere giriyorlar, beyin fırtınası yapıyorlar, eylem planları hazırlıyorlar, tartışıyorlar, dedikodu yapıyorlar, hatta aşık oluyorlar.

Siber-yetenekler ile topluluk ruhu; kreatif dijital yetkinlikler ile sosyal sorumluluk ve gönülllülül ruhu buluşuyor!

Teknoloji ve sosyal sorumluluğun sentezi, “hizmet odaklı öğrenme” gibi yeni pedagojilerin de ortaya çıkmasını sağlıyor. Hizmet odaklı öğrenme (Service Learning) modelinde öğrenciler derste öğrendiklerini uygulamak için topluma hizmet aktivitelerinde ve sivil toplum faaliyetlerinde bulunuyorlar. Bunu yaparken de hem sosyal sorumluluk bilincini geliştiriyorlar, hem de derslerini uygulayarak daha güzel öğreniyorlar.

Bu öğrenme modelinin Internet ile, kolektif zeka ile, sosyal medya ile, yeni bilimler ile ve pozitif yönetim anlayışı ile daha da geliştirildiğini düşünelim: Yani “Hizmet Odaklı Öğrenme 2.0” modelini ortaya koyabilir miyiz?

İşte bu amaçla sevgili Mustafa Kavas ile prestijli uluslararası işletme yayınlarından “International Journal of Organizational Analysis” dergisinde 2009 yılında “Service-Learning 2.0 for the twenty-first century: Towards a holistic model for global social positive change” isimli bir makale yayınladık.

Makalede “hizmet odaklı öğrenme” modelini dört yeni paradigma değişikliğiyle sentezleyerek sosyal sorumluluğa dayalı yeni bir yönetim eğitim modeli ortaya koyduk.

Bunlar:

*vikinomi ve kitlesel işbirliği (wikinomics and mass collaboration),
*kolektif zeka ve açık inovasyon (collective intelligence and open innovation),
*takdir edici Ar-Ge ve kurumsal pozitif anlayış (appreciative inquiry and positive organizational scholarship),
*kendini örgütleyen sistemler ve yeni bilimler (self-organizing systems and the new sciences).

Dört yeni paradigma ile hizmet odaklı öğrenme modeli sentezlendiğinde yepyeni bir pedagoji; “hizmet odaklı öğrenme 2.0” modeli ortaya çıkıyor.

Thursday, July 9, 2009

ŞİRKETLERİN DÜNYAYI İYİLEŞTİRMELERİ ŞART: SOSYAL SORUMLULUK VE TOPLUMSAL FAYDA ALANINDA KÜRESEL GELİŞMELER


KÜRESEL BARIŞIN DEĞİŞEN TANIMI

50 yıl önce Albert Einstein ve Bertrand Russell’ın da içinde oldukları dünyanın önde gelen bilim adamları, küresel bir deklarasyon ve uyarı yayınladılar:

“Yeni bir yolla düşünmeyi öğrenmek durumundayız. Yüzyıllardır barış için uğraşıyoruz, ama bunu savaşa hazırlanarak yapıyoruz. Gerçekten barış için çalışacaksak, bunu ordularımızı savaşa hazırlayarak yapamayız.”

NOBEL BARIŞ ÖDÜLLERİNİN SEYRİ

Nobel Barış Komitesi, son beş yıldır barış ödüllerini verirken barışın kapsamını genişletti ve ekolojik dengeden, fakirlikten, demokrasiden, gelir dağılımı adaletsizliğinden, insan haklarından bahsetmeden bütüncül ve kalıcı bir barışın tanımının yapılamayacağını vurguladı. Nobel Barış Ödülünün son altı yıldır kimlere verildiğini kısaca inceleyelim:

İNSAN HAKLARI VE BARIŞ

2001’de Nobel Barış Ödülü, daha yaşanır ve daha iyi bir dünya oluşturma gayretlerinden dolayı Birleşmiş Milletler ve Kofi Annan’a verilmişti. 2002’de Jimmy Carter’a verilen Nobel Barış Ödülü, 2003’te ise, insan hakları ve demokrasi adına İranlı müslüman yazar ve hukukçu Shirin Ebadi’ye verildi. Ebadi, Islam ile insan hakları ile bir çelişki olmadığını ve barışı kalıcı hale getirmenin yolunun insan haklarından geçtiğini her fırsatta vurguluyor.

EKOLOJİ VE BARIŞ

2004’te bu kez Nobel Barış Ödülü, Afrika’da “Yeşil Kuşak” hareketini kuran ve hayatını ağaç dikmeye adayan Kenyalı kadın aktivist Wangari Maathai’ye verildi. Böylece ekolojik dengenin, çevrenin ve doğal kaynakların barışın kalıcı hale getirilmesi için önemi vurgulanmış oldu.

EKONOMİK KALKINMA VE BARIŞ

2005’te ise Nobel Barış Ödülü, nükleer enerjinin askeri kullanımını engellemeye çalışan ve barış amaçlı kullanımını destekleyen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu direktörü Mısırlı Mohamed ElBaradei’ye verildi.

Ve nihayet, 2006 Nobel Barış ödülü Bangladeş’te ve Güneydoğu Asya’da mikrokredilerle fakirliğe karşı savaş açan ve mikrokredi bazlı gelişim modelini ortaya koyan Muhammed Yunus’a ve Grameen Bank’a verildi.

BÜTÜNCÜL BARIŞ

Kalıcı küresel barışı sağlamanın yolu; çok boyutlu kompleks bir denklemden: ekonomik kalkınmadan, çevreyi korumadan, insan haklarından, demokrasiden, adaletten, eşitlikçi gelir dağılımından geçiyor.

HASTALIKLARIN TEMEL SEBEBİ FAKİRLİK

Dünya Sağlık Örgütü’nün direktörü Gro Harlem Brundtland, küresel güvenlik ve sürdürülebilirlik için en önemli ön koşulların sağlık ve fakirlik alanında yapılacak iyileştirmeler olduğunu vurguluyor. Kendisi de doktor ve sivil toplum öncüsü bir kadın olarak Brundtland, her fırsatta dünyada hastalıkların en birinci sebebinin fakirlik olduğunu haykırıyor.

SAĞLIK GÜVENLİĞİ

Brundtland’a göre “sağlık güvenliği” kavramı en az milli güvenlik kadar önemli. Fakirlikle sistemli mücadele edilmedikçe ve kalıcı çözümler sunulamadıkça, dünyada sağlık alanında yaşanan trajediler ve insan ölümleri devam edecek.

İNSANİ GELİŞİM İNDEKSİ GERİLİYOR

Son beş yıldır insani gelişim indeksi, dünya üzerinde 30’dan fazla ülkede geriledi. Dünya çocuklarının üçte biri yetersiz beslenme tehlikesiyle karşı karşıya. Ortalama bir Afrika ailesi bundan 25 yıl öncesine göre yüzde 20 daha az tüketmek zorunda kalıyor. İşin kötüsü, devletlerin gelişim yardımları da gerileme kaydetti. Pek çok ülke GSMH’lerinin yüzde 0.7’sini gelişim yardımına ayırmaya söz vermişlerdi ama birkaç ülke dışında bu kritere uyan ülke yok gibi.

ÖZEL SEKTÖRÜN ROLÜ

Dünyanın kompleks problemleri ile baş edebilmek için günümüzde hükümetler yetersiz kalıyor. Özel sektörün önemi burada devreye giriyor. Dünya yüzeyinde en büyük 100 ekonomik güçten 49’unun ülkeler değil, aslında çok uluslu şirketler olduğunu biliyor muydunuz? Güç artık şirketlerde! Günümüzün en önemli ve en güçlü kurumları artık ne hükümetler, ne de sivil toplum. En kritik rol ve en büyük güç artık şirketlerde!

GÜÇ ŞİRKETLERDE!

Wal-mart’ı düşünün: Dünyanın 19. en büyük ekonomisi! 250 milyon dolarlık bir satış hacmi! 1.3 milyon çalışan! Amerikan ordusu çalışan sayısından daha fazla! Wal-mart bir ülke olsaydı, Çin’in en büyük sekizinci ticari partneri olacaktı. Wal-mart’ın bir günlük gelirleri 36 bağımsız ülkenin GSMH’sından daha fazla. Bu durumda sizin Wal-mart’ın yaptıklarından bağımsız olabilme lüksünüz yok. Wal-mart sadece çalışanları, müşterileri, tedarikçileri değil tüm küresel ekonomiyi ve toplumları derinden etkileme gücüne sahip. Wal-mart gibi dev organizasyonlar ve çok uluslu şirketler hesaba katılmadan dünyadaki problemlere çözüm bulabilmek ve uygulayabilmek mümkün değil.

KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR

Bir de böyle aşkın güce sahip dev bir organizmanın yapabileceği hasarı düşünün. Kontrolsüz güç güç değildir, ama çok uluslu şirketler çoktan kontrolden çıktılar bile. Sınırsız kar hırsı ve ölçüsüz rekabet aldı başını gidiyor. Vahşi kapitalist sistem tehlike sinyalleri vermeye devam ediyor! Ürkütücü olan şu ki, yeryüzünde onların doğayı ve insan hayatını tahrip edici faaliyetlerine engel olabilecek bir hükümet yok. Ama halen umudumuz var, çünkü bu kurumlarda da vicdanlı insanlar, vicdanlı yöneticiler var. Bir şeyleri değiştirmek isteyenler var.

21. YÜZYIL UMUDUMUZ: KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK VE TOPLUMSAL KATKI

Sonuç olarak, aşağıdaki ilkelerin ve gelişmelerin kritik önemine gönülden inanıyorum:

1) 21. yüzyılda eğer daha güzel, daha barışçıl ve daha insani bir dünyada yaşayacaksak; bunun sağlanmasında en az devletler ve STK’lar kadar, işletmelerin de rolü ve sorumluluğu bulunuyor.


2) 21. yüzyılda, firmalar ve çok uluslu şirketler artık tarihi sorumluluklarını yerine getirmek ve sosyal problemlere özel sektörün yaratıcılığını ve dinamizmini kullanarak bütüncül çözümler üretmek zorundalar.

3) Kurumsal sosyal sorumluluk, son on yılın ve gelecek yirmi yılın en önemli kavramlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

4) 21. yüzyılda hayır, fazilet, iyilik, yardımseverlik, barışseverlik, cömertlik, diyalog, merhamet, sevgi gibi küresel değerler artık kurumsallaşmak zorunda!

5) İyi niyet, vicdan, umut ve inanç; eğer profesyonellikle ve etkinlikle buluşursa ortaya çıkan sinerji ve dinamizm dünyanın pek çok probleminin çözümüne katkıda bulunacaktır.

Monday, June 29, 2009

KREATİF ŞEHİRLER

21. Yüzyılın Yenilik Üreten Şehirleri

Yeni ve yaratıcı projeleri ben birer ağaç gibi görüyorum: Onlar kreatif fikir tohumlarının esnek ve özgür topraklarda ekilmesi, yeşermesi, teşvik edilmesi, paylaşılması ile büyürler. Bu süreç sabır, esneklik, disiplin, kaynak, liderlik, vizyon, emek gerektirir. Ilık hoşgörü rüzgarları esmeli, havada sevgi olmalı illa. Toprak, sanat ve kültürle yoğrulmalı. Özgürlük suyu damla damla akmalı, gökyüzünden hüzün yağmurları yağmalı. Güneş umut gibi parıl parıl parlamalı. Gökkuşağının tüm renklerine yer verilmeli, farklılıklar zenginlik kaynağı olarak görülmeli.

Yenilikçi şehir kavramı Kanada’da ve Amerika’da 1960’lardan beri sistematik ve bilimsel olarak ele alınıyor. Devlet ve belediye kurumları üniversitelerle işbirliği içinde 40 yıldır şehirleri daha yenilikçi hale getirmek için projeler geliştiriyor. Ben size bu yazımda 21. yüzyılda kreatif şehirler oluşturma modellerinden bahsedeceğim. Bu modeller üzerinde düşünmek ve İstanbul’a uyarlamak da sizin göreviniz olsun, olur mu?

Bir şehri daha yenilikçi, atılımcı, dinamik, sanat sever, kültürel, yaratıcı, özgün hale getirmek kompleks bir faktörler sistemine bağlı:

Ekonomik gelişim ve büyüme
Küresel ekonomide niş yakalama
Yerel zenginlikleri keşfetme
Şehrin özgün kimliğine yatırım
Tarihi ve kültürel öğeleri keşfetme ve tanıtma
Yerel kent bilincini ve aidiyetini geliştirme
Kent markaları oluşturma
Kentin kültürel ekosistemine duyarlılık geliştirme
Şehrin içinde bulunduğu bölge ve ortamı hesaba katma
Otantik kent öğelerini koruma ve geliştirme
Yerel ve yatay iletişim ağları
Sürekli iyileştirme ve gelişim kültürü

Şehrin sanat ve kültür alanında kendi markasını oluşturabilmesi ve niş hale gelebilmesi için aşağıdaki elementleri çekmesi ve bünyesine toplaması gerekiyor:

Mobil kentliler
Kozmopolit kesimler
Yenilikçi yatırımlar
Geleceğin meslekleri
Entellektüel sermaye
Özgün sanatçılar
Kaliteli kültürel kurumlar
Sanat platformları
Sivil toplum kuruluşları
Sosyal sorumluluğa ve sanata önem veren şirketler

21. yüzyılın kreatif şehirlerini oluşturmada gerekli şartlar ve kritik başarı faktörleri şöyle sıralanabilir:

Kollektif bilinç
Kent dinamizmi
Toplumsal vizyon
Özgünlüğü koruma
Tarihi köklere bağlılık
Güçlü toplumsal networkler
STK, iş dünyası ve belediye işbirliği
Stratejik kurumsal işbirlikleri
Süreklilik ve uzun vadeli düşünme
Yenilik kapasitesi
Esnek ve özgür kent kültürü
Yenilikçilik alanlarına yatırım
Dinamik ve esnek politikalar
Yenilikçilik projeleri geliştirme ve ödüllendirme
Kent performans ve liyakat sistemleri
Çok boyutlu ARGE
Çok boyutlu sermaye ve kaynak

Bütün bu şartlar ve faktörler arasında en stratejik olanı hiç şüphesiz “çok boyutlu sermaye ve zenginlik” oluşturarak harekete geçebilmek.

Finansal sermaye mobilizasyonu
Şirket destekleri, sponsorluklar, yatırımlar
Devlet desteği
Entellektüel sermaye mobilizasyonu
Vizyon, tecrübe
Uzmanlık ve knowhow
Kreatif kapasite
Zaman sermayesi
Sosyal sermaye mobilizasyonu
İlişki ağları
Güven ve iletişim
İnsan kaynakları mobilizasyonu
Yetenek havuzları
Keşif ve hayal gücü
Duygusal zenginlik

Evet, küresel dünya kreatif şehirlerden, yenilikçi kentlerden, 21. yüzyıl megakentlerinden, kozmopolit esneklikten, sanat ve kültür platformlarından, teknoparklardan, teknoşehirlerden bahsediyor.

Gelelim milyon dolarlık soruya:

Kürede bu konulardan bahsedilirken, çok boyutlu dev projeler üretilirken, 50 yıllık projeksiyonlar ve stratejik atılım hamleleri yapılırken, biz neredeyiz?

Bizim gündemimizde neler var?
Bizim İstanbul için benzer bir vizyonumuz, projelerimiz var mı?
Pozitif değişim için umudumuz, cesaretimiz, inancımız var mı?
21. yüzyılda yeni bir kent vizyonuna hazır mıyız?
Bunun için neler yapıyoruz?

Sunday, April 6, 2008

DEVLETLER DANSETMEYİ ÖĞRENİYOR: DEMOKRASİ 2.0, E-DEVLET 2.0, KENT 2.0

TÜRKİYE, E-DEVLET DÖNÜŞÜMÜNDE KÜRESEL TRENİ YAKALAMAK ZORUNDA

Web 2.0 araçları; modüler ve esnek yapılarıyla eski değer zincirlerini, tüketici alışkanlıklarını, iş yapma modellerini tamamen değiştiriyor. Donuk bürokrasi ve katı hiyerarşi kendilerini küresel proje gruplarına, sanal takımlara, esnek ağlara ve katılımcı platformlara bırakıyor. Küresel dijital telekomünikasyon ağları ve web 2.0 araçları sayesinde demokrasinin ve sivil toplumun tanımı da, işleyişi de, niteliği de kökten değişiyor. Web 2.0 “e-konomi”si artık sadece yeni bir teknoloji değil, devlet düzenlemelerini ve vatandaş deneyimlerini de radikal olarak değiştiren ve yenileyen bir dönüşüm. Ana fikrimiz şu: Kendisini dünya ile entegre etmekte olan bir Türkiye devleti e-devlet reformlarını gerçekleştirmek için bilgi paylaşımını, şeffaflığını, esnekliğini, hızını, ve vatandaş memnuniyetini arttırarak çağa ayak uydurmalı.

KÜRESEL VATANDAŞ UYANDI!

Ülkemizde biz kısır tartışmalarla zaman kaybededuralım, dünya şunu tartışıyor:

“2010’lu yıllarda Internetten evine yemek sipariş verebilen, dışarıdaki hava koşullarını öğrenebilen, kiraladığı filmleri takip edebilen, aldığı kitapları okuyabilen, dünyanın tüm bilgisine tek tık ile ulaşan küresel bir vatandaş; neden hala devletle ilgili işlerini bilgisayarından takip edemiyor ve halledemiyor?”

GEL VATANDAŞ GEL: BİR TIKLAMADA EVİNDEN HER İŞİNİ HALLET!

Mesela, vatandaş neden içtiği suyun kalitesini online analiz edemiyor? Vatandaş yeni çıkan yasaları neden bir tıklamayla öğrenemiyor? Vatandaş kendi mahallesinde işlenen suçlara ve bunların tarihine ulaşamıyor? Vatandaş ödediği ve ödeyeceği vergi bilgilerine neden online erişemiyor? Neden vergi ödemelerini ve faturalarını Internetten pürüzsüz takip edemiyor? Vatandaş çocuğunu gönderdiği okulda çocuğunun performansını neden göremiyor? Çocuğun öğretmenleri ile niçin Internet ortamında iletişim kuramıyor? Vatandaş belediye yetkililerine neden Internetten ulaşamıyor? Vatandaş kendi şehrindeki konserleri, tiyatroları, sergileri, sanat olaylarını, ihaleleri, konferansları, etkinlikleri neden anında Internetten göremiyor? Vatandaş sağlık problemleri ile ilgili danışmanlığı neden Internet üzerinden alamıyor? Vatandaş devlet kurumlarındaki randevularını neden Internetten alamıyor veya başvurularını niçin Internetten yapamıyor? Mesela vatandaş her başvuru için gereken demirbaş evrak olan “muhtarlıktan ikametgah” belgesini niçin e-muhtarlık sistemi ile evinden print alamıyor?

AKARSU GİBİ AKIŞKAN, ARI GİBİ ÇALIŞKAN DEVLET

Evet dostlar Türkiye olarak artık tartışacağımız, ele alacağımız konular bu tür konular olmalı. Bugün Amerika’da veya Kanada’da vatandaşlar 7 gün 24 saat vergi borçlarını, trafik cezalarını, evrak yenileme işlemlerini internet üzerinden yapıyor; sağlık, vergi, sigorta, fatura, yerel belediye bilgilerine tek tıklama ile ulaşıyorlar. Yine tanıdık bir “onlar çıktı aya, biz kaldık yaya” vakasıyla karşı karşıyayız dostlar.

Özel sektörümüz ve üçüncü sektör yenilikte hızla ileri gider ve dünya ile rekabet ederken, devletimiz ve devlet kurumlarımız niçin çağın ve teknolojinin bu kadar gerisinde kalıyor? 21. yüzyılın küresel iletişim, açıklık, esneklik, şeffaflık ve hız ortamında devlet kurumlarımızın artık devekuşu gibi “gözlerini kaparım vazifemi yaparım” deme lüksleri yok. Hantal bürokrasimizin kuş gibi hafiflemesinin zamanı hala gelmedi mi? Evrak yığınlarının dijitalleşmesinin zamanı hala gelmedi mi? Yosun tutmuş kurumlarımızın e-devlet reformları ile koşmasının ve akarsular gibi coşmasının zamanı hala gelmedi mi?

E-DEVLET 2.0 VE DEMOKRASİ 2.0: AÇIKLIK, HIZ, ESNEKLİK, KATILIM, PAYLAŞIM

E-devlet reformlarını gerçekleştirebilmek için her şeyden önce zihniyet dönüşümü gerekiyor. Internet ve küresel erişim çağında hala ülke çapında Youtube erişimin kapatan bir zihniyetten herhalde e-devlet reformu yapmasını bekleyemezsiniz. 21. yüzyılda devletin fonksiyonu koğuş ağalığı veya gardiyanlık yapmak değil, vatandaşına tüm hizmetleri kalite, hız ve esneklikle sunmak olmalı. Web 2.0’ın ve İşletme 2.0’ın temel prensipleri olan açıklık, hız, esneklik, şeffaflık, güven, katılımcılık, paylaşım ve etkileşim devlet kurumlarında da işlerlik kazandığı zaman, işte ancak o zaman gerçek demokrasiden (Demokrasi 2.0) ve gerçek sivil toplumdan (Sivil Toplum 2.0) bahsedebiliriz.

ONLINE ŞEFFAFLIK VE HESAP VERİRLİK SOSYAL PROBLEMLERİMİZİ ÇÖZEBİLİR

Ne zaman bu ülkede milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız ve devlet kurumu yöneticilerimiz bütün yaptıkları ve yapacakları ile ilgili yüzde yüz şeffaf olurlarsa ve hesap verirlerse o zaman pek çok sosyal problemimiz kendiliğinden çözülecek. İşte o zaman kayırmacılık, rüşvet, yolsuzluk gibi kangren olmuş pek çok sosyal yaramız sona erecek. Vatandaş, devletin kurumları ve yöneticileri ile ilgili tüm icraat datasına Internet ortamında erişebildiği ve şeffaf bir ortamda onların performanslarını değerlendirebildiği zaman, işte o zaman bu ülkede demokrasi 2.0’dan bahsedebileceğiz.

ÖRNEK E-DEVLET 2.0 PROJELERİ

New York’ta ve California’da uygulanan yeni E-Devlet 2.0 projeleri konumuzun anlaşılması açısından iyi birer örnek teşkil ediyorlar. E-hükümet bilgi sistemleri sayesinde bu eyaletlerdeki stratejik kamusal bilgiler hızla halka açılıyor. Vatandaşlar oturdukları bölge hakkında eğitimden sağlığa, kültürden ulaşıma, A’dan Z’ye bütün kamusal bilgilere ulaşabiliyorlar. Vatandaşlar devlet kurumları ve yetkilileri ile Internet üzerinden kolayca etkileşime geçebiliyor, onlara şikayetlerini aktarabiliyor, başvurularını evlerinden yapabiliyor ve online takip edebiliyorlar.

“ŞEHİR” BİLGİ SİSTEMLERİ: ŞEFFAF, ESNEK, HIZLI İLETİŞİM ve RAPORLAMA

21. yüzyılın kreatif şehirleri, kompleks problemlerini çözmek için devlet - sivil toplum – medya - iş dünyası ve üniversite işbirliği modelleriyle yenilikler üretiyor. Bu işbirliğini ve kurumlar arası iletişimi sağlamak için de Internet tabanlı ağlar ve sosyal yazılımlar yoğun olarak kullanılıyor. Biz bu entegre sistemlere “ŞEHİR” Bilgi Sistemleri adını verdik. Yani, Şeffaf, Esnek, Hızlı İletişim ve Raporlama Sistemleri. Bunun en güzel örneği ABD’de uygulanan Scorecard projesi.

KOLLEKTİF ÇEVRE BİLİNCİNİ SAĞLAMAK İÇİN KULLANILAN YEREL EKOLOJİK VERİTABANLAR

New York’ta çevreyi korumak ve ekolojik felaketleri önlemek için devlet kurumları tarafından Internet tabanlı “Scorecard” projesi başlatıldı. Bu entegre proje için bir yıldan fazla zaman harcandı, 1 milyon dolarlık programlama zamanı kullanıldı. Ama değer mi, değer! Scorecard projesinde coğrafi bilgi sistemleri (GIS), web teknolojileri, bilgisayar simulasyonları, online veritabanı teknolojileri ve web 2.0 araçları en üst düzeyde entegre edilmiş ve etkin şekilde kullanılıyor. Scorecard bünyesinde yerel ekolojik problemleri tesbit edebilmek için 400’den fazla bilimsel ve devlete ait veritabanı bulunuyor. Scorecard’ın asıl gücü; çok karmaşık ve kompleks data okyanusunu bütün kullanıcılar ve paydaşlar için kolay erişilebilir ve kullanılabilir bir platforma dönüştürmüş olması. Projenin en önemli amacı, çevreyi kirleten kuruluşları takip etmek, deşifre etmek, engellemek ve aktivitelerini kamuoyuna bildirmek. Ayrıca, çevreyi iyi koruyan kuruluş ve şirketleri de ödüllendirmek. Böylece toplum önünde çevreyi koruyan ile kirleten; elmas ile kömür birbirinden ayrılıyor. Kollektif bir çevre bilinci ortaya çıkıyor.

21. YÜZYILIN ŞEHİR BİLGİ SİSTEMLERİ

Scorecard sistemine posta (zip) kodlarını giren ziyaretçiler bölgeleri ile ilgili her tür ekolojik bilgiye, rapora, çevre problemlerine, çözüm projelerine anında ulaşabiliyor. Siz yerel bölge haritaları üzerinde, örneğin mahalleniz veya caddeniz üzerinde fare ile gezerken o mekanın ekolojik bilgileri anında elinizin altında beliriyor. Merak ederseniz detaylara tıklıyorsunuz. Mesela, şehrinizde hangi fabrika en çok havayı kirletiyor veya hangi şirket çevreye yılda ne kadar toksik madde atıyor? Örneğin ev almak istiyorsunuz, kentinizde en temiz semt ve mekanlar nerede? Bir tıklama ile bütün bu bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Scorecard sayesinde tüketiciler çevreyi kirleten şirketlerin tüm aktivitelerini ayrıntılarıyla Internette görebiliyor ve onlara online tepki gösterebiliyor, yöneticilere ve gerekli mercilere anında e-mail ile şikayetlerini bildirebiliyorlar. Benzer problemleri yaşayan vatandaşlar forumlarla birbirlerini bulabiliyor, beraber hareket edebiliyor, hatta çözüm için beraber tedbir alabiliyorlar.

BELEDİYE 2.0 VE SİVİL TOPLUM 2.0

Scorecard’ı belediyeler, emlak şirketleri, çevre kuruluşları, medya kurumları ve şirketler de kullanıyorlar. Aynı şekilde bu datayı kullanan sivil toplum kuruluşları şirketlere lobilerle baskı kurabiliyor ve yaptırım uygulayabiliyor. Scorecard sayesinde Uğur Dündar’a gerek kalmıyor; çünkü kamuoyu çevre ve oturdukları bölge konusunda ayrıntılı olarak bilgileniyor, neler olup bittiğini anında görüyor, hatta STK’lar yoluyla çevre skandallarını bizzat önlüyor ve cezalandırıyor. İşte 21. yüzyılın network temelli devlet – toplum işbirliği ve sivil toplum katılımcılığı modeli! Siz bu örnekte yer alan modellere isterseniz E-Devlet 2.0, Belediye 2.0, ve Sivil Toplum 2.0 adı verebilirsiniz.

ELEKTRONİK MAHALLE TAKİP SİSTEMLERİ

Bir başka örnek UCLA ve Los Angeles’taki STK’lar tarafından geliştirilen ve California eyaletinde uygulanan California Bölgesel Bilgi ve Takip Sistemi. Bu sistemin amacı bölgelerdeki sosyal problemlerin çözümüne katkıda bulunmak. Bu problemlerin başında fakirlik, yüksek suç oranları ve uyuşturucu geliyor. Sistemde bütün bölgesel ve yerel kurumların (hastane, üniversite, gazete, belediye, devlet kurumları, STK’lar, şirketler vb.) veri havuzları sistemde entegre edilmiş. Böylece bölgeniz ve mahallenizle ile ilgili her tür sağlık, çevre, eğitim, ulaşım, altyapı, mimari, kültür, spor, ekonomi bilgisi bu sistemde tek tıklama ile elinizin altında bulunuyor. Sistemde bölgesel problemlerin hepsiyle ilgili ayrıntılı bilgiler, istatistikler, raporlar, çözüm yolları ve projeler de yer alıyor. Sağlık haritalarında bölgelerin sağlık problemlerine, eğitim haritalarında ise eğitim problemlerine tıklıyor ve bilgi sahibi oluyorsunuz. Bölgenizdeki spor gruplarını, gençlik gruplarını, dini cemaatleri, yeni yatırımları, araştırma projelerini, düzenlenen etkinlikleri görebiliyorsunuz. STK iseniz, seçtiğiniz bir bölgesel problem ile ilgili çözüm sunabiliyor, proje hazırlayabiliyorsunuz. Şirket iseniz, bu problemlerin çözümü için sponsor olabiliyorsunuz. Farklı kurumlarla işbirliği yapabiliyor, ortak proje üretebiliyorsunuz.

SİNERJİK EKOSİSTEMLER

California Bölgesel Bilgi ve Takip Sistemi sayesinde bölgenin yerel problemleri anında tesbit ve takip ediliyor, büyümeden kontrol ediliyor. Kurumlar birbirlerine çamur atmak ve birbirinin önünü tıkamak yerine ortak paydada buluşuyor, beraberce çalışıyor, ve problemlere çözüm buluyorlar. STK-üniversite-devlet-medya ve iş dünyası arasında güçlü ve yenilikçi işbirliği networkleri kuruluyor. Ortada yüzbinlerce dolarlık yatırımlar, işbirliği bütçeleri, konsorsiyumlar, ARGE ve think tank projeleri dönüyor. Farklı kurumlardan sanal proje takımları sosyal yeniliklere imza atıyorlar. Herkes hem bölgeden, hem birbirinden, hem problemlerden, hem de çözüm çabalarından haberdar olduğu için de, kurumlar arası inanılmaz bir sinerji ve işbirliği modeli ortaya çıkıyor. İşte biz buna 21. yüzyılın Sinerjik Ekosistemleri diyoruz. Sinerjik ekosistemleri ve kurumlar arası işbirliği sayesinde çözümü zor toplumsal problemler tesbit ediliyor ve bunlara yönelik sosyal yenilik modelleri geliştiriliyor.

21. YÜZYILIN SOSYAL YENİLİK PLATFORMLARINI OLUŞTURMAK

Türkiye'nin pek çok kangren olmuş sosyal problemini çözmek için 2.0 oluşumlar yeni ufuklar açabilir. Tek bir örnek yeterli olacak: İstanbul'un trafik sorunları için her vatandaşın ve her kurumun katılabileceği bir fikir ve proje platformu oluşturulduğunu düşünün. İnternette İstanbul Belediyesinin portalında herkes kendi birikimini bu havuza dökecek. Ödüllü proje yarışmaları olacak ve ortaya çekici ödüller konacak. Üniversiteliler, öğrenciler, okullar, profesyoneller yarışacaklar. İstanblog kurulacak. Herkes fikir üretecek ve tüm kentle fikirlerini paylaşacak. Kurumlar ve şirketler birikimlerini ortaya koyan projeler geliştirecekler. Üniversiteler bu konuda araştırmalar yapacaklar. STK’lar bu konuda proje geliştirecekler. Genç profesyoneller ve üniversiteliler projenin öncüleri olacaklar. Öğrenciler projelerini ve tezlerini bu konuda geliştirecekler. Şehir planlamacıları, belediye yetkilileri, şoförler, mimarlar, mühendisler, polisler dahil herkes kendi bilgisini, becerisini, fikirlerini, yeteneklerini ortaya koyacak. İşin psikolojisinden hukuk boyutuna, mühendisliğinden STK boyutuna, eğitimden organizasyonuna müthiş bir disiplinler arası veri havuzu ortaya çıkacak. Trafik kazalarının istatistikleri, raporları, tüm trafik araştırmaları sitede yer alacak. Vatandaşlar yol ve trafik durumlarındaki son güncellemeleri bu portaldan takip edebilecekler. Ayrıca, trafikte hatalı davranışları anında rapor etmek için telefon, e-mail, online başvuru formları, kriz hattı ve cep mesaj hatları bulunacak. Vatandaşlar bölgeleri ile ilgili trafik sorunlarını ve şikayetlerini anında yetkili mercilere bildirebilecekler. Online belediye ve polis hatları ve danışmanlar da devrede olacak. Sitede ek olarak İstanbullular için trafik bilinçlendirme kitapçıkları, podcast ve videoları da olacak. Özellikle yayalar ve sürücüler için trafik psikolojisi, davranış ve tutumlar ele alınacak. Kelebek etkisi vurgulanacak (Sen trafik canavarını durdurabilirsin. Pozitif değişimi sen başlatabilirsin. Değişim sende başlar). Sitede ayrıca öğretmenler için malzemeler ve okullarda kullanılmak üzere trafik eğitimleri, simulasyonlar, çizgi filmler de yer alacak. Bu portal, Türkiye’nin metropolü İstanbul’un trafik sorunlarını ve çözüm önerilerini ortaya koyan web 2.0 platformu olacak. Kısacası trafik problemi halka açılacak. Her kesimden, her meslekten, her kurumdan fikir, öneri ve proje yağacak. Düşünün, toplum tarafından kucaklanacak böyle entegre bir sivil toplum 2.0 projesi İstanbul trafiği için umulmadık açılımlar ve çözümler getirecektir. Bu sadece bir örnek. Kıssadan hisse: Türkiye'nin sosyal yenilik, inovasyon, profesyonel gelişim, teknoloji, sosyal sorumluluk, yönetim ve liderlik alanlarında web 2.0 platformlarını acilen kurmalıyız.

TÜRKİYE’DE İKİ YENİ SEKTÖRÜN OLUŞMASI İÇİN GAYRET LAZIM

Ülkemizin sosyal problemrini çözebilmek için belki de sıradışı, akışkan, dinamik, esnek, holistik, kreatif çözümler bulmak gerek. Biraz uç bir öneri olacak ama bence Türkiye’de sosyal yenilik üretimi için belki de aşağıdaki iki önemli bileşenin gelişmesi gerekiyor:

1) KAR GÜDEN ETKİN DEVLET SEKTÖRÜ VE ÜÇÜNCÜ SEKTÖR: Devlet kurumları ve STK'lar özel sektör kadar etkin, hızlı, esnek ve rekabetçi stratejilerle çalışmak zorunda. Burada devlet kurumları ve STK'lar özel sektör mantığıyla kar yapsın demiyorum; onlar kadar etkin, yenilikçi ve rekabetçi olsun diyorum.

2) KAR GÜTMEYEN ÖZEL SEKTÖR: Şirketler sosyal sorumluluk amacıyla topluma katkı için sosyal içerikli projeler üretmeli ve tüm paydaşlarla işbirliği içine girmeliler. Türk şirketleri eğitime, çevreye, topluma ve ARGEye stratejik öncelik vermeliler. Ülkemizden de en az Bill Gates ve Warren Buffet kadar cömert işadamları çıkmalı ve pamuk ellerini ceplerine atmalılar.

KENT 2.0: 21. YÜZYILIN KOZMOPOLİT METROPOLLERİ

Devletlerin 21. yüzyılı yakalamalarında ana motor vazifesini kozmopolit metropoller üstleniyor. Bu yazının sonunda sizleri Kent 2.0 kavramı ve bunun çağrıştırdıkları ile başbaşa bırakmak istiyorum. Bulundukları ülkelerin gözbebeği ve küresel vitrinleri konumunda olan California, New York, Paris, Tokyo, Sidney, Montreal, Şangay, Seul, Londra, Barselona, Vancouver, Stockholm, İstanbul.. 21. yüzyılın kozmopolit metropolleri, mıknatıs kentleri ve büyülü şehirleri.. Bu şehirleri küresel cazibe merkezi yapan şeyler nelerdir? Bu şehirler bilgi ekonomisinin, sanat ve kültür turizminin, dünya çapında üniversitelerin, evrensel kalitede eğitim kurumlarının, güçlü sivil toplum kuruluşlarının, vizyoner şirketlerin, teknoloji üretim ve ARGE merkezlerinin, enstitülerin kalbi. Bu şehirlerde hareketli kültür ve sanat hayatı ve kozmopolit yaşam tarzları var. 21. yüzyılın şehirlerinde sosyal etkin networkler, yenilik üretim merkezleri, kreatif tasarım atölyeleri, kent araştırma merkezleri, teknolojik tasarım merkezleri var. 21. yüzyılın şehirlerinde ilham merkezleri, keşif ve hayal atölyeleri, dijital kütüphaneler, sanat veritabanları, yeni yaşam tasarımları, ilham verici iş ortamları, çocuk yetenek merkezleri, ekolojik yaşam alanları var. 21. yüzyılın şehirleri farklılıkların zenginliğine, yenilikçi kültürlere, sanat vizyonuna, kültür altyapısına ev sahipliği yapıyor. 21. yüzyılın şehirlerinin özgün birer kimlikleri, entegre kent mimarileri ve kreatif ekonomileri var. 21. yüzyılın şehirleri birer yetenek okyanusu aslında. 21. yüzyılın altın yetenekleri bu kentlere göç ediyorlar ve yetenek göçleri bu kentleri zenginleştiriyor. Dünyanın önde gelen yeteneklerini çeken kentler de akışkan kreatif sektörleriyle 21. yüzyılı yeniden tasarlayanlar oluyor.