Showing posts with label Küreselleşme. Show all posts
Showing posts with label Küreselleşme. Show all posts

Tuesday, August 11, 2009

21. YÜZYIL DEĞERLERİ: KÜRESEL DÜNYADA EVRENSEL FARKINDALIK

Dünya toplumlarında, vatandaşlarında, organizasyonlarında ortaya çıkan yeni bir paradigmadan söz edebiliriz. Yaşadığımız entegre ve iç içe geçmiş küresel düzlemde farklı dinlerden, renklerden, medeniyetlerden, kültürlerden insanlar bir araya gelerek ortak bir değerler sisteminde buluşuyor, buluşacak, buluşmalı.

İnsanlık olarak aynı gemide ve gezegendeyiz. Nuh'un Gemisi gibi global düzeyde benzer ve ortak problemlerle uğraşıyoruz. Etrafımız küresel terör, açlık, savaşlar, küresel ısınma, ekolojik felaketler, zengin fakir uçurumu gibi ortak problemlerle sarılmış durumda.

Bu problemler ile baş edebilmek için Evrensel bir Değerler Beyannamesine ihtiyaç var.

Son beş yıldır bu konuda yüzlerce farklı kitap yayınlandı. Bunların pek çoğunu okuduktan sonra aşağıdaki liste kalemimden döküldü.

21. yüzyılda önem kazanan ve kazanacak olan evrensel değerler listesi.

Dünya toplumlarında, vatandaşlarında, organizasyonlarında ortaya çıkan yeni bir paradigmadan söz edebiliriz. İşte bize 21. yüzyılın hediyesi:

EKOLOJIK BILINÇ
BİLİNÇLİ TÜKETİM
HOLİSTİK İNSAN ANLAYIŞI
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
GLOBAL ETİK
ORTAK İNSANLIK DEĞERLER SİSTEMİ
ALTERNATİF TIP ARAYIŞLARI
DOĞAL YAŞAMA DÖNÜŞ
DUYGUSAL ZEKA
TOPLUMSAL FAYDA
ANLAM ARAYIŞI
SINIRSIZ İLETİŞİM
FARKLILIKLARIN ZENGİNLİĞİ
KOZMİK BİLİNÇ
KREATİF DÜŞÜNME
SOSYAL GİRİŞİMCİLİK
KOZMOPOLİT ESNEKLİK
ESNEK ORGANİZASYONLAR
ULUSLARARASI BARIŞ VE İSTİKRAR
KUANTUM YAKLAŞIMI
SOSYAL YENİLİK
KÜRESEL HIZ VE DEĞİŞİM
NETWORK ÇAĞI
KÜLTÜRLER ARASI İLETİŞİM
SİSTEM BİLİMLERİ
KÜRESEL BEYİN İNTERNET
FARKLILIKLARA SAYGI VE HOŞGÖRÜ
KOMPLEKS SİSTEM DİNAMİKLERİ
DİNAMİK EKOSİSTEM ANLAYIŞI
MEDENİYETLER ARASI İLETİŞİM
KÜRESEL İŞBİRLİĞİ
SİVİL TOPLUM ANLAYIŞI
RUHSAL DENEYİMLER
GÖNÜLLÜLÜK VE SOSYAL SORUMLULUK
HİZMETKAR LİDERLİK
İNSANİ GELİŞİM
BÜTÜNCÜL SENTEZCİ DÜŞÜNME
PAYLAŞIM VE SEVGİ
KATILIMCI DEMOKRASİ
İŞ YAŞAM DENGESİ
DİNLER ARASI DİYALOG

Tuesday, July 21, 2009

21. YÜZYILDA KÜRESEL BARIŞ İÇİN ON PRENSİP

Vital Speeches Dergisi her sayısında tarihe ışık tutabilecek konuşmaları yayınlıyor. Orada yayınlanmış olan "Respect for the Sacred, Interfaith Dialog, and Global Peace" isimli makalemi Türkçeye uyarladım. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar.



Bugün İsrail’de veya Filistin’de bir bebek doğacak. Annesi onu bağrına basacak, kucaklayacak, yedirecek, içirecek, öpüp koklayacak. Çocuğun ve annenin hangi dinden ve milletten olduğu önemli değil. Annenin sevgisi aynı sevgi, şefkati aynı şefkat. Yine, anneleriin korkusu aynı korku. İşter müslüman işter Yahudi olsun, bugünün Ortadoğu’sunda doğan bebek bombaların ve kurşunların kol gezdiği güvensiz bir coğrafyada gözünü açacak. Bombalanan, güven olacak. Kurşunlanan, yaşama sevinci olacak. Katledilen, yarına dair umutlar olacak. Kanadı kırılan, yine barış güvercini olacak. Vurulan, yine çocukların uçurtmaları olacak. Yine umutlar örselenecek, boğazlar düğümlenecek, analar ağıt yakacak.

21. yüzyıl. Dünyamız fırtınalı, dağdağalı, tehlikeli, buhranlı, zor bir dönemden geçiyor. Global dayanışmanın gerekliliğinin en üst düzeye çıktığı küresel iletişim, küresel teknoloji, küresel bilgi, küresel hız, küresel değişim ve küresel işbirliği çağını yaşıyoruz. Bir yandan baktığımızda milletlerin, kültürlerin, dinlerin, toplumların, medeniyetlerin kaynaştığı ve içiçe geçtiği heyecan verici yepyeni bir fırsatlar dönemi bu. Öte yandan baktığımızda dünyanın problemlerinin her zamankinden çok daha kompleks, dinamik, kaotik, girift, karmaşık, belirsiz, birbiriyle ilişkili hale geldiği küresel bunalımlarla, küresel krizlerle, küresel felaketlerle dolu bir tehditler dönemi bu.

Dünyamız kompleks, çok boyutlu, çok parametreli problemlerle boğuşuyor:

Küresel terör saldırıları ve 11 Eylül sonrası küresel güvenlik krizi
Önyargılar, karikatür krizleri, medeniyetler çatışması senaryoları
Savaşlar, bölgesel, dinsel, etnik çatışmalar
İnsan hakkı ihlalleri, baskı ve zulümler
Şiddet, cinayetler, yüksek suç oranları
Gelir dağılımı adaletsizliği, Kuzey Güney problemi
Açlık, salgın hastalıklar, fakirlik, cehalet
Çevre kirliliği, ekolojik dengenin bozulması ve küresel ısınma
Yolsuzluk, rüşvet, ahlaksızlık, kurumsal skandallar
Kaçakçılık, mafya, uyuşturucu ve silah ticareti

21. Yüzyılın problemleri daha önceki yüzyıllardaki problemlerden daha ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda. Bu problemler dünya vatandaşları olarak hepimizi ilgilendiriyor; ilgilendirmeli. Bu problemler hepimizin yüreğini kanatıyor; kanatmalı. Bu problemler hepimizin vicdanını sızlatıyor; sızlatmalı. Aşağıda okuyacaklarınız tüylerinizi diken diken edecek:

Dünya nüfusunun yarıdan fazlası, 3 milyar insan günde 2$’dan daha az gelirle yaşam mücadelesi veriyor.
Dünya yağmur ormanlarının yüzde 60’ı yok olmuş durumda.
Dünyanın ormanlarından her saniyede bir futbol sahası kadar büyüklükteki alan yok ediliyor.
Ortalama her gün yeryüzündeki bir canlı türü ortadan kayboluyor.
Yüzyılın ortasından beri ekilebilir dünya yüzeyi topraklarının beşte biri yok oldu.
Kloroflorokarbon gazının atmosfere karışma oranı her on yılda ikiye katlanıyor ve ozon tabakasında bir kıta büyüklüğünde delik oluşmuş durumda.
Beş kat büyüyen dünya ekonomileri gezegenin mevcut kaynaklarını (su, balık, toprak..) zorluyor ve ekosistemin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.
Fosil yakıt tüketimi 1950’den beri 10 kat artmış ve atmosferdeki karbondioksit oranı öngörülemez düzeye ulaşmış durumda.
Neredeyse 1 milyar insan 21. yüzyıla okuma yazma bilmeden, isimlerini dahi yazamadan girmiş durumda.
1.3 milyar insanın temiz suya erişimi yok.
3 milyar insanın temizliğe ve hijyen koşullarına erişimi yok.
Her 30 saniyede bir bir Afrikalı çocuk salgın hastalıklardan dolayı ölüyor.
Her akşam 800 milyardan fazla insan yatarken aç olarak yatağına gidiyor. Bunların 300 milyonu çocuklar.
Her 3.6 saniyede bir insan açlıktan dolayı ölüyor.
Dünya nüfusu 2. Dünya Savaşı sırasında doğanların ömürlerinin sürdüğü dönemde 2 milyardan 10 milyara ulaşacak (Dünyanın 2 milyar nüfusa ulaşması bu sürenin 10 bin katı zaman almıştı).
Dünyada her gün 100.000 insan engellenebilir hastalıklardan dolayı ve yemek, su, barınak, temizlik, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçları karşılanamadığından dolayı ölüyor.
Her gün beş yaşın altındaki 37.000 çocuk açlıktan veya önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor.
Son 10-15 yıldır dünyanın 56 farklı yerinde kanlı çatışmalar ve savaşlar yaşanıyor.
Afganistan, Bosna, Hindistan, Endonezya, Keşmir, Kosova, Makedonya, Filistin, Nijerya, Çeçenistan, Sri Lanka, Sudan, Uganda, Irak..

Savaşlar gördük. Çatışmalar gördük. Karada, denizde ve havada yapılan savaşlar gördük. Çamur içerisinde yatan cesetler gördük. Bombalanan camiler, sinegoglar, kiliseler, kuleler, şehirler gördük. Küresel terörist saldırılar ve canlı bombalar gördük. Açlıktan ölen çocuklar gördük. Acılar içinde inleyen analar ve eşler gördük. Gandhi “Bu gezegende herkesin ihtiyacına yetecek kadar kaynak var, ama herkesin hırsına ve açgözlülüğüne yetecek kadar kaynak yok” diyor.

Artık savaştan, kandan, acıdan, feryattan, zulümden, terörden, çatışmadan bıktık. Medeniyetler çatışması senaryolarından, 11 Eylül sonrası global güvenlik krizinden, Usame bin Ladin’den, Ortadoğu’daki çıkar çatışmalarından bıktık. İnsanlık olarak kaybettiğimiz huzuru yeniden arıyoruz. Küresel gecenin en karanlık noktasında şafak umudu arıyoruz. Barış, kardeşlik ve sevginin yeşerdiği, dünya çocuklarının sarmaş dolaş mutluluk şarkıları söylediği küresel bir bahar arıyoruz.

Birleşmiş Milletler Global Compact Dünya Liderleri toplantısı New York’ta yapıldı ve dünyanın önde gelen 500 sivil toplum önderi, 500 iş dünyası lideri ve önde gelen devlet yetkilisi bir araya geldi. Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çağrısını önemine binaen buraya aktarıyorum:

“Gelin gerçek küresel vatandaşlar olalım. Haydi gelin tüm dünya vatandaşlarının hayatında olumlu bir değişiklik yapmadıkça dinlenmeyelim. Gelin barışçıl, adil, sürdürülebilir, işlevsel toplumların temelini ortaya koymak için elimizden geleni yapalım. Tarih boyunca hepimizin ortak alanı olan gezegenimizi korumak için bundan daha kritik bir dönem ve daha gerekli bir dakika yok. Tarih boyunca beraber hareket etmek ve küresel işbirliği için bundan daha uygun bir zemin yok. İleriye radikal adımlar atmamız gerekiyor. Eğer biz değilsek, soruyorum size, kim? Eğer şimdi bunu yapmayacaksak, soruyorum size, ne zaman yapacağız? Biz değilsek, kim? Şimdi değilse ne zaman?”

Biz değilsek, kim? Şimdi değilse ne zaman?

BM eski genel sekreteri Kofi Annan küresel anlamda bir değişimin insanlardan başladığını ifade ediyor. Küresel değişimin temelinde ve merkezinde insan yer alıyor. Dünyayı değiştirmek isteyen herkesin başlayacağı yer en önce kendisi. Kuantum felsefesiyle ifade edecek olursak insanların vicdanlarıyla, değerleriyle ve sorumluluk bilinciyle harekete geçmesi, küresel değişimi tetikleyen bir kelebek etkisi vazifesi görebilir. Buna göre küresel problemlere bulunacak çözüm dünya vatandaşlarının eğitiminden, bilinçlenmesinden ve küresel sorumluluk hissetmesinden geçiyor.

Bugün insanlığın problemleri sadece ekonomik, politik ve maddi problemlerden ibaret değil. Asıl büyük problem ve tehlike şu: İnsanlık; ruhsal, ahlaki, sosyal, etik ve psikolojik bir buhranın eşiğinde. Yaşadığımız şu devirde yeryüzünde bir toplum yok ki sosyal krizlerle, şiddetle, ırkçılıkla, önyargı ile, suç oranları ile, terörle, yolsuzlukla uğraşmasın veya bu problemlerden etkilenmesin. Yeryüzündeki her ülkede ve her toplumda paylaşılan insani değerler ve ortak prensipler için bir arayış var. Bu yazıdaki amacım 21. yüzyılda insanlığın ortak geleceği, mutluluğu ve barış içinde yaşaması için 10 evrensel prensip ortaya koymak. Bu evrenasel prensipler, dünyadaki tüm dinlerin, ırkların ve toplumların ortak paydasına ve paylaşılan değrlerine işaret ediyor:

1. EVRENSEL VATANDAŞLIK VE KÜRESEL SORUMLULUK BİLİNCİ:
2. POZİTİF RUHSAL VE ETİK DEĞERLER VE POZİTİF DAVRANIŞ
3. SOSYAL SORUMLULUK VE TOPLUMSAL FAYDA
4. KÜLTÜRLER ARASI İLETİŞİM; FARKINDALIK VE KOZMOPOLİT ESNEKLİK
5. DİNLER ARASI SAYGI; DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ
6. BARIŞ VE İNSAN HAKLARINA SAYGI
DEMOKRASİ, ÇOĞULCULUK VE ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK
8. SOSYAL VE EKONOMİK DENGE VE ADALET
9. EKOLOJİK DENGE VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
10. FARKLILIKLARA SAYGI, HOŞGÖRÜ VE İNSAN SEVGİSİ

21. yüzyılda insanlık artık bir bütün. Yeni tehditler kültür, ırk, renk, dil, din tanımıyor. İnsanlık olarak hepimiz aynı gemideyiz. Tıpkı Nuh’un Gemisi gibi. Üzerinde bulunduğumuz gemi, masmavi gezegenimiz ve kainatın gözbebeği dünyamız.


Kuantum ve komplekslik bilimlerinde ortaya çıkan önemli bir kavram var: Kelebek Etkisi. Tokyo’da kanat çırpan bir kelebek, California’da kasırgalara neden olabilir. Filistin’de yaşanan bir gerilim tüm dünyayı geriyor. New York’ta patlayan bir bomba tüm dünyayı derinden sarsıyor. Moskova’da düşen borsa tüm dünya borsalarına anında yansıyor.


Bütün bunlar gösteriyor ki hepimiz birbirimize bağımlıyız. İster Müslüman olalım, ister Hristiyan, ister Musevi; hepimiz aynı atmosferi soluyoruz. Hepimiz aynı güneşten ısınıyoruz. Hepimiz aynı gezegenin kaynaklarını kullanıyoruz. Toprağımız, havamız, suyumuz ortak. Küresel ısınma hepimizi birden tehdit ediyor. İnsanlık olarak kaderimiz ve geleceğimiz ortak.

Tuesday, July 14, 2009

TREND 3: KİTLESEL İŞBİRLİĞİ İLE MİLYARDAN FAZLA İNSANIN KOLEKTİF ZEKASI KÜRESEL BİR BEYİNE DÖNÜŞÜYOR

Tarih boyunca işbirliği yapmak hiç bu kadar kolay, hızlı, ucuz ve mekandan bağımsız olmamıştı. Tapscott and Williams (2007), “Wikinomics: How Mass Collaboration Changes Everything” adlı çığır açan kitabında bu trendi en güzel şekilde özetliyor.

Kitlesel işbirliği veya vikinomi adı verilen bu yeni paradigmada milyonlarca insan küresel sanal dijital platformda yardımlaşarak yenilik üretimine, sosyal gelişime, ekonomiye, teknolojiye, sanata, kültüre, eğitime katkıda bulunuyor. Yeni “dijital demokrasi”nin temeli bu yardımlaşmaya dayanıyor.

YouTube, twitter, flickr, Delicious ve FaceBook gibi firmalar vikinomi stratejilerini kullanarak kalabalıkların bilgeliğinden faydalanıyorlar.

Kitlesel işbirliğinin dört temel prensibi var: Açıklık, Yardımlaşma, Paylaşım ve Küresel Hareket.

Kitlesel işbirliği ile donuk bürokrasi ve katı hiyerarşi kendini küresel proje gruplarına, “sanal takım”lara, esnek ağlara ve katılımcı platformlara bırakıyor. Eski modeller yerine akışkan – hücresel - kendinden organize – esnek – adaptif -dinamik organizmalar devrindeyiz.

Şirket piramidi ağlarla örülü sanal bir küreye ve web ekosistemine dönüşüyor. Taş devri geride kalıyor. Taşların cilası bile artık insanları eskisi gibi cezbetmiyor. Artık daha hafif, berrak, şeffaf, hızlı, dinamik bir devirdeyiz. Belki de bu bir su devri. Su devrimi. Sessiz, temiz, sade, doğal, organik. Çağlayan ırmaklar gibi networkler bu değişimin belirleyicisi.

Kitlesel işbirliği sayesinde eğitimden iş hayatına, sivil toplumdan devlete, pazarlamadan ARGEye, akademiden uluslararası ticarete dünyamız hızla değişiyor ve değişecek.

Günümüz şirketleri beynimiz kadar akıllıca yapılanmaya başlamadıkça ve küresel beyine bağlanmadıkça taş-kiremit devrinden çıkamayacaklar.
Yarın 4. trend ile devam edeceğiz.

Friday, July 10, 2009

DÜNYA DÜZ DEĞİL, YUVARLAKTIR FRİEDMAN!


"Tozlu" dijital arşivlerim arasında gezinirken yaklaşık iki yıl önce kaleme aldığım bir eleştiri yazısına rastladım. Kullandığım alaycı ve sert üslup beni bile şaşırttı. Artık yazıyı yazmadan Friedman'e önce nasıl sinirlendiysem:) Virgülüne dokunmadan paylaşmak istiyorum:

New York Times baş yazarı ve prensi Thomas Friedman, yazdığı “Dünya Düzdür” kitabıyla satış listelerini yine “dümdüz” etti. Friedman, Amerika’nın yöneticilerini, işadamlarını, politikacılarını 15 yıldır derinden etkileyen bir gazeteci. Ne de olsa o dünyanın düz olduğuna bu kadar insanı inandırabilen bir “best-seller”.

Doğrusu ben de kitabı bir çırpıda alıp okudum. Friadman’ı eskiden beri okur ve takip ederim. Hatta ilk okuduğum zamanlarda “Lexus ve Zeytin Ağacı” kitabındaki tesbitleri bana enteresan gelmişti. Ancak açık söyleyeyim umutla beklediğim “Dünya Düzdür” kitabı beni tamamen hayal kırıklığına uğrattı. Bu kitabın bendeki etkisi Ajdar’ın Çikita muz adlı şaheserinin bende oluşturduğu gibi bir etki: Kafamı ütüleyerek beni dümdüz etti!

Hele dostlarımdan, Türk yazarlarından ve önemli kalemlerimizden bazıları “Dünya Düzdür” için dümdüz övgüler düzmeye başladıklarında, “artık yeter!” dedim ve “ben de şu kitabı bir dümdüz eleştireyim” kararını verdim.

Başlarken dümdüz bir uyarı: Aşağıdaki görüşler sadece sahibini bağlar, düz değil non-lineer kaleme alınmıştır, düz değil çapraz okunmalıdır.

Kitap özetle neler söylüyor bir bakalım: Hayatımız hızla değiştiren küreselleşme diye bir şey var; ekonomik rekabet yükseliyor. Farklı kültürler birbirine bağlanıyor. Coğrafi engeller ve siyasi sınırlar, bilgisayarlar, networkler, Google, windows ve çok uluslu şirketlerle ortadan kalkıyor.


Hindistan ve Çin yeni dünyada küresel ekonomik aktörler haline geliyorlar. Hindistan, küresel bilişimde daha önce asla olmadığı kadar rekabete hazır. Teknolojiye ve insan kaynaklarına yatırım yapmış, kendilerini küresel sermayeye açmış ve küreselleşmenin gerektirdiği altyapıyı kurabilmiş Hindistan, Brezilya, Çin gibi gelişen ekonomiler, gelişmiş ekonomilerle aynı düzlüğe veya düzeye yükseliyor. Bütün bunların sonucunda da dünya düzleşmiş oluyor. Gülmeyin lütfen, kitabın müthiş buluşu kısaca bu. Eee, adama sorarlar “So what?” Bunların hepsiniz zaten biliyorduk dediğinizi duyar gibiyim. Olsun Friedman, bunları çok şaaşalı şekilde çarpıcı biçimde anlatıyor ama. Dilinden bal damlıyor sanki mübareğin!

Thomas, uçaklarla dünyayı dolaşıyor, küresel kapitalizmin lüks nimetleri içinde yaşıyor, altı yıldızlı otellerde kalıyor, golf oynuyor ve özetle:

“Biz artık Kansas’ta değiliz. Dünya küreselleşti. Hindistan ve Çin yükseliyor” diyor. Günaydın Tom amca!

Efendim bir gün az giden uz giden, dere tepe “düz!” giden Tom amca gide gide Hindistan’a varır. Burada Infosys CEO’su Friedman Nilekani adlı adamla karşılaşır ve onunla golf oynamaya başlar. Golf oynarken adam kazara ona “Tom, oyun sahası artık aynı hizaya geliyor, düzleşiyor.” diye bir laf eder (Etmez olaymış!). Tom amca da inanmayacaksınız ama bunun üzerine Arşimet gibi gaza gelir:

“Bu laf kulağıma küpe oldu ve kulağımda uğaldamaya başladı. Wow! Nilekani bana oyun sahası düzleşiyor demişti! Düzleşmek mi? Düz mü? Düz? Buldum! Aman tanrım işte bu! Aman tanrım, bu adama bana dünyanın düz olduğunu söylüyordu!”

Ne mantık ama! Friedman burada kendini Kristof Kolomb ile bir tutuyor ve o devirden bu yana en büyük buluşlardan birini yaptığını zannederek muhteşem tesbitini yapıyor: Dünya düzdür! Eureka! Firedman’ın kafasına dank etti! Kafasında dümdüz bir şimşek çakan Friedman, bu müthiş tesbitiyle öyle bir gaza geliyor ve öyle olmayacak tahminler üfürüyor ki evlere şenlik dostlar. Yerimiz dar sadece birini söyleyeyim:

“Herkes New York borsasında sanal olarak borsa oynayabilecek ve yatırım yapabilecek!” Ne de olsa dünya düz! Ne diyorsun sen Tom amca? Amerika, tarihinin en eşitsizlik dolu çağını yaşıyor. Ne düzlüğü amca? Tüm dünyada zengin fakir uçurumu kapanamayacak derecede çığ gibi büyüdü. Ne düzlüğünden bahsediyorsun?

Bu arada, sevgili dostlar, Nikelani’nin Friedman’a söylediği şeyin orijinali şu: “The playing field is being leveled”. “Flattened” değil yani! “Level” eşitlikçilik ve karşılıklı rekabet anlamına geliyor. Coğrafi ve fiziksel bir düzlük değil! Lafı bu kadar tersinden anlarsan, nasıl düz konuşacaksın ve düze çıkacaksın sen Tom amca? Kaldı ki, Kristof Kolomb’un yüzlerce yıl önceki “dünya yuvarlaktır” keşfinin özü şuydu: İnsanlık artık birbirine çok daha bağımlı olacak, yakınlaşacak, mesafeler azalacak. Kürenin en ucundaki en uzak yerler bile, artık birbiriyle ilişkili, bağlantılı hale gelecek. İşte biz yuvarlak dünyada yaşayan dünyalılar bu olguya “küreselleşme” diyoruz. Oysa düz dünya, eski bir metaphor ve aslında mesafelerin fazlalığını, izolasyonu ve iletişim eksikliğini ifade ediyor.

Sevgili Tom amca,
Seni üzmek istemezdim ama “Küreselleşme” konsepti adı üzerinde “küre” şeklinden geliyor. “Küre”selleşiyoruz Tom amca, “düz”leşmiyoruz! Bu kadar artan komplekslik ve bağımlılıktan sonra nasıl düzleşebiliriz ki? Yeryüzünde bu kadar inovasyon, eşitsizlik, bariyer, sınır, engel, kaos, kompleks problem, non-lineer olaylar, kuantum sıçramalar varken nasıl düzleşebiliriz ki? Kaldı ki, dünyamızda etkileşimin yoğunluğunu ve mesafelerin kısalışını simgeleyen şey, dünyanın düzlüğü değil yuvarlaklığıdır! Adı üzerinde “küre-sel”. Yüzlerce yıldır zaten dünya yuvarlak. Dünya şimdi durup duruken sizin paşa gönlünüz istedi diye neden düz olsun ki? Bu nasıl bir “düz” mantık Tom amca? Bizi neden binlerce yıl öncesine yeniden döndürüyorsun Tom amca, başka işin gücün yok mu senin?

Hintli ve Çinli girişimcilerin küreselleşme nimetlerinden ne kadar mutlu olduklarını anlata anlata bitiremeyen Tom amcamız, nedense kitabında Hintli ve Çinli milyonlarca aç ve fakir insandan ve onların dramından bahsetmiyor. Anlaşılan Tom amcamızın tüm dünyada çığ gibi açılan Kuzey-Güney uçurumundan ve gelir dağılımı adaletsizliğinden hiç haberi yok dostlar; veya kapitalist nimetlere garkolan Tom amcamız bütün bunları umursamıyor. Ne de olsa o düz, engebesiz, engelsiz, pürüzsüz, dümdüz bir kapitalist dünyada yaşıyor.

Enteresan bir nokta şu ki, Thomas Friedman’ın golf sahalarında, beş yıldızlı otellerde, restoranlarda ve limuzinlerde röportaj yaptığı isimlerin hemen hepsi Fortune 500 CEO’ları, Amerikan üst düzey bürokratları, Uzakdoğu’nun yatırım ve ticaret bakanları, finansal danışmanlar ve yatırımcılar. Anlaşılan golf oynaya oynaya Tom amcamız her şeyi düz ve tepeden algılamaya başladı. Friedman’ın kitaplarında fabrika işçilerini, çiftçileri, evsizleri veya emekçileri göremezsiniz. IMF, Dünya bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kapitalist oligarşik küresel kurumların ve Coca Cola, McDonalds, Nike gibi çok uluslu şirketlerin yanlış, taraflı, baskıcı, ahlaksız ve acımasız politikalarından kaynaklanan açlık, sefalet, dram, haksız rekabet, insan hakları ihlalleri gibi konular da Friedman’ın tamamen ilgisinin dışında.

Çünkü, Friedman küreselleşme gerçeğine “at” gözlüğüyle bakıyor. Kapitalist sistemin yarış “atı” rolündeki Friedman, serbest piyasaya övgüler düzdüğü kitabında global kapitalizmin kurtarıcı olacağını ifade ediyor. Friedman’a göre evrensel kapitalizmde büyük bir problem yok, küreselleşme karşıtları tamamen ideolojik dinazorlar, kapitalizm aslında evrensel mutluluk, zenginlik ve refah getirme potansiyeline sahip, tabii ki ufak tefek problemler var (her gün onbinlerce kişinin açlıktan ve fakirlikten ölmesi Friedman’a göre ufak bir problem), o kadarı kadı kızında da olur, zamanla çözülecektir. Yani Fukuyama ile aynı görüşte Tom amcamız: Mübarek kapitalizm tarikatı ile evrensel mutluluğu yudumlayacak ve ekonomik bir nirvanaya ulaşacağız. Serbest ticarettir zikrimiz, görünmez el piyasa elidir virdimiz, yabancı yatırım ve özelleştirmedir fikrimiz.

Friadman’ın akıl hocalarına bakalım: Tek yanlı, egosantrik ve çarpıtıcı analizleriyle ünlü Economist dergisi, çok uluslu şirketlerin reklamcıları, Greenspan, Wolfensohn, Klaus Schwab gibi neokapitalizm ikonları, borsacılar, yatırımcılar!


Düz dünyamızda “business class” havayolları ile dümdüz uçan kaçan Tom amcamız, Uzakdoğu’dan sonra Ortadoğu’ya da uğramadan edemiyor tabii. Ne de olsa yollar boş ve dümdüz, benzine acıma, kaptır gitsin! Kristof Kolomb’un ardından dünyayı ve Amerika’yı yeniden keşfe çıkan kahramanımızın bu kez durağı Babil, Irak. Irak’ta önceden sadece komutanının görebileceği güvenlik kamerasından canlı görüntüler izleyen bir Iraklı askeri gözlemleyen Friadman, “bak ne kadar da güzel!” diyor, “artık, askeri alanda da eşitlenme ve düzleşme var”. Haklısınız Tom amca, bütün Irak, ülke olarak Amerika tarafından “DÜZLEŞTİRİLDİ”. Artık onca bombalamadan sonra her yer dümdüz. Düzlükten herhalde bunu kast ediyor olmalısınız!


Friedman’a göre, 21. yüzyılda gelişecek olan kültürler kendilerini dış düşüncelere (bunlar herhalde kitlesel tüketim ve küresel kapitalizm oluyor) açan kültürler olacak. Burada Tom amca “kültür” kavramını çok basit ve hatalı şekilde kullanıyor. Ona göre Arap ve İslam dünyası, gelişime ve küresel düşünmeye kapalı, çünkü kültürel olarak bir direniş, içine kapanma, tepki ve öfke içinde.

İslam dünyasının küresel düşünceye ve medeniyete kapalı olduğu koca bir tarihi yalan değilse bile (Tom amca’nın niyetini bilemiyoruz) bilgisizlikten kaynaklanan büyük bir yanılgı. Yedi yüzyılı aşkın bir süre boyunca, İslam yeryüzünde küresel medeniyetin zirvesini sanatta, bilimde, teknikte evrensel bir başarıyla temsil etti. Friedman bilse de bilmese de bu gerçek değişmiyor.

Friedman kitabında İslam dünyasında Batı’ya karşı neden öfke olduğunu analiz etmeye çalışmıyor, sadece koca bir dünyayı ve coğrafyayı (Ortadoğu, Afrika) topyekün gericilikle, dışa kapalılıkla, inatla, eziklikle ve haksız öfkeyle suçluyor. Ancak, Avrupa ve Amerika’nın son 200 yılda Arap ve İslam ülkelerinde yaptığı işgal ve sömürgelerden hiç bahsetmiyor Friedman; veya Amerika’nın Ortadoğu’daki diktatör rejimleri nasıl desteklediğinden de hiç ama hiç bahsetmiyor.

Sonuç: Kitabın adı gibi mantığı da dümdüz. Düz mantık!
Analiz yerine düz analoji kurmaya, sosyal bilim yerine düz stereotip üretmeye ve tarih yerine kulaktan dolma düz bilgi sunmaya alışık Friedman.

Tipik bir şişirilmiş Amerikan egosu Friedman. Tıpkı Bush gibi. Ama hakkını yemeyelim, Bush tam anlamıyla idiot veya embesil iken Friedman ise ortalamanın üzerinde zeki bile sayılabilir! Ancak problem Friedman’ın jetonunda: Çünkü kitabı gibi bu jeton da yuvarlak değil düz, hatta köşeli!

İşin garip yanı, yıllar ince Friedman, küreselleşme karşıtlarına ateş püskürürken “bu geri kafalılara göre dünya hala düzdür!” suçlamasında bulunuyordu. Aradan yıllar geçti, Friedman kendisi dünyanın düz olduğunu savunmaya başladı! Asıl bu düpedüz dümdüz geriye dönüş!

Düz çizgiler ve düz mantık bizi bozar! Newton ve Aristo mantığı bizi bozar! Biz Nasreddin Hoca’nın, Mevlana’nın, Yunus’un, saçaklı mantığın, Sufizmin ve Kuantum düşüncesinin çocuklarıyız.

Samimi söyleyeyim; Walmart, McDonalds, Coca Cola, CNN, Fox TV, Nike, Cargill, Monsanto gibi dev çok uluslu şirketlerin dünya halklarını “dümdüz” ettiği bir dünyada yaşamaktansa yuvarlak bir dünyada kola içmeden ve hamburger yemeden yaşamayı tercih ederim.

Bu tercihimin altına imzasını atacak ve küresel kapitalizmin yarattığı sömürü düzeninin düzleştiriciliğine karşı çıkacak milyonlarca insan olduğuna da eminim.
Yeryüzünde; dünya toplumlarını tekdüze kapitalist, modernist, pragmatist, pozitivist bir düzene düzmek ve insanlığı bir ipe dizmek isteyen düz kafalılarla mücadele etmeye hazır milyonlarca kişi olduğuna da eminim.

Yeryüzünde; Dünya Ticaret Örgütü, IMF, G8, Dünya Bankası, Avrupa Birliği veya adı ne olursa olsun, baskıcı ve tekelci prezidyumun karşısında sıraya dizilen değil, sıradışı olan özgür bireyler ve özgür toplumlar yer aldığına eminim!

Evet dostlar, bütün bunların üstüne, şimdi dümdüz giderdim; ama, nezaketim müsaade etmiyor ve bu yazıyı tadında bitirmek istemiyorum.

Siz siz olun böyle yüzeysel, popülist, düz analizlere prim vermeyin! Düz değil doğru dürüst kitaplar okuyun!