Tuesday, December 8, 2009

Doktora Yapmak ve Akademisyen Olmak İsteyenlere Altın Tavsiyeler

Merhaba sevgili dostlar,

Uzun zamandır yoğunluktan dolayı yazamadım, özür dilerim. Hayatımda önemli değişimler yaşadığım bir dönem yaşadım. Altı seneyi aşkın devam ettiğim McGill Üniversitesi Yönetim Fakültesi Doktora Programını sonunda bitirdim. 23 Kasım 2009 tarihinde "Benevolent Leadership" (Yardımsever Liderlik) konulu tezimi başarıyla savundum. Yani; sonunda Dr. oldum:)

Tez hocam McGill Üniversitesi'nden Prof. Emine Sarıgöllü her aşamada bana çok yardımcı oldu ve müthiş bir ufuk kazandırdı. Onun sayesınde son bir senede hayatımın araştırma açısından en verimli dönemini yaşadım. Her hafta iki kez toplantı yaptık. Somut hedefler koyduk ve adım adım ilerledik. Fikirlerime sonuna kadar sahip çıktı ve bana güvendi. Allah herkese böyle tez danışmanı nasip etsin! Umarım ben de onun kadar iyi, destekleyici, başarılı, ve etkin bir hoca olabilirim. Bu vesileyle Emine Hanım'ın da hocası benim de hocam olan Boğaziçi'nden Prof. Muzaffer Bodur'a saygılarımı sunuyorum. Boğaziçi'ndeki hocalarımdan idealist akademisyenlik adına çok şey öğrendim. Prof. Hayat Kabasakal ile ve Prof. Muzaffer Bodur ile unutulması zor olan çok güzel anılarımız var. Aynı şekilde Koç Üniversitesi'nden beni "Organizational Behavior" (Örgütsel Davranış) alanına teşvik eden Prof. Zeynep Aycan'a şükran borçluyum. Onun teşvikleri ve desteği (geceyarılarına kadar benim için yazdığı referans mektupları dahil) olmasaydı ben bu yolda ilerleyemezdim. Umuyorum ben de onlar kadar öğrenci odaklı, onlar kadar idealist, onlar kadar başarılı, onlar kadar araştırmacı ruhlu olabilirim.

1999’dan beri hayatımdaki en büyük idealim üniversitede hoca olmak ve dünyanın en iyi derslerini açmaktı. Tam on yıl sonra doktorayı bitirerek bu amacıma yaklaştım. Doktoram yaklaşık 6.5 sene sürdü ve bu uzun süreçte pek çok zorluklarla karşılaştım. Ancak bütün bu zorluklara değer. Eğer bir alanı çok seviyorsanız ve o alanda araştırma yaparak dünya çapında etki meydana getirmek ve insanlığa katkıda bulunmak istiyorsanız siz de uzun vadeli düşünerek doktora yolunu seçin. Türkiye’mizi küresel platformda en iyi şekilde temsil edebilecek bilim insanlarına ihtiyacımız var. Genç arkadaşlarıma tavsiyem: Uzun vadeli düşünün, mutlaka üniversiteyi bitirin, okumaya devam edin. Uzmanlaşarak sahanızda dünyada lider olun.

Doktora bitince hayatımda bembeyaz ve yepyeni sayfalar açılıyor. Bu da heyecan verici. Yeni limanlara yolculuk başlıyor! Bir sürü araştırma projem beni bekliyor. Doktoradan sonra yaparım dediğim yüzlerce fikir, ideal, proje beni bekliyor. Kendime ilk iş yeni bir plan proje defteri açtım. İdeallerimi buraya yazıyorum. Kendi kendime mektuplar yazıyorum. Aklıma gelen fikirleri taze taze buraya döküyorum. Türkiyem için düşündüğüm projeleri kayda geçiyorum. Hayatımın bundan sonraki on yılında nerede olmak istediğimi düşünüyorum.

Yepyeni bir şehirde, yeni evimizde, yeniliklerin şehri Toronto'da hayatıma beyaz bir sayfa açıyorum. Eşim Sertaç Toronto Üniversitesi'nde Antropoloji Fakültesi'nden yüksek lisans kabulü aldığından bu yana Toronto'dayız. Toronto Üniversitesi'nin apartmanlarında kalıyoruz. Toronto'da şehrin merkezinde bir kafede kremalı kahve eşliğinde bu yazıyı yazıyorum. Dünyanın en uzun caddesi Yonge üzerindeyim. Toronto'da yılın ilk karı atıştırıyor. Şehir birazdan bembeyaz olacak. Toronto'da mevsimler değişiyor. Tıpkı hayatımdaki mevsimler gibi.. Bu mevsim buram buram bilim, araştırma, yenilik, kreatif düşünce, eğitim, idealizm mevsimi olacak.

Toronto, dünyada inovasyonun, kreatif düşüncenin, tasarımın merkezi olma iddiasında bir şehir. Ontario'nun başkenti ve Kanada'nın en büyük şehri. Toronto, kreatif şehir olma iddiasını tamamlamak için "Who is your city?" kitabıyla dünyaca meşhur olan Prof. Richard Florida'yı transfer etmiş bir şehir. Bu kentte yaşayanların yüzde otuzundan fazlası kreatif ekonomi ve sektörlerde çalışıyor.

Toronto, dünyanın en yaşanabilir kentleri arasında ilk beşi zorluyor. Nüfusun yarısı Kanada dışında doğmuş göçmenlerden oluşuyor. Dünyanın 140 ülkesinden gelen insanları ağırlayan ve bu farklılığı zenginliğe dönüştüren bir kent burası. Yani burası adeta Birleşmiş Milletler. Her cadde ayrı bir rengi, her mahalle ayrı bir kültürü yansıtıyor.

Toronto, finans, telekom, medya, tasarım, sanat, sinema, televizyon, bilgisayar teknolojileri, turizm ve spor sektörlerinde New York ile yarışıyor ve dünya çapında rekabet gücüne sahip.

Burada yaşayan yaklaşık 20 bin Türk vatandaşı, özellikle spor dünyasını ve basketbolu yakından takip ediyor. Bunun sebebi Toronto Raptors'un milli gururumuz haline gelen Hidayet Türkoğlu'nu transfer etmiş olması. Buradaki gazetelerde hemen her gün "Hedo"yu manşette görmeniz mümkün. İki hafta önce Hidayet Türkoğlu ile Türk Gecesi düzenlendi ve Türk toplumu omuz omuza kenetlenmiş olarak oradaydı.

Türk Hava Yolları'nın doğrudan Toronto İstanbul seferleri başlattığı, Hidayet Türkoğlu'nun fırtına gibi estiği, Türk büyükelçiliğinin konsolosluk açmaya hazırlandığı, Kanada Türk Ticaret Odası'nın yeni faaliyete geçtiği şu günlerde Toronto, bizim toplumumuz açısından tarihi günler yaşıyor. Toronto'da olmak için doğru bir zaman:)

Konuyu uzattım, özür dilerim. Daha fazla lafı uzatmadan "doktora yapmak isteyen" genç arkadaşlarıma ALTIN ÖNERİLERİMİ sunarak bu yazıyı bitirmek istiyorum:

DOKTORA YAPMAK VE AKADEMİSYEN OLMAK İSTEYENLERE ÖNERİLERİM:

1. Kişisel markanızı oluşturmak için farklılıklarınızı zenginliğe dönüştürün. Beyin fırtınası yapın. Mesleki alanda profesyonel gelişiminiz için her sabah en az iki saatinizi ayırın. Sürekli yeni fikirler geliştirin.

2. Sahanızdaki bütün yenilikleri ve gelişmeleri anında takip edin. Alanınızda dünya lideri olmak için her gün çalışın. Çalışma programınız sürekli ve disiplinli olsun. Kendinizi düzenli okuma ve düzenli yazmaya zorlayın.

3. Bir alanda dünyada en iyi olmak ve usta olmak istiyorsanız o alanı kafanıza takın. Bu işte ustalaşmak ve zirveleşmek için en az 10.000 kaliteli saat ayırın. Bu da neresinden baksanız en az beş sene alacaktır.

4. Kendinizi çok iyi tanıyın. Güçlü ve güçsüz yönlerinizi çok iyi bilin. İlgi alanlarınız neler? Hangi konular ilginizi çekiyor? Nelerden hoşlanıyorsunuz? Sevdiğiniz işi yapın, yaptığınız işi sevin. Üzerine para ödeseniz yine yapmayı tercih edeceğiniz mesleği seçin. O zaman başarılı olmanız kaçınılmaz olacaktır.

5. Zorlu idealler uzun maraton gerektirir. Yılmak yok. Yola devam edin. Engellere rağmen vazgeçmeyin. Gecenin en karanlık kısmı şafağın başlangıcıdır.

6. Çalışmak, odaklanmak ve okumak çok zordur. Ciddi disiplin gerektirir. Kendinizi zorlamayı öğrenmelisiniz. Zamanınızı çok iyi yönetin. Internet, TV ve bilgisayar dünyasında kaybolmasın. Önceliklerinize odaklanın. Hedeflerinizi yazın. Defteriniz olsun. Kendi kendinizi motive edin. Kendi yoğurt yiyişinizi bulun. Güçlü yönlerinizi arayın, bulun, geliştirin ve kullanın. Kuvvetli yönlerinizi avantaja dönüştürün.

7. Zekanızı işletin, nadasa bırakmayın. İlgi alanları geliştirin ve bol bol okuyun.

8. Yaptığınız işte dünyada en iyi siz olmayı hedefleyin. Bir farklılık oluşturun. Kimsenin yapamayacağı mükemmellikte bir alan bulun, niş yakalayın. Ya bulunduğunuz kategoride dünya lideri olun, ya da dünya lideri olabileceğiniz kategorinizi siz oluşturun. Rekabetin yoğun olduğu sularda yüzmek yerine "mavi okyanus"lara açılın (INSEAD Profesörleri Kim & Melbourne'un kaleme aldıkları dünyada rekorlar kıran strateji kitabı "Blue Ocean"ı okuyun. Kafanızdaki duvarları yıkın, kafanızdaki sınırları aşın.

9. Hayal kurun. Beş yıl sonra nerede olacaksınız? On yıl sonra nerede olmak istersiniz? Vizyonunuz ne?

10. Sabah erken kalkın ve güne erken başlayın. Sabahın bereketini yakalayın. Sabah 5 ile 10 saatleri arası altın saatlerdir. Bu saatlerde uyumak yerine geleceğiniz için çalışın ve bilgi üretin.

11. Sizin alanınızda dünya çapında tanınan ve sahasında lider olan isimleri takip edin. Onların hayat hikayelerini okuyun, röportajlarını takip edin. Mümkünse onlarla tanışın. Onları rol modeli olarak takip edin. Ancak kendi tarzınızı bulun.

12. Dünyaya sunacağın katma değerin ne olacak? Hedef kitlen kimler? Onlara pratik olarak ne fayda sağlamayı düşünüyorsun? Sunacağın hizmet niçin önemli? Hangi boşluğu dolduracaksın? Hangi problemi çözeceksin?

13. Ortaya koyduğun işi ve projeyi önce kendin sorgula. Kendi kendinin sorgulayıcısı önce sen ol. Yaptığın işi önce sen eleştir. Hatalarını önce sen fark et. Sonra yakın çevrende güvendiğin ve alanında uzman olan kişilerle projeni paylaş ve onların görüşlerini al. Olumsuz bile olsa eleştiriler topla ve bu eleştirilere cevaplar hazırla. Bu eleştiriler ışığında projeni geliştir ve daha kaliteli hale getir. Unutma ki projen ilk yazıldığında mükemmel olmaz. Defalarca iyileştirmen gerekebilir. Bir çok uzmanın ve profesyonelin fikrini almalısın. Geri besleme ve eleştiriler seni ve projeni uzun vadede güçlendirecektir.

14. Çevrendeki güvendiğin insanlara ideallerinden, hedeflerinden, ve projelerinden bahset. Onların fikirlerini al. Konuştukça ve anlattıkça hedeflerinin daha kristalleştiğini göreceksin.

15. Uzun, orta ve kısa vadeli planların olsun. Pusulan belli olsun. Rüzgarlar nereden eserse essin, senin gideceğin yönün az çok belli olsun. İdeallerinden vazgeçme.

16. İçinizden hiç çalışmak gelmediği zamanlarda kendinizi zorlayın ve işinizin başında oturun. Kendinizi çalışmanızla ilgili bir şeyler yapmak için uğraşın. Her gün yazabilmek için disiplinli bir şekilde en az 3 saat ayırın. Çok zor geliyorsa ve bir satır dahi yazamıyorsanız, en azından fikirlerinizi yazıya geçirin ve notlar çıkarın.

17. Sabah güne başladığınızda size en zor gelen ve en önemli olan işiniz neyse ona odaklanın. O korkutucu işi bitirmeye çalışın (EAT THAT FROG! - Brian Tracy). İşi parçalara bölün. Planlama yapın. Bir yerinden girip başlayın. Bir an önce sonuca ulaşmak için uğraşın. Gerekirse okumalar yapın. Projenizin içine girmeniz zaman alacaktır. Ancak bir süre sonra projenin içine girdiğinizi hissedeceksiniz. Bir momentum yakalayacaksınız. İşte o zaman iş daha kolay akacak. Projeyi bir dağa tırmanma olarak düşünürsek, dağın zirvesi bir süre sonra görünür hale gelecek ve bu da sizi daha fazla cesaretlendirecek. Ufak parçaları başardıkça adım adım ilerlediğinizi göreceksiniz. İşte artık Momentumu yakaladınız. Ufak molalar verin ama projeden kopmayın. Uzun zaman harcayarak projenin içine girebildiniz. Çalışabildiğiniz kadar çalışın ve ilerleyebildiğiniz kadar ilerleyin. Ancak aşırı yorgun düşmeden önce çalışmayı bırakın ve ertesi gün için yarım saat plan yapın. Mümkün ise, en severek yaptığınız ve heyecanlandığınız yerde bırakın. Böylece yarın işin içine girmeniz daha kolay ve çabuk olacaktır.

18. ILHAM IÇIN ALTIN KURAL: Ilham gelmesini bekleme! Hemen işe ve okumaya koyul. İlham gelince de sonuna kadar kullanmasını bil ve gelen ilhamı kayda geçir. Zaman kaybetme. Kaybettigin her dakika icin sorumlusun. Her gün baslarken ne yapacagini bilerek basla. En ZOR isi hallet sabahtan, hemen iradeni zorla. Sonra isler kolaylasacaktir.
Güne bir sey basararak kucuk zaferler elde ederek basla, e-mail veya gazette okuyarak degil. Her gün yemek, hava, su gibi araştırma ve okuma yap ve yazmaya çalış. Senin imtihanın bugun. Bugünü kazanırsan her seyi kazanabilirsin. Icinde bulundugun dakikayı kazanmaya bak.

Çok hızlı yazıldığı için sen-ler siz-ler karıştı. Kusura bakmayın lütfen:)

Yukarıdaki tavsiyeler sadece akademisyen olmak isteyenler için değil, hayatta herhangi bir alanda dünya çapında başarıya ulaşmak isteyen herkes için altın niteliğinde tavsiyelerdir.

21. yüzyılda ben inanıyorum ki bir Türk Rönesansı yaşanacak. Türkler olarak her alanda, özellikle de bilim, eğitim, teknoloji ve inovasyon alanlarında ciddi bir sıçrama rampasındayız. Bizim bilimsel alanda başarı öykülerimiz henüz yazılmadı. 21. yüzyılın Türk bilim tarihi halen yazılmayı bekliyor. Yakın gelecekte dünyanın en iyi bilim insanlarından bazıları bizim ülkemizden çıkacak. Bu tavsiyeler geleceğin ve gelecek neslin bilim insanlarına benim küçük bir hediyem, selamım ve mektubum olsun.

Gelecek neslin hayaller kuran, hayallerinin peşinden giden idealist bilim insanlarına seslenmek istiyorum: Bu destanı sen yazacaksın! Bu şiirin kafiyesini sen koyacaksın. Canından çok sevdiğin Türkiye’nin adını ve bayrağını teknolojide, bilimde, eğitimde, inovasyonda, tasarımda, sanatta en yüksek küresel burçlara sen taşıyacaksın. Tarihin çarklarında Türkiye’nin sıçrama rampasında Türk Bilim Rönesansı’nı sen gerçekleştireceksin. Teknolojik, bilimsel, sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda yeniliklerin öncüsü sen olacaksın! Sayende bir gün gelecek bizim de evrensel olarak güçlü bir ekonomimiz, teknoloji üretimi yapan özel sektörümüz, dünya çapında bilim üreten üniversitelerimiz olacak. Sayende bir gün gelecek Türkiyem 21. yüzyılda dünyanın gözbebeği ve göz kamaştıran ayyıldızı olacak. Seni hasretle kucaklıyorum.

Kanada'dan sevgi ve selamlarımla.

Wednesday, September 2, 2009

21. YÜZYILDA YÖNETİM EĞİTİMİ, ÜNİVERSİTELERİMİZ VE LİDERLİK

Dört yıl öncesinin yaz mevsimiysi. Boğaziçi Üniversitesi'nde hayatımda ilk kez ders açmıştım. Ders bitince de "Yönetim Eğitimi"nin kökten değişmesi gerektiğini düşünmüştüm. Günlüğüme bu derse dair uzun bir yazı kaleme almıştım. Yıllar sonra bu yazıyı sizinle tekrar paylaşmak istiyorum. Yazının sonunda öğrencilerimden gelen mektuplar da var. Her öğrencimi çok ama çok özledim. Onlara buradan sevgilerimi gönderiyorum.

Bu makalede amacım kendi deneyimlerim ışığında beyin fırtınası tekniğiyle 21. yüzyılda yönetim, liderlik ve üniversite eğitimi adına yeni açılımlar yakalamak. Bu makalenin akademisyen veya eğitimci olmak isteyen, eğitimle uğraşan genç arkadaşlarımıza da yol gösterici olmasını diliyorum.

Önce zamanda yolculuğa çıkalım ve 2005 yılına gidelim. 2005 Yazı benim hayatımda yepyeni açılımların olduğu bir dönemdi. İlk kez üniversitede ders verecektim ve bunun çok özel olması için uğraşacaktım. O yaz Boğaziçi Üniversitesi’nde Liderlik ve Yönetim Becerileri adında yeni bir ders açtım. Dersi açmadan once çok heyecanlı ve inanılmaz coşkuluydum. Hayattaki ideallerimden biri bir gün Boğaziçi Üniversitesi’nde ders vermekti ve ben bu dersi beş yıldır kafamda ve gönlümde tasarlıyordum.

İdeallerimdeki ders..

Vereceğim ders sıradışı ve yenilikçi bir ders olmalıydı. Öyle ki, o güne kadar dünyada ve Türkiye’de denenmemiş yöntemleri deneyecektim. Hocanın saatlerce ders anlattığı tekdüze derslerden olmayacaktı bu ders. Öğrencinin pasif olarak dinleyeceği ve önüne konanı alacağı bir ders de olmayacaktı. Klasik kalıpların tamamen dışında bir ders tasarlıyordum. Bu dersin vizesi ve finali olmayacaktı. Yüzde yüz proje bazlı, takım çalışmalı, performans değerlendirmeli bir ders düşünüyordum. Ders, şirket ortamında geçecekti ve pratiğe dönük uygulamalar içerecekti. Ders birbirinden çok farklı yöntemleri içinde barındırmalıydı. Videolu, oyunlu, simulasyonlu, takım çalışmalı, yönetim kurulu toplantılı, sunumlu, müzikli, ikramlı, projeli bir ders tasarlamalıydım.

İdealimdeki ders öyle bir ders olmalıydı ki; yüzde yüz öğrenci merkezli tasarlanmalıydı. Her öğrenciyle birebir ilgilenmeliydim. Her öğrencimi derinlemesine yakından tanımalıydım. Her öğrencinin hayallerini, umutlarını, yapmak istediklerini, projelerini öğrenmeliydim. Her öğrencinin içindeki cevheri keşfetmeli ve açığa çıkarmalıydım. Her öğrencinin içinde yatan aslanı keşfetmeli ve uyandırmalıydım. Her öğrencinin güçlü yönlerini kullanabileceği projeler oluşturmalıydım. Her öğrenciye çok sayıda seçenek vererek içinden en çok istediğini seçmesini sağlamalıydım. Her öğrenciyle usta – çırak ilişkisi içerisinde iletişimde olmalı ve beraber projeler üretmeliydik. Her öğrencimle ömür boyu sürecek olan bir hoca-öğrenci ilişkisi kurmalıydım. Sevgiye, iletişime, saygıya, dostluğa dayalı bir ilişki.

İdealimdeki ders öyle bir ders olmalıydı ki; öğrenciler pasif alıcı konumdan çıkmalı ve inisiyatif almalıydılar. Derse onlar da aktif olarak katılmalı ve katkıda bulunmalıydılar. Ders iş yaşamındaki bir yuvarlak masa gibi işlev görmeliydi. Beraber fikir üretmeli, beraber araştırmalı ve beraber öğrenmeliydik. Herkes birbiriyle etkileşime geçmeli ve birbirinden öğrenmeliydi. Beraber beyin fırtınaları yapmalı ve beraber onlarca yüzlerce fikir üretmeliydik.

İdealimdeki ders öyle bir ders olmalıydı ki; öğrenmeyi, araştırmayı, üretmeyi teşvik etmeliydi. Tamamen pozitif bir platform işlevi görmeliydi. Kimse hocadan ve birbirinden çekinmemeli ve hata yapmaktan korkmamalıydı. Ortama korku, stres ve baskı yerine; sevgi, coşku ve umut hakim olmalıydı. Hoca öğrencilerin yanlışlarını değil doğrularını yakalamalıydı. Hoca öğrencilerini sürekli cesaretlendirmeli ve motive etmeliydi. Herkesin içindeki “en iyi”yi keşfetmeye ve açığa çıkarmaya çalışmalıydı.

İdealimdeki ders öyle bir ders olmalıydı ki; öğrencilerin hayatında yeni bir sayfa açılmalıydı. Ders, herkesin hayatını olumlu ve kalıcı olarak etkilemeliydi. Ders öğrencilerin yaşamında bir paradigma değişimi meydana getirmeliydi. Ders öğrencilerin bakış açısını ve ufkunu genişletmeliydi. Ders bittiği zaman tadı herkesin damağında kalmalıydı. Ders, yıllar geçse dahi güzel anılarla hatırlanmalıydı.

Acaba böyle bir ders tasarlamak ve sunmak mümkün olur muydu?
Neden olmasındı? Uğraşınca ve inanınca neler başarılmazdı ki? Her büyük proje böyle bir hayalle bir umutla başlamaz mıydı? Bizler hayallerimizin çocukları değil miydik?

Ön hazırlıklar

Dersin tasarımı için son üç yıldır yoğun olarak uğraştım. Okuduğum her kitabı ve makaleyi ‘Acaba dersimde kullanabilir miyim ve nasıl kullanabilirim?’ şeklinde değerlendirmeye tabi tutuyordum. Dünyadaki yenilikçi ders uygulamalarını etraflıca araştırdım ve en iyi uygulamaları dosyaladım. Harvard’dan Yale’a, Wharton’dan McGill’e dünyanın en iyi üniversitelerinde sunulan Yönetim ve Liderlik derslerini teker teker inceledim. Bulabildiğim bütün güzel materyalleri ‘heybeme’ atıyordum.

Çok heyecanlanmıştım. Kah yolda yürürken, kah metroda otururken dersimin hayallerini ve planlarını kuruyordum. Hatta vereceğim ders ve dersi alan öğrencilerim rüyalarıma dahi girmeye başlamıştı. Bu hayallerle bir koca valiz dolusu materyal, kitap, makale toparladım. Bilgisayarımı ve valizimi dokümanlarla doldurarak Türkiye’ye geldim.

DERSİN İÇERİĞİ VE TASARIMI

Dersin tasarımı nihayet bitmişti ve içerik planım hazırdı. Bu dersi pilot proje olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde uygulamaya koymaya karar verdim. Zira Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’nin liderlerini yetiştiren üniversite olarak biliniyordu. Lider yetiştirmeye başlanacaksa bunun için en iyi üniversitelerden biri Boğaziçi idi. “Liderlik ve Yönetim Becerileri” dersi üç modülden oluşacaktı:

1. MODÜL: YENİ PARADİGMALAR

İlk modül, 21. yüzyıl profesyonelleri için disiplinler arası kapsamlı ve hızlı bir ufuk turu şeklinde tasarlandı. Amaç, içinde yaşadığımız dünyayı ve bizi bekleyen geleceği daha iyi kavrayabilmemiz için gerekli olan düşünme becerilerini kazanmaktı. Hızlı bir değişimin ortasında yer alıyorduk. Paradigma değişimi hayatın her alanında yaşanıyordu. Paradigma değişimini kavrayabilmemiz ve çağa ayak uydurabilmemiz için yeni düşünme araçlarına ve becerilerine sahip olmamız gerekirdi. Sentezci, analitik, eleştirel, dinamik, kaotik, adaptif, holistic, dinamik, kreatif, sistemci ve kompleks düşünme bunlardan sadece bir kısmıydı. Değişimi yakalamanın yolu yepyeni kavram kaplarının farkında olmak ve bilgi dağarcığımızı genişletmekten geçiyordu. Eğer nerede ve nasıl kullanacağını bilirsen, senin için iyi bir teoriden daha pratik bir araç yoktur. İlk modülü bu doğrultuda yedi alt bölümden oluşturmuştum. Her bölümle ilgili dünyada en son yayınlanan güncel makaleleri ve en güzel okumaları yaklaşık 500 sayfalık ders paketinde toparladım.

a) Bilimde Yeni Paradigmalar
· Beşinci Disiplin, Yeni bilimler, sistem bilimleri
· Komplekslik bilimleri, Kaos Teorisi
· Quantum Fiziği ve sosyal bilimlerdeki yansımaları
· Emergence: Karıncaların, beyinlerin, şehirlerin ve yazılımların birleşik yaşamları
· Mikrodaki makroyu, makrodaki mikroyu görmek
· Constructivism (oluşturmacı yaklaşım)
· Panarşi Modeli

b) Dünyada Yeni Paradigmalar
· Bilişim, iletişim ve teknoloji devrimi
· Dijitalleşme, network ve yeni ekonomi
· Bilgi ve anlam çağı
· Küreselleşme trendleri
· 11 Eylül sonrası yeni dünya düzeni
· Yeni açılan pazarlar, Uzakdoğu ve yükselen Çin
· Medeniyetler çatışması ve medeniyetler diyaloğu
· Kapitalizm sonrası yeni arayışlar: Sosyal Kapitalizm
· “The Corporation”: Şirketlerin sosyal sorumluluğu (CSR)
· Sosyal yenilik, kaos ve karmaşıklık
· TEFEN Modeli

c) Türkiye’de Yeni Paradigmalar
· Mehlika Sultana aşık yedi genç: Türkiye’nin Batı’ya yolculuğu
· Avrupa Birliği maceramız
· Teknoloji üretiminde altın üçgen: Üniversite – Endüstri – Hükümet
· Şeffaflaşma, yeniden yapılanma, reformlar, e-devlet
· Ekonominin bugünü ve yarını, piyasalar ve KOBİler
· Strateji ve uluslararası ilişkiler
· Sivil toplum, sosyal yenilik ve sosyal liderlik
· Umut verici başarı öyküleri ve kurumsal atılımlar

d) Organizasyonlarda Yeni Paradigmalar
· Öğrenen organizasyonlar ve kurumsal zeka
· Değişen iş yaşamı ve iş yapıları
· Yenilik ve teknoloji yönetimi
· Esnek organizasyonlar, alternatif iş modelleri
· Örgüt Geliştirme, kaizen, toplam kalite, yeniden yapılanma
· Strateji
· Benchmarking, outsourcing, downsizing..

e) Liderlik ve Yönetimde Yeni Paradigmalar
· Liderlik sanatı, liderlik ve sanat
· Etik ve liderlik
· Derin düşünme, ruhsallık ve liderlik
· Yol gösterme ve koçluk (coaching and mentoring)
· Sosyal yenilik ve sosyal liderlik
· Küresel liderlik, kültürler arası liderlik
· Dönüşümcü liderlik

f) Psikolojide Yeni Paradigmalar
· Doğu ve Batı’da insan yaklaşımları
· İnsana bütüncül yaklaşımlar
· Pozitif Psikoloji hareketi
· Kişilik, benlik, ego, davranış
· Fiziksel, duygusal, zihinsel potansiyel

g) Kariyer Yaşamında Yeni Paradigmalar
· Kendini tanıma ve keşfetme
· Mezuniyet sonrası Kariyer Yönetimi
· Yüksek lisans ve iş başvuruları
· Bireysel Koçluklar
· Kendini geliştirme ve sürekli öğrenme

2. MODÜL: LİDERLİK VE YÖNETİMDE DOKUZ BOYUT (NINE MINDSETS)

Bir yöneticinin dünyası günümüzde çok karmaşık, belirsiz, hızlı, kaotik ve çok değişkenli. Bu dünyaya anlam verebilmek için; birbirinden farklı perspektifleri, bilgi parçacıklarını ve bakış açılarını birarada düşünebilmek ve sentez yapmak gerekiyor. Derste de işletme, yönetim, liderlik ve organizasyon konularındaki bilgileri sentezleyen, organize eden ve bütüncül olarak ele alan yeni bir model ortaya koymak istedim. Bu modelin adı Yönetimde Dokuz Kişilik (KEY) modeli. Modeldeki her boyut yönetimin farklı alanlarına işaret ediyor. Her boyutta ayrı bir liderlik tarzı var. Her boyutta ayrı bir yönetici örnek vaka olarak ele alınıyor. Her boyut organizasyona farklı bir açıdan bakıyor. Fakat hep beraber ele alındığında bu dokuz boyut yönetime ve liderliğe bütüncül ve geniş bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Yöneticiler ve profesyoneller bütün boyutlara hakim oldukları zaman büyük resme hakim olabiliyor ve çok daha sağlıklı karar verebiliyorlar.

1) Kalite ve Süreç Perspektifi (Sensazione)
· Toplam Kalite Liderliği
· Kamil Titiz
· Süreç, kontrol, düzen, plan, denetim, ölçüm odaklılık
· Değerler: Verimlilik, tutarlılık, disiplin,
· Kurumlara klasik, rasyonel, prosedürel, mekanik yaklaşımlar
· Araç: Kaizen
· En iyi: Üretim, operasyon yönetimi, denetim
· Metafor: Makine, fabrika

2) İnsan ve Hizmet Perspektifi (Connessione)
· Hizmetkar Liderlik
· Sevim Bakıcı
· İnsan, ilişki, takım, network, iletişim, müşteri odaklılık
· Değerler: Empati, memnuniyet, commitment, fulfillment
· Kurumlara sosyal, psikolojik, humanist yaklaşımlar
· Araç: Duygusal Zeka
· En iyi: İnsan kaynakları, satış, müşteri ilişkileri
· Metafor: Aile

3) Hedef ve Performans Perspektifi (Progressione)
· Etkin Liderlik
· Başar Çalışkan
· Hedef, sayı, başarı, üretkenlik, adaptasyon, hız odaklılık
· Değerler: Büyüme, etkinlik, kararlılık, motivasyon, esneklik, çalışma
· Kurumlara hedef odaklı, organik, çevresel, sistemci yaklaşımlar
· Araç: Hedeflerle Yönetim
· En iyi: Pazarlama, satış, kurumsal ilişkiler
· Metafor: Organizma

4) Sanat ve Anlam Perspektifi (Arte)
· Tasarımcı Liderlik
· Hülya Özgün
· Kültür, kimlik, anlam, estetik, tasarım, marka odaklılık
· Değerler: Derinlik, farklılık, orijinallik, sanat, estetik
· Kurumlara kültürel, sembolik, antropolojik,
· Araç: DaVinci’nin Liderlik Şifresi
· En iyi: Ürün tasarımı, marka yönetimi, kurumsal kültür
· Metafor: Tasarım atölyesi

5) Bilgi ve Öğrenme Perspektifi (Curiosita)
· Uzman Liderlik
· Hikmet Yalnız
· Bilgi, teknoloji, bilim, teknik, algı, gözlem, hesap odaklılık
· Değerler: Uzmanlık, derinlik, anlama, öğrenme, hikmet, öngörü
· Kurumlara zihinsel, algısal, analitik, rasyonel yaklaşımlar
· Araç: Öğrenen Organizasyon
· En iyi: Bilgi sistemleri, bilgi teknolojileri, bilgi yönetimi, ARGE
· Metafor: Beyin, fildişi kule

6) Risk ve Rekabet Perspektifi (Precauzione)
· Politik Liderlik
· Sıdıka Güven
· Risk, güç, politika, rakip, tehdit, çıkar, ideoloji, sistem, çatışma odaklılık
· Değerler: Güven, tedbir, sorgulama, sadakat, temkin, güvenilirlik, dayanışma
· Kurumlara politik, ideolojik, kritik, analitik yaklaşımlar
· Araç: SWOT (KZFT) Analizi
· En iyi: Kriz ve risk yönetimi, muhasebe
· Metafor: Parti, klik, grup

7) Yenilik ve Kaos Perspektifi (Sfumato)
· Vizyoner Liderlik
· İlhami Uçar
· Buluş, icat, keşif, yenilik, vizyon, akış, kaos, oluşum, network odaklılık
· Değerler: Esneklik, yenilik, orijinallik, keşfetme, hayal gücü,
· Kurumlara dinamik, kaotik, vizyoner, futurist yaklaşımlar
· Araç: Beyin fırtınası, Takdir edici ARGE (Appreciative Inquiry)
· En iyi: ARGE, değişim yönetimi, ürün geliştirme
· Metafor: Akış, oyun alanı, platform

8) Aksiyon ve Sonuç Perspektifi (Dimostrazione)
· Karizmatik Liderlik
· Mahmut Korkmaz
· Kar, sonuç, değişim, uygulama, aksiyon, dönüşüm, girişim, yatırım odaklılık
· Değerler: Girişimcilik, risk alma, inisiyatif, cesaret, etkinlik, bağımsızlık, atılım, hız
· Kurumlara stratejik, ekonomik, pratik, uygulamalı yaklaşımlar
· Araç: Güçlendirme, yetkilendirme
· En iyi: Strateji, Finans
· Metafor: Sürat motoru

9) Diyalog ve Denge Perspektifi (Corporalita)
· Katılımcı Liderlik
· Hilmi Sakin
· Paydaş, takım, iletişim, karşılıklı bağımlılık, aracılık, toplumsal fayda, büyük resim odaklılık
· Değerler: Diyalog, uyum, denge, meşruluk, konsensus, hoşgörü, barış, saygı
· Kurumlara toplumsal, kurumsal, kollektif, sosyal yaklaşımlar
· Araç: Sokratik Diyalog
· En iyi: Halkla İlişkiler, Sosyal sorumluluk, Kurumsal İlişkiler
· Metafor: Orkestra, yuvarlak masa

3. MODÜL: UYGULAMALI YÖNETİM BECERİLERİ

Plana göre dersin son modülü tamamen bir şirket ortamında geçiyor. Takımlar beraber çalışıyor ve proje üretiyorlar. Her takım bir Eğitim Danışmanlık firması oluyor. Firmalar kuruluyor, isimleri konuluyor, vizyon ve felsefeleri belirleniyor. Dersin son haftasında Yönetim Kurulu toplantıları düzenleniyor. Bütün sınıf yönetim kurulunu canlandırıyor. İş dünyasının simule edildiği bu toplantılarda takımlar danışmanlık firmaları olarak projelerini Yönetim Kurulu’na sunuyorlar. Takımların misyonu tam bir yönetici gelişim programı ve eğitim hazırlayarak kurula sunmak. Bu toplantılara yönetim kuruluna iş dünyasından yöneticiler, işadamları ve profesyoneller de katılıyor ve değerlendirici juri olarak görev yapıyor. Herkes eğitim danışmanlık firmasını oylarıyla değerlendiriyor ve projeyi alabilen firmalar daha yüksek değerlendirme notu almış oluyor. Bu toplantılara herkes resmi kıyafetle ve takım elbiseyle katılıyor. Bütün organizasyonu eğitim veren danışmanlık firmaları üstleniyor. Eğitimin renkli, sıradışı, doyurucu ve ufuk açıcı olması için günlerce hazırlık yapılıyor. Hoca her takımla hazırlık toplantıları, antremanlar, beyin fırtınaları ve takım koçlukları yapıyor. Farklı pedagojik formatlar ve sunum yöntemleri eğitimde birarada kullanılıyor. Herkes kendini eğitimci olarak yetiştirme imkanı buluyor. Katılımcılara eğitim kitapçıkları hediye ediliyor ve yiyecek içecek ikram ediliyor. Eğitimi verenler de konuda derinleşmiş ve uzmanlaşmış oluyor, zira en iyi öğrenme yolu öğretmekten geçiyor. Bütün bu süreç içerisinde katılımcılar iş dünyasında sürekli kullanacakları yönetim ve iletişim becerilerini öğrenmiş, öğretmiş, paylaşmış ve uygulamış oluyorlar. Seçilen ve uygulanan yönetim becerileri ve yetkinlik alanları şunlar:

1) Duygusal beceri ve yetkinlikler
· Liderlik, motivasyon, takım çalışması, iletişim, kişilik, müşteri ilişkileri, koçluk, yönlendirme, motive etme, duygusal zeka, çatışma yönetimi, NLP, kendini tanıma ve yönetme

2) Zihinsel beceri ve yetkinlikler
· Strateji, vizyon, kreatif düşünme, bilgi yönetimi, analitik düşünme, sentezci düşünme, eleştirel düşünme, karar verme, problem çözme, planlama, araştırma, okuma, uzmanlaşma

3) Fiziksel (uygulamalı) beceri ve yetkinlikler
· Zaman yönetimi, toplantı teknikleri, sunum teknikleri, proje yönetimi, kariyer yönetimi, kriz yönetimi, teknoloji yönetimi, müzakere teknikleri, delegasyon

Boğaziçi Üniversitesi Uluslarası Ticaret Bölümünde Pilot Uygulama:

Dersin tasarımı, içeriği ve planı artık tamamen hazırdı. Bir portföy hazırlayıp hemen Boğaziçi Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu’na başvurdum. Türkiye’ye gelir gelmez oluşturulan bir seçici akademik kurula akademik sunum yaptım. Sürekli gelişim ve öğrenme ilkelerini uygulayan, yeni girişimleri destekleyen Boğaziçi UBYO ve Uluslararası Ticaret Bölümü dersin açılmasını hemen onayladı ve bana her aşamada çok destek oldular. Esnekliklerinden ve bana tanıdıkları güven kredisinden dolayı onlara müteşekkirim.

Böylece Yaz Okulu 2005 döneminde Liderlik ve Yönetim Becerileri dersi INTT 488 kodu altında 3 kredilik bir ders olarak açıldı. Ancak tabii dersin açılacağı ders seçiminin yapılacağı son günlerde belli olmuştu. Zaman çok kısıtlıydı ve böyle bir dersin açılacağından kimsenin haberi yoktu. Acil duyurular lazımdı. Markalaşma ve farklılaşma ilkelerini öğrencilerimize anlatırken kendimiz de dersimizde yaşamalı ve uygulamalıydık. Tatlı bir telaşla sevgili Rasim Coşkun’la dersin ilan, afiş ve reklamlarını tasarladık. Ders için markalar ve logolar oluşturduk. Ana markamızın da yandaki olmasına karar verdik. Yaklaşık 120 adet ilanı çeşitli boyutlarda renkli olarak bastırıp Boğaziçi Kampusunun her tarafına astık.

Kısa sürede yapılması gereken çok iş vardı. Dersin okuma paketlerinin hazırlanması gerekiyordu. Bütün makaleleri üst üste koyunca binlerce sayfa ediyordu ve sıkı bir seçim yapmam gerekiyordu. Yoksa öğrenciler boyları kadar okumaları görünce dersi almaktan vazgeçebilirlerdi. Zaten okumayan bir milletin fertleri olarak kalın bir cilt gördüğümüz an benzimiz sararıyordu. Bu yüzden sevgili Sertaç Sehlikoğlu ile beraber makalelerin ve okumaların üzerinden geçtik ve elemeler yaptık. En önemli, en ilginç, en doyurucu, en güncel makaleleri seçmeye çalıştık. Dersin ana paketi ortaya çıkmıştı. Bunun yanında dört de yardımcı okuma paketi hazırladık ama bunları ancak öğrenciler isterse onlara verecektik. Bir de tabii dersin seçmeli bir kitabı vardı: Whetten ve Cameron’un hazırladıkları uygulamalı yönetim becerileri geliştirme kitabı.

En önemli işlerden biri ders için gerekli olan takımı ve kadroyu kurmaktı. Ders için üç farklı üniversiteden üç yetenekli, azimli ve öğrenmek isteyen asistan buldum. Adayları Gelişim Platformu ile beraber belirledik ve birebir mülakatla seçtik. Asistanlar kadromuz belli olmuştu: Gökhan Günay, Gani Saygı ve Emre Haliloğlu. Arkadaşlarımız dersin tasarımında, ARGEsinde, uygulamalarında bana yardımcı olacaklardı. Her hafta içerik ve ARGE ekibi olarak sürekli toplanacak, değerlendirme yapacak, gelecek derslere hazırlanacak ve sürekli üretecektik. Amatör bir ruhla ancak profesyonel bir anlayışla sürekli daha iyiye ve daha mükemmele giden yolları arayacak ve takip edecektik. Bu süreçte onlar da staj yapmış olacaklar ve derinlemesine öğrenerek kendilerini yetiştireceklerdi. Asistanlarıma çok şey borçluyum. Onlar olmasaydı bu ders bu kadar güzel ve verimli olamazdı.

Ve ders başlıyor…

İlk dersimi unutamayacağım. 21. yüzyılda yeni paradigmalardan bahsedeceğim. Kendimi inanılmaz derecede motive etmişim. Bize ayrılan sınıfa bir bakıyoruz ki mahzen gibi güneş almayan loş ve izbe bir yer. Teknolojinin esamesi okunmuyor, tahta sandalyeleri örümcek ağları sarmış. İçim cız etti. Hayal kırıklığı. Ah Boğaziçim, ah üniversitem ah.. Sen dünyada araştırma ve öğretim kalitesinde ilk 50’ye layıksın. Ama bu halde nasıl olacak da çağı yaklayacak ve dünya ile rekabet edeceğiz? Meğer Boğaziçi’nin Hisar kampusunde tadilat varmış, bu yüzden iyi sınıf kalmamış. Neyse ki sekreterlik ve bölümün özel çabalarıyla ve inisiyatifiyle bize daha yüksek teknolojili ve daha nezih bir sınıf ayarlandı. En azından bu sınıfta artık 21. yüzyıla hazırlanmaktan bahsedebilirdim!

Daha ilk derste öğrencilerimi çok sevdim ben. Yıllardır bu anın hayallerini kuruyordum. Gerçeği de hayalleri kadar güzelmiş. Hocalık çok zevkliymiş. Pırıl pırıl öğrencilerle tanışmak ve kaynaşmak için her şeye değermiş. Gözleri umutla parıldayan gençleri gördükçe coştum. Benim de umudum arttı. Yarınlara güvenle bakmaya başladım. İşte Türkiye’nin parlak geleceği demekten kendimi alamadım.

Yaz 2005 döneminde Boğaziçi Üniversitesi’nde farklı bölümlerden 20 öğrencim oldu. Birebir etkileşimi ve kaliteyi korumak için derse kota koyduk ve sadece 20 kişi aldık. Bölüm sınırlaması yoktu, her bölümden son sınıfa geçen arkadaşlar dersi seçmeli olarak alabiliyordu. Dersin açılacağı son bir iki günde belli olmasına rağmen kota doldu.

Her öğrencim ayrı bir sedefti. Her öğrencimin farklı farklı hayalleri vardı. Her öğrencimin ayrı yetkinlikleri, ayrı yetenekleri, ayrı ilgi alanları, ayrı dünyaları vardı. Ama ortak bir platformda buluşmuş ve anlamlı bir birliktelik oluşturmuştuk. Beraber gülmüş, eğlenmiş, öğrenmiş, hayaller kurmuş, yemek yemiş ve çay içmiştik. Beraber beyin fırtınaları yapmış, projeler oluşturmuş ve fikirlerimizi paylaşmıştık. Birbirimizden çok değerli şeyler öğrenmiştik. Biz bir ay gibi kısa bir sürede kenetlenen bir takım olmuştuk.

Her öğrencimin mezuniyet sonrasına dair rüyaları, planları ve umutları vardı. Her öğrencimin içinde ayrı bir cevher, ayrı bir inci vardı. Her öğrencimin gözleri ışıl ışıldı. Her öğrencimin takdir edilesi ayrı özellikleri ve güzellikleri vardı. Her öğrencimin insanlık için ve Türkiye için idealleri vardı. Onların her biriyle tanışmış olmaktan çok memnunum. Kendimi şanslı ve mutlu hissediyorum. Öyle güzel deneyimlerimiz olmuştu ki kendimi dünyanın en mutlu ve şanslı insanlarından biri sayıyordum. Hayallerimin mesleğini bulmuştum. Benim için eğitim öğretim en az araştırma kadar önemli, anlamlı ve kutsaldı.

Unutulmayacak anılar..

Derste her hafta iş dünyasından konuklarımız oldu. Farklı sektörlerden ve farklı firmalardan misafir yöneticilerimiz yaşadıklarını ve tecrübelerini bizimle paylaştılar. Dikey Kurumsal’dan Yüce Zerey Bey’in Markalaşma ve Sanat konularındaki açılım ve paylaşımları harikaydı. Fırat Oğuztürk Bey’in Uluslararası Pazarlama stratejileri ve deneyimlerini dinlemek keyif verici ve öğreticiydi. Ünlü madenci işadamı Zuhal Mansfield’ın müthiş maceralarla dolu samimi yaşam hikayesi hepimizi etkiledi ve zihnimizde yeni kapılar açtı.

Bu dersin özelliği yüzde yüz öğrenci merkezli olmasıydı. Bu yüzden derslerde arkadaşlarımıza çikolata ve kolonya ikram edildi. Öğrencilerle once samimiyet ve sağlam diyalog kurulmasına dikkat edildi. Her öğrenci derste ilk projede kendini her açıdan tanıtan yaklaşık 10 sayfalık bir bireysel tanıma formu doldurdu. Her öğrencinin özgeçmişi, okulları, kariyeri, mesleki planları, kişiliği, hedefHer öğrenci ile hemen her hafta birebir görüşülmeye çalışıldı. Birebir mülakatlarda herkesin gelecek hayallerini ve planlarını konuştuk. Herkes bu hayallerle dersin projeleri arasında bağlantılar kurdu ve dersteki projeleri kendi hayallerine ulaşmada bir sıçrama tahtası olarak kullandı. Herkes en sevdiği ve tutkunu olduğu konularda projeler ürettiği için de severek ve isteyerek çalıştı. Geceler boyu uyumayan öğrencilerin olduğuna şahit oldum. Daha önce üniversiteden ve derslerden soğumuş öğrencilerin üniversiteyi ve akademiyi tekrar sevdiğine şahit oldum.

Dersin bir başka özelliği tüm katılımcılar için yüzde yüz pozitif bir ortam sağlamasıydı. Derste yıkıcı tenkit ve ağır eleştiri yasaktı. Ders öğrencilerin güçlü yönlerini bulma, keşfetme ve inşa etme üzerine kuruluydu. Ülkemizin ortamında yeterince olumsuzluk ve eksiklik vardı. Her şeye rağmen pozitife odaklanırsak ve enerjimizi öğrencilerimizin güçlü yönlerini, yeteneklerini, faziletlerini bulmaya, görmeye, teşvik etmeye ve açığa çıkarmaya harcarsak onlar güçlü liderler ve başarılı profesyoneller olabilirlerdi. Eğitim sistemimizde eksik yönler ve problemler üzerinde o kadar duruyoruz ki; bazen fırsatları, açılımları, avantajları gözden kaçırıyoruz. Pozitif ve yapıcı bir ortamda herkes olabileceğinin en iyisini olmaya adaydı. Herkes eteğindeki becerileri korkusuzca ortaya döktü ve paylaştı. Öğrencilerimin hatalarından çok doğrularını yakaladım ve teşvik ettim. Yaptıkları projelerde geri beslemede bulunurken motive edici ve cesaretlendirici olmaya özel gayret gösterdim. Öğrencilerimden bazıları böyle teşvik edici bir yaklaşımın üniversitede alıştıkları bir yaklaşım olmadığını dile getirdi. Öğrencileri not verilecek bir istatistik, sınav uygulanacak birer denek olarak gören hocalar öğrencileri ilk dersten soğutuyordu. Korku ve stresin baskın olduğu bir ortamda öğrenciler potansiyellerinin % 20’sini kullanabilirken; sevgi, motivasyon ve umudun baskın olduğu bir ortamda kullanılan potansiyel % 90’lara çıkıyordu. Ortaya çıkan güzel sonuçları ve harika performansı bu yaz bizzat gözlerimle gördüm.
Derste farklı yöntemleri mümkün olduğunca birarada kullandık. Derslerde bazen kukla şovlar izledik, bazen oyunlar oynadık. Bazen Hollywood filmlerinden kesitler izledik, bazen de çizgi filmler. Hatta Kurtlar Vadisi’ni dahi izleyip liderlik tarzlarını analiz ettik. Takım deneyleri ve simulasyonlar yaptık. Bolca güldük ve eğlendik. Yaratıcılık ve keşif ancak eğlenceli öğrenme ortamlarında açığa çıkabilirdi. Bu yüzden mümkün olduğunca farklı aktiviteler yaptık. Bazı derslerde Güney kampuse indik ve dersi Boğaza nazır meşhur çimenlerimizde yaptık. Doğrusu çok da zevkli oldu. Takımlar çimenler üzerinde şirket kurdular, şirket politikalarını belirlediler, iş planları ürettiler, eğitimler tasarladılar. Bu sırada çimenlerde her öğrencimle birebir projeleri üzerinde görüştüm ve onlara koçluk yaptım.
Rüya gibi bir dersti. Her güzel olan şey gibi bu rüya da çabuk bitti. Beş hafta su gibi akıp geçti. Tam birbirimize alışmış ve kenetlenmişken, tam harika bir takım olmuşken yaz okulu bitti ve son haftaya girdik. Yönetim kurulu toplantıları harika geçti. İnci Eğitim Danışmanlık reklamlarıyla, kişilik tipleriyle, taksici Mehmet amcayla Yönetim Kurulu toplantımıza renk kattı. Motif Enesis Danışmanlık, Türk tarihinden ve kültür mirasımızdan 21. yüzyıla harika köprüler kurdu ve Türk Yönetim Modeli üzerine kafa yormamızı sağladı. Lezzetli Türk sarması ikramlarını da unutmamak lazım! Babil Danışmanlık, takım çalışmasını mükemmel şekilde yaşadı ve filmlerle, esprilerle, müziklerle hepimize yaşattı.

Ve son gün gelip çattı. Son gün için asistanlarımla her zamanki gibi yoğun bir hazırlık yaptık. Herkese özel sertifikalar tasarladık ve hazırladık. Öğrencilerimiz için asıl sürprizimiz ise onlar için hazırladığımız CD idi. Derste bu CD Rom’un onlar için çok yararlı ve kalıcı bir armağan olacağını, yönetim adına nesilden nesile aktarılabilecek “evladiyelik” bir CD Rom olacağını söylediğimde hepimiz epey gülmüştük. Bu anının hatırasına dersin CD’sine “Evladiyelik CD” adını verdik. CD içinde dersin sunumları, broşürleri, en kaynakları, okumaları, vaka çalışmaları, videoları, müzikleri yer alıyordu. CD için özel olarak sabahlara kadar oturup amatör hatıra videolar da çektik. Asistanım Gökhan sağolsun! Dokuz boyuttan öğrenciler için tavsiyelerde bulunup bunları kameraya aktardık. Rol yapma kabiliyetim bu süreçte epey inkişaf etti; Türk tiyatrosundan ve televizyonlarından gelebilecek tekliflere açığım!

Son gün sertifika töreninde her öğrencimi teker teker tebrik ettim. Herkesten hayallerinin peşinden gitmesini istedim. Törenin ardından Boğaziçi servis dolmuşuyla Arnavutköy Belediye tesislerine gittik ve beraber final yemeğimizi yedik. Öğrencilerimi şimdiden özledim. Onları çok seviyorum. Kısa ama rüya gibi bir yaz paylaştık hep beraber. Bir ömür boyu hatırlanacak tatlılıkta anılar hafızamızda. Dersin tadı damağımızda. Buruk bir tebessüm dudaklarımızda. Bizi birbirimize bağlayan bir sevgi kalplerimizde.

21. yüzyılda bir Yönetim Dersi hayal ediyorum…

TOP 100 LİSTESİ: 21. Yüzyıl Yönetim Dersi için 100 özellik

21. Yüzyılın Yönetim ve Liderlik dersleri bugünkülere kıyasla çok
DAHA FAZLA:
1. Öğrenci odaklı ve öğrenci merkezli
2. Küresel, uluslararası ve kültürlerarası
3. Yenilikçi ve sıradışı
4. Bütüncül ve senteze dayalı
5. Pozitif, moral verici, motive edici
6. Uygulamalı ve pratik
7. Disiplinler arası köprüler kuran
8. Gerçek projelerin geliştirildiği, sınıf ortamının dışına çıkılan
9. İnteraktif ve katılımcılığı teşvik eden
10. Birebir özelleştirilmiş
11. Simulasyonlu, deneyli ve denemeli
12. Multimedya, teknoloji, görsel ve video destekli
13. Yeşil, doğa, sürdürülebilirlik, insan hakları, insani gelişim gibi sosyal ve küresel konulara önem veren
14. İnsan odaklı ve sevgi merkezli
15. Dayanışmaya dayalı
16. Yaratıcılığı teşvik edici
17. Geleceği kucaklayıcı
18. Etik ve ahlakı vurgulayan
19. Dinamik, esnek ve sürekli geliştirilen, adapte edilen
20. Sistemci, kompleks ve çok boyutlu düşünmeyi sağlayan
21. Yetkinlik ve beceri geliştirici
22. Takım çalışmasına dayalı
23. Performans değerlendirmeli
24. Kafeterya tarzı opsiyonlu ve seçenekli
25. Sosyal sorumluluğu ve sosyal yeniliği teşvik edici
26. Değerler merkezli
27. Derinlik, sanat ve anlam odaklı
28. İş dünyasıyla içiçe olan
29. Bireysel inisiyatifi esas alan
30. Bireyin kendini tanımasını sağlayan
31. Teori ile pratik arasında köprüler kuran
32. Derinlemesine düşündüren, sorgulatan, merak ettiren
33. Ruhsallığa ve insan ruhuna daha fazla önem veren
34. İnsanlar arası iletişimi vurgulayan ve iyileştiren
35. Stratejik bilgi üretimini sağlayan
36. Araştırmayı, soru sormayı, bilgi toplamayı teşvik eden
37. Gönüllülük esasına dayalı ve gönüllülüğü yeşerten
38. İnsanı tüm yönleriyle(zihinsel, duygusal, fiziksel, ruhsal) esas alan
39. Ufuk açıcı ve vizyon oluşturucu
40. Eğitim ihtiyaç analizine dayalı, bol ölçümlü ve değerlendirmeli
41. Gelenekle geleceği buluşturan
42. Farklılıklara saygılı
43. Hedef, sonuç ve performans odaklı
44. Bireysel düzeyde ve grup düzeyinde öğrenme platformları oluşturan
45. Orijinal fikirler yeşertici
46. Farklılıkları buluşturucu, dengeleyici ve zenginliğe dönüştürücü
47. Ulusal bilinci ve kültürü geliştirici
48. Yerel kültüre önem veren, öz değerlere vurgu yapan
49. Değişimi ve dönüşümü tetikleyen
50. Beyin fırtınaları yaptıran
51. Yoğun deneyimler yaşatan
52. Renkli ve eğlenceli
53. Öğrenciyi güçlendiren, yetkilendiren, aktif hale getiren
54. Bağlantılar ve analojiler kurduran
55. Yüksek teknolojiyi ve Interneti kullanan ve kullandıran
56. Birebir etkileşimli ve herkesin birbirinden olumlu etkilendiği
57. Kaliteli ve yapıcı geri beslemede bulunan
58. Anlamlı katkılar oluşturan, etkisi olan
59. Mikro ve makro sistemler arası bağlantılar kuran
60. Tekdüze olmayan, çeşitliliği barındıran
61. Yüksek hedefleri zorlayan, hayalleri gerçeğe dönüştüren
62. Pozitif grup dinamiklerini harekete geçiren
63. Koçluk ve yönlendirmeye dayalı
64. Kültürel farkındalığı arttırıcı
65. Akademik düzeyi ve bilimsel bilinci arttırıcı, teorilerin derinine inen
66. Kritik düşünmeyi ve sorgulamayı geliştiren
67. Profesyonel düşünmeyi geliştiren
68. Sosyal ve analitik becerileri birlikte geliştiren
69. Kişilik farklılıklarını hesaba katan
70. Sosyal bilimler farkındalığını arttıran
71. Paradigma değişimini yansıtan
72. Bol yazma ve bol okuma fırsatları sağlayan
73. İçinde yaşanan çağı okuma fırsatı veren
74. Kişisel değerlendirme, günlük tutma ve portföye dayalı
75. Sivil toplum anlayışını ve sosyal sorumluluğu geliştiren
76. Sosyal liderlik ve girişimciliği geliştiren
77. Toplum için, insanlık için, çevre için fayda üreten
78. Liderlik üzerine derinlemesine düşündüren
79. Herkesin kendi liderlik tarzını keşfetmesini sağlayan
80. Kişinin güçlü ve zayıf yönlerini bulmasını sağlayan
81. Grup ve kurum dinamiklerini ve işleyişini gösteren
82. Organizasyonlarla ilgili farkındalığı arttıran
83. Ülkenin gelişimi için sorumluluk bilinci uyandıran
84. Kişisel gelişimi destekleyen aynı zamanda tevazuyu geliştiren
85. Yaşam boyu öğrenme bilinci oluşturan, meslek için değil hayat için eğitim veren
86. Sunum becerilerini geliştiren, Yazılı ve sözlü iletişimi geliştiren
87. Aklı, kalbi ve ruhu besleyen, tatmin eden, eğiten
88. Kurumsal gelişim ilkelerini ve süreçlerini öğreten
89. Organizasyonların durumlarını sistematik analiz etmeyi sağlayan
90. Strateji geliştirmeyi ve stratejik düşünmeyi vurgulayan
91. Örnek vakalarla ve hayattan örneklerle konuları destekleyen
92. Danışmanlık ve koçluk becerilerini geliştiren
93. Problem çözme ve karar verme yetkinliklerini geliştiren
94. Kurumlara yön verebilen ve vizyon geliştirebilen
95. Tüm paydaşların ilgi, çıkar ve perspektiflerini göz önüne alan
96. Katılımcıların birbirinden öğrenmesi için platformlar geliştiren
97. İnkübatör projeler, ARGEler ve girişimler için destek sağlayan
98. Herkesin güçlü yönlerini buluşturan ve sinerji oluşturan
99. Hoca öğrenci ilişkisinin samimi, bütüncül ve ömür boyu süren kaliteli bir usta çırak ilişkisi olduğu
100. Ülkenin ihtiyacı olan genç girişimcileri, profesyonelleri, küresel liderleri, sosyal liderleri çok boyutlu yetiştiren, geliştiren ve geleceğe hazırlayan
DERSLER OLMALI.
21. yüzyılı kucaklamak için üniversitelerimiz ve eğitimimiz kritik bir öneme sahip. Şu an eğitim yöntemlerimiz ne yazık ki çoğunluk itibarı ile tıkanmış, kısırlaşmış ve köhnemiş durumda. Ezberci yöntemlerle ve kuru bilgiye dayalı sınav sistemiyle hiçbir yere varamayız. Şu anki eğitim yöntemlerimizi at arabasına benzetirsek, geleceği kucaklamak için en az uçak hızında teknolojilere ve yöntemlere sahip olmamız gerektiğini söyleyebiliriz. Geleceğin profesyonellerini ve yarının liderlerini yetiştirmek için yepyeni paradigmalar ve zihinsel bir devrim gerekiyor. Liderler sınıfta tekdüze ders anlatarak yetiştirilemez. Dünyada yönetici yetiştirme alanında geliştirilen en son teknolojileri ve yöntemleri acilen ülkemize adapte etmeli ve kendimiz daha iyilerini geliştirmeliyiz. Bu konuda bütün akademisyenlere, eğitimcilere, yöneticilere ve profesyonellere görev düşüyor. Bu önemli konuda küçük de olsa anlamlı bir katkı yapabilmek için bu makaleyi kaleme aldım. Yöneticilere ve profesyonellere eğitim verecek ve yol gösterecek kişiler ve kurumlar için ufuk açıcı ve faydalı olabildiysem ne mutlu bana!


FAHRİ KARAKAŞ, MCGİLL ÜNİVERSİTESİ, AĞUSTOS 2005@


ÖGRENCILERDEN DERSLE ILGILI MEKTUPLAR VE YORUMLAR

“Dersler başlamadan bu derste:
- "insanları birşeye yönlendirmek için şunları yapmalısınız"
- "bir kişiye evet dedirtmek için şu yöntemleri kullanmalısınız"
- "şunları yapan yönetici en iyi liderdir"
gibi kalıplaşmış şeyler beklemiştim. Bunların aksine siz liderlik ve yönetim olayına daha farklı açılardan bakmamızı sağladınız. Insanların herbirinin farklı olduğunu, herkesin farklı bir kişilik motifi olduğunu gösterdiniz. İlk derslerde "Bilimde ve Dünyada Yeni Pradigmalar" gibi konuların liderlik ve yönetimle ne alakası var diye de düşünmüştüm. Ama özellikle yaz tatilinde kurs paketini okuyunca bunların bizim için ne kadar gerekli olduğunu anladım. Ders işleyiş tarzınız çok farklıydı ve bence de olması gereken de sizin tarzınız. Öğrenciyle içiçe olmanız, sürekli feedback vererek kendimizi geliştirmemize yardımcı olmanız, dersi video, karikatür, mini tiyatro gibi faaliyetlerle renklendirmeniz ve hitap sekliniz çok çok iyiydi. Kaos teorisi, quantum yaklaşımı, kişilik motifleri başta olmak üzere derste öğrendiğimiz hemen herşeyi (panarchy modeli hariç) hatırlıyorum.”
Bekir AKSOY

“Her ne kadar derse geç katılsam da çağdaş eğitim nasıl olmalı gerçekten anladım. "karşılıklı diyalog", paylaşım, takım çalışması, özveri, iyi niyet ve karşılıklı güven ile eğlence benim için bu dersi tarif etmek için kullanılacak kelimeler olarak hafızamda yer etti. Bu ders hayatımda neleri değiştirdi sorusuna verdiğim cevap her gün değişiyor. Her gün bir yeni bakış açısı daha ekleyebiliyorum bu dersin bende neleri değiştirdiğine. Bence en önemli değişiklik bu oldu benim için. Bir resme daha bütüncül bakabiliyorum. Büyük resmi görebiliyorum. İnanın bu zamana kadar benimle aynı düşünceleri paylaşmayan insanlara pek olumlu bakmıyordum fakat şimdi onlarla yakın ilişkiler kurmakta zorlanmıyorum, farklılıkları zenginlik olarak görüyorum. Bu zamana kadar inanmak başarmanın yarısıdır sözü bana hep saçma gelirdi. Şimdi de saçma geliyor çünkü "inanmak" başarmak diyorum ben. Alışılagelmiş, kalıplaşmış fikir ve düşünceler ile sistemlerin bizi olduğumuz yerde bırakacağını rahatlıkla göriyorum. Değişimin ne kadar hızlı olduğunu ve bu değişimin neresinde olduğumu takip ediyorum. Yani "kendimi tanıma ve bilme adına adımlar atıyorum. Daha doğrusu kendm için geniş bir SWOT analizi yapıyorum artık. Dersten aklımda kalanlar, Zuhal Mansfield hanımın konuşması, yapılan prezentasyonlar, ikram çikolatalar, derse gelen öğrencilere ikram ettiğiniz nişan ikramlarınız, derslerden sıkıldığımda izlediğimiz animasyon ve reklam filmleri ve tabi ki aldığımız sertifikalar....”
S. UĞUZ

“Deneyim bizim ilk kriterimizse, eksiklerine rağmen ellerinize sağlık. Olumlu anlamda takdire şayan ve geliştirilerek yaşatılmayı kesinlikle hakediyor. Ayrıca, sınavsız sistemle de insanların ellerinden geleni yapabildiklerini gösteren yegane örneklerden -kendime adıma konuşuyorum. Ayrıca sahip olduğunuz sevgi potansiyeli de bu işin içine girince bizden beklediğinizi almanız umarım hiç zor olmamıştır. Kendimi hiç sosyal hizmetlere yatkın bilmezdim, ancak düşününce o kadar da uzak olmadığı gözüktü. Yargısız bir kişiye karşı hayal pompalarımın hala pompaladıklarını görmek mutlu etti beni. Yansıtmaya çalıştığınız daha iyi dünya çizgisinde, benim daha yolun başında bile olmadığımı göstermeniz beni endişelendirse de yine de mutlu oldum tek tabanca, uçuk hayalperest olmadığıma. Tek taraflı yüklemelerde kalıpları yutmadığımda duyduğum üzüntüyü etkileşimli dersinizde hiç mi hiç hissetmedim. Hayatımda motivasyonun ne kadar da fazla önem taşıdığına çok daha fazla inandım. Hayallerimin şimdiden bana birşeyler kazandırabildiğni görebilmenin zevkini size nasıl anlatayım ki? Diğer öğrencilere tavsiye eder misiniz derseniz, cevabım kesinlikle hayır!!! Onları bu dersi almaya mecbur kılarım, aldığımız o kadar anlamsız ders var ki, ne desem bu hususta kesinlikle kaba kaçacaktır, bu sebeple zorunlu mecburiyet tarzında herkese bir tablet tattırılması gereken ve isteklilerle kesinlikle küre devam edilmesi gereken bir ders. Öğrendiklerimizi silin ve sadece etkileşim ve teneffüs edilen havası bile insana iyi ki Boğaziçi’ne gelmişim dedirttiriyor. Bu ders kamp usulü bile işlenebilir, hatta bence harika olur. (Fahri Hoca'yla bir yaz kampında devri yönetim.. hayali bile çok hoş).

Ercan Karakeçe

“Çok Sevgili Fahri Hocam!

Leadership & Management Skills, ders adı bile etkileyici, ismiyle tamamiyle örtüşen bir ders. Size lider olabilmenin yollarını açan, takım oyuncusu olmanın bile bir lider vasfı olduğunu öğreten; aldığınız sorumluluğun, sizi "siz" yapan belirleyici bir değer olduğunu her defasında vurgulayan, yönlendirici olmaktan daha çok teşvik edici, kesinlikle karşılıklı etkileşimi amaç edinen, dersin temelleri üzerine her kişinin şahsına münhasır güzellikler ekleyebileceği, kişinin kendisinde var olan fakat o güne değin ortaya çıkaramadığı güzellikleri, potansiyeli, özveriyi ve hatta neşeyi gözler önüne seren tamamiyle pozitif enerji kaynağı bir ders... Esasında bu ders yorumları, dersi alma şansını yakalayan bir avuç insanın her toplanma esnasında gözlerinden okunuyordu. Okulda kimsenin olmadığı bir vakitte yoklama olmadan yüzde yüz katılımın sağlanması da bir kanıttır dersin bize verdikleri açısından. Insanları oldukları gibi kabul etme güzelliğini kazandırdı bize. (9mindsets) Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını. Durmadan gelişmeyi ve ilerlemeyi arzulamak gerektiğini ve üretken bir birey olma yolunda daha nice dopdolu pratikler yaşandı. Her öğrenci tamamiyle bu "benim" diyebileceği projeler sundu hoca makamına, ve hoca makamından hocalığa yakışacak arkadaşca dostça olumlu tenkitler alındı. Hepimiz gördük, ilk verilen projelerle takip eden projeler arasında olumlu farkları. Cesaret veren teşvik eden yorumların bir gençliği nasıl kendine getirebileceği ve hayallerinin arkasında durarak onları her türlü yabancı fakat dost kıyılara ulaştırabileceğini öğrendik. Bir çoğu birbirini yeni tanımış arkadaş gruplar oluşturarak eğitim semineri verdiler hem misafirlerine hem de kendilerine. Herkeste bir özveri mevcuttu ve bu hem sözlerden hem de bakışlardan hemde duruşlardan okunabiliyordu. Bu dersin tek eksiği bir aylık bir kısa dilime sığdırılmak zorunda kalınışıydı bence. Zorunlu bir ders olsun demiyorum biliyorum ki bu seçmeli derse talep her zaman beklenenden fazla olacaktır.

İrfan AKDAĞ

“Format olarak bir ilkti, daha once böyle bir ders almadım üniversite sınırları içinde. Bir derse gelirken çok nadiren heyecan duymuşumdur, ama bu ders o nadir derslerden biriydi, bunun da en büyük sebebi ders olarak görmememdi belki, güzel bir zaman geçirme dilimi olarak gördüm. Edindiğim bilgilerin ötesinde, dersin formatı, sizin tarzınız, insanlarla iletişim kurmanız, guleryüzünüz ve istikrarınız benim aklımda kalanlar. Nasıl bir deneyim deyince öğreticiden çok "şaşırtıcı" kelimesini kullanmak istiyorum:) Hayatımda değişen şey: Sizi inceledim genel olarak ders süresince, çok genç bir insanin cok iyi seyler basarabiligini gordum, çok stresli bir hayatı olsa da nasıl herşeyi profesyonel olarak saklayıp güleryüzlü olabildiğini gördüm. İşletme derslerine karşi olan ilgim artti. Daha once master düşünmüyordum, şu anda acaba işletme masteri yapsam mı diye ara ara düşünüyorum. Sanırım en büyük değişiklik de bu son dediğim şey:)

Ece ERCEL

“Ilk kez bir derse isteyerek ve yeni birşeyler öğreneceğim heyecanıyla gitmiş oldum. Belki senelerce biraraya getiremiceğim deneyimleri bu kadar kısa bir sürede yaptım ve zamanı verimli kullandım. İlk kez kendi hayal gücümü kattığım bir proje deneyimi oldu ve çok mutlu oldum. Konuşmacılarla renklenmiş ve gerçek iş hayatını anlamama başka tecrübeler yardımcı olmuş oldu. Daha pozitif, insan ilişkilerine önem veren, kendine güvenen, kararlı ve istekli biri olduğuma inanıyorum. Bir de herşeye kendimden başlamam gerektiğini anladım. En çok aklımda kalanlar 9 mindsets, yöneticide olması gereken özellikler, The Corporation, kapitalizmin hataları ve çökmeye başlaması..”
Sultan YILDIRIM

“Açıkçası zor oldu benim için bu derse ve tarzınıza alışmak farklı gelmişti çünkü bana, oldukça farklı. Ne bileyim stres, sıkıntı yoktu mesela. Sizin yüzünüzü bir kezbile asık görmedim. Hiç mi hayal kirikliğına uramadiniz bir ay boyunca ya da hiçmi moraliniz bozuk olmadı? Mutlaka ufak da olsa yolunda gitmeyen bir şeyler olmuştur hayatınızda, ama sizde ne o bazı hocalara özgü kapristen eser vardı, nede biz öğrencileri kural bozmaya itecek davranışlar. Belki de bu yüzden böylebir iz bıraktınız bizde. Çok büyük bir emekti sizinki. Bu emeğe karşılık vermemek çok büyük saygısızlık olurdu. Bu yüzden herkes elinden geleni yaptı, buyüzden kimse "aman uğraşamam ben, bunu da yapmayayım ne olacak" demedi herkes elinden gelenin en fazlasını yaptı. Çünkü herşeyin başı emekti ve biz bunubiliyorduk. Derse ve projelere gelince..ders yönetim dersiydi, ama siz bize bir şirket yönetmeyi öğretmediniz. Bize öncekendimizi tanıttınız başka deyişle kendimizi yönetmeyi öğrettiniz. 9 motifi anlatırken demiştiniz ki bunlarla hemen çevrenizdekileri değerlendirmeyin ayyytipik annem iste, ya da ayy ayni X gibi yorumlardan uzak durun, önce kendinizideğerlendirin. Yani bu sayede kendimizi keşfettik biz. Çıkış noktası doğru seçilmişti bence çünkükendini tanimayan, davranışlarını kontrol edemeyen bir insandan şirketleri, projeleri yönetmesi nasıl beklenebilirdi ki. Siz bizim icimizde var olan gücü ortaya cikardiniz. Projelerde beklediginiz seyler kitaplarda yoktu. Herşey biz, içimizdeki güç vehayallerimizden, yapmaya söylemeye bir türlü cesaret edemediğimiz şeylerden ibaretti (yani kendi adıma). Siz bize bir değnek verdiniz ve bize onu kullanmayive sihirli hale getirmeyi öğrettiniz. Benden bu kadar iste, daha ne diyeyim ki:) Kısa, güzel ve değisik bir tecrübeydi...Hepinize sevgiler”
SinemYILDIZ
Merhabalar hocam
Şöyle baslayayım bu ders daha once hiç yaz okulu deneyimi olmayan benim için kesinlikle cok farklı bir tecrübeydi. Yazin olmasi sebebiyle değil tamamen farkli bir ders fenomeni olduğu icin. Öğrenci derse ilk girdiğinde hocayi onunla savaşıp ondan ne kadar not koparsam kardır mentalitesinde olup, hocayi düşman olarak görür. Lakin bunda salt suç öğrencinin degil ayni zamanda sağolsun dersini ve kendini öcü, sadist olarak lanse eden ya da en azindan o izlenimi veren hocalarin da payı var. Bir insana zorla ders çalıştıramazsınız.

Çok ders biliyorum ki öğrenciler bir şey öğrenme hevesinden çok uzak, sadece dersi geçmek icin yeterli bilgi altyapısına sahip olmaya calıştıklarından isteksizce kitaplarını karıştırıyorlar. Birçok dersin olumsuz yanı olarak gorulebilecek bu durum bizim dersimizin tam tersi olarak en güçlü yanlarindan biriydi. Sınav donemi de yaklaştı 1 2 derse gireyim bari anlayışında olup da sonradan derse girenler bile çabucak motive olup gayet istekli tavırlar sergiledi. Her derse istekli geliyordum çünkü hiçbir ders bir diğerinin aynısı değildi. Her hafta bir değisiklik bir orjinallik vardı, ama konuşmacılar ama ikramlar ama birebir mülakatlar ama grup çalışmaları vs.
Şahsım adına edindiğim şeylerden en önemlisi sanirim pozitif düşünmeme vesile oldu. Artık gözümde hiçbir şeyi büyütmüyorum. Problemlerin üzerine daha istekli gidiyorum. Galiba konuşmacımız Zuhal Hanım'ın da dediği gibi kafamdaki kapatma düğmesini bulmaya başladım. Ama insan motivasyonunu çabuk kaybediyor galiba düzenli olarak sizin gibi pozitif enerji yayan insanlarla muhatap olmak gerekiyor sanırım:)
Mezun olacağım son bir ders almam gerekiyor diyen bir insana bile ilk tavsiye edeceğim ders kuşkusuz bu olacak. Insanlar yaz okullarında kendi bölüm derslerinden fedakarlık edip bu ders için daha fazla efor sarf ettiler, hatta bu derslerinden kalanlar bile oldu. Sevilmeyen bir ders için kimse bunu yapmaz.
Zaman sınırlaması olmasaydı yani bu ders dönem içinde verilseydi çok daha verimli olabilirdi. Gerçekten de bir bardak suda fırtınalar koparmaya çalıştık. Çok kısa bir zaman diliminde çok fazla şey öğretildi ve en az bu kadarı da aktarılamadı. Onun dışında birçok şeyin çok başarılı olduğunu söyleyebilirım.
Gani SAYGI
“Hayatımda Ağustosun ortasına kadar yogun çalışma programı içerisinde dinlenme firsati bulamadığım bir yazın bu denli keyifli geçeceğini düşünemezdim. Çok güzel paylaşımlar, değişik tecrübeler yaşadık. Kendimizi daha iyi öğrenme, önümüzdeki yıllar için büyük bir artı. Yunus Emre ne demişti, "ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir".
Ve kendimizi tanımaya başladık.. Önümüze gelen alternatif projeler ve projeler icindeki esnek yapı kendimizi ortaya koyma fırsatı verdi bizlere. İstediğimizi yapabilme, insiyatif alabilme, gidişe yön verme, proaktif olma ve heyecan kazanma. Grup çalışmalarında ve yönetim kurulu toplantılarında kriz yönetimi, koordinasyon, zaman yonetimi, stresle başa çıkma, etkin sunuş becerilerini kazandık. Fikir üretme, yenilikçi ve sıradışı olma, pozitif moral motivasyon, öğrenci(insan)-sevgi-saygi-dayanışma merkezli ortam ve katılımcı, çoğulcu öğrenme.. Hayatı (dersi) renklendirme adına rutinden sıyrılış; simulasyonlu, görsel destekli, uygulamalı içerik; buna paralel ders dışı aktiviteler (cafede çay icerken durum değerlendirmeleri, çimenlerde proje geliştirme vs).. Hayatı renklendirme.. Kompleks düşünce tarzı, sentezci ve analizci yaklaşımlar, araştırmacı ve üretici yön.. Toplum icinde birey duruşu, hayattan zevk alma, yaşama ve yaşatma arzusuyla dolma, maddeci ve çıkarcı anlayışlardan sıyrılma ve insanlık adına mal olan projeler üretme ve aksiyoner olma.. Ne yapmam gerektiğini ve ne yaparsam mutlu olabileciğimi daha iyi biliyorum artik. Daha mutluyum ve daha pozitif bakabiliyorum hayata. İnsanlık adina değer üretebilme en büyük hayalim. Sizler gibi.. Özellikle Sinem’in "Güneşin çocukları" projesi hala aklımda.. Arkadaşlıklar çok güzeldi. Şebnem Ferah bir şarkısında şöyle diyordu:
"Teşekkürler büyüyorum sizinle..." Teşekkürler Fahri Hocama, tesekkurler her birinize..”

Gökhan GÜNAY
“Merhaba hocam,

Bu dersi alış hikayemizi anlatmak istiyorum, yaz okulunda cafede arkadaşlar oturuyordu ve international trade'ın bir ders açtığını söylediler. Biz de ilk başta bölümüzle çok alakası olmadığını düşündük çünkü biz eğitim fakültesindendik ve uluslarası ticaretten bir ders.. Sonra ilk derse girelim sonra begenmezsek almayız diye düşündük, ders 17-20 arasındaydı. Yazın sıcağında 3 saat nasıl geçer diye düşündük ama yine de gittik.. Sonuç: 3 saatin nasıl geçtiğini anlamamıştık, çünkü karşımızda klasik hocalardan biri yoktu, gerçekten bize çok şeyler vermek için çaba harcayan bir insan vardı, sanki hiç yorulmuyordu, ve sonra biz dersi almaya karar verdik. Ama bu sefer de danışmanımız programımızı reddetmişti, çünkü uluslararası ticaret bölümünden ders alamıyormuşuz.. Ama biz bu dersi almak istiyorduk, yılmadık, bölümüz hocalarına kabul ettirmek için uğraştık ama olmadı, bi türlü kabul etmiyorlardı.. Biz de kayıt işlerine gitmeye karar vermiştik durumu öğrenmek için.. Kendimizi rektör yardımcısının odasında bulduk. Gülen Hanım bizi çok sıcak karşıladı ve bizi dinledi, dersin adını sordu bize biz de " Leadership in Management Skills" dedik, bu dersin öğretmenler için ne kadar önemli olabileceği konusunda konuştu bizimle ve dersi sadece birtakım yanlış anlamalar yüzünden alamadığımız öğrendik, hemen o anda Gülen Hanım Eğitim Fakültesi'ni aradı ve sorun çözülmüştü... Iyiki bu dersi alabilmek için uğraşmışız, çünkü gerçekten buna değdiğine inanıyorum. 21. yüzyılda değişen paradigmalar üzerine hiç kafa yormamıştım daha önce, fizik öğretmenliği bölümünde öğrenciyim, kuantumu derslerde bir şekilde görüyorduk ama ben kuantumun bütün bilim dallarına (özellikle sosyal bilimleri) bu kadar etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim. Kişilik modelleri kendimizi tanımamıza yardımcı oldu diyebilirim, ve daha birçok şey..

Fahri Hocam herşey için çok teşekkürler..." Tayyibe BARDAKÇI

Ve herşey dersimizin asistanı ve benim de iyi bir arkadaşım olan Gani SAYGI ile yaz okulu baslangıcında, hatta hatta normal kayıtlar bitmiş ADD-DROP başlamak üzereyken, muhabbet etmemizle basladı. Ben şu dersi alıyorum ama memnun değilim bırakacağım, dedim, Gani de şöyle şöyle bir ders var, bende o dersin asistanıyım, dersi veren hoca sırf bizlere birşeyler öğretmek için bu dersi açtı diye kısa bir açıklamasını yaparak, bu dersi alırsam memnun kalacağım konusunda bana tavsiye etti. Bu dersi almadan önce aldığım ders çok kolay ve not olarak düşünülecek olursa –ülkemizde eğitim deyince aklımıza yüksek not ve yüksek ortalama gelir bu arada- çok çok yüksek not gelecek bir dersti. Ama transkriptime yüksek not haricinde, kendime birşeyler katabilirmiydim o da ayrı sorgulanması gereken bir durum tabiki. Velasıl ben arkadaslara “şu dersi bıraktım ve Liderlik ve Yönetim Becerileri dersini almaya başladım” dediğimde bir posta enayi, salak muamelesi gördüm açıkcası. Nedeni ise rahatlıkla yüksek not alacağım bir dersi bırakıp haftada 6 saat olan hiç bilinmedik bir dersi almış olmam.. Ama şunu bilmiyorlardı ki ben kendime çok şey katabileceğim bir fırsat bulmuştum ve bu fırsatı kaçırmak istemiyordum. Sonuçta insan kendini geliştirirse başarıya ulaşır ve saygınlık görür.

Ve ilk ders... Sınıfı zar zor buldum ve kapıdan içeri girdiğimde çok çok genç bir hoca buldum karşımda. Açıkçası bu kadar genç bir hoca beklememiştim. Hele hele dersin adı ile kıyasladığımda, ders hocasının yılların deneyimi olan, birisi olarak tahmin ediyordum. En azından 35-40 yaşlarında birisidir diye düşünüyordum. Derse girer girmez gülümseyen bir yüz bizi “hoşgeldiniz arkadaşlar” diye karşıladı ve hemen yeni gelen arkadaşlarımızı da tanıyalım diyerek başladı derse. Liseden gelen bir alışkanlık olsa gerek arka sıralarda oturmayı çok severim. Fahri Hocamız ile ilk karşılaştığım derste de her zamanki geleneğimi bozmayıp arkalarda bir yer buldum oturacak kendime. Ve dersin ilk dakikaları.. Paradigmalar, Gurular, Kaos teorisi, Mintzberg’ler havada uçuşuyor, bunun yanında bir de ilk projeniz şu ikinci projeniz şu diye hocamızda başlamaz mı? Bu tanımlar ne demek? Mintzberg kim? Kaos teorisi nasıl bişi? Bu kadar dar zamanda bu kadar projeyi nasıl yetiştiririm? İlk aklımdan geçen sorulardı. Bunların yanında; bir yığın makale, okuma parçası ve yaklaşık 10 sayfalık öğrenci tanıma formları kucağımda yığılmış bir şekilde duruyordum öyle sınıfta. Açıkçası ben nasıl bir derse geldim, hata mı yaptım yoksa diye düşünmedim değil. Bir müddet sonra ise “The Corporation” belgeseli.. meğer dünya da neler oluyormuş, neler dönüyormuş da haberimiz yokmuş. Tek kelimeyle muhteşem ve bir o kadar da düşündürücü bir belgeseldi.

Ve dersler akıp gitmeye başladı... İlk gün bu nasıl ders diye dizlerimin titrediği fakat bir o kadar da heyecanlandığım bu ders o kadar zevkli geçiyordu ki, derslere gelme alışkanlığı olmayan Gürsu, hiç bir dersi güzel bir uyku çekmeden tamamlamayan Gürsu –uyku hastalığının bunda etkisi büyük-, nasıl olduysa “Liderlik ve Yönetim Becerileri” dersinin sadece bir dersini kaçırmıştı. Ve topu topu iki derste çok kısa süreli şekerlemeler yapmıştı. Ve ikisinde de Fahri Hocamız kolonyası ile yardımına koşmuştu Gürsu’nun. Üstelik Salı ve Perşembe günleri sırf bu ders için 13:00’den 17:00’ye kadar kampuste bekler olmuştum. Aldığım bu ders gerçekten beni çok etkilemiş ve içine çekmişti.

Ve derslerden aldıklarımız... Önce “CV nasıl yazılır?” , “Cover Letter yazarken dikkat etmemiz gerekenler nelerdir?” sorularının cevaplarını uygulama yaparak öğrendik ve ilk projemiz olan CV ve Cover Letter’ı hocamıza teslim ettik. Derken ilk derste beni korkutan terimleri öğrenmeye başladım, “Guru kime denir?” yerini “Bugün hangi konuda yeni bir Guru’nun ismini öğreneceğim?” sorusu gelmişti.

Ve zaman ilerliyor... Peter Drucker, Carl Yung, Edward Deming ve daha bir sürü isim her derste bize birşeyler katıyordu. Ardından yeni paradigmaları öğrenmeye başladık, global bakış, quantum çağı, kaos teorisi gibi..hayat standartlarının çok değiştiğini ve günümüzde ve gelecekte en önemli akımların bunlar olduğunu özümsedik. En iyi ve başarılı yönetim şekillerinden birisinin bizim içimizde olduğunun, fakat bizlerin bu değeri keşfedemediğimizi öğrendik. Bu yönetim şekli Ahilik Kurumu’ndan başka bişi değildi.. Başarılı bir yönetim için sistem ile kültürün birleşmesi gerektiğini, liderlik ile yöneticilik arasındaki farkları, yönetim yaklaşımları ile 90’lar sonrası “öğrenen organizasyon” yönetimlerinin değer kazandığını öğrendik. Yöneticilikte ve yöneticilerde 9 farklı kişilik profili ile bunların güçlü ve zayıf yanlarını öğrendik.

Ve konuşmacılarımız eklendi aralara... Marka yaratma’yı Yüce Bey’den dinledik, ve Fırat Bey’den de Dış Ticaret ve Pazarlam Stratejilerini ve deneyimlerini zevkle dinledik. En sonunda Zuhal Hanım geldi, açıkcası benim en çok dikkatimi çeken ve hayran kaldığım bir hayat öyküsü. Ben böyle bir azim ve başarma hırsı daha önce hiç kimse de görmemiştim. Beni bin kat daha başarı için kamçıladı Zuhal Hanım’ın yaşantısı ve başarıları.

Ve küçük anektodlar... Üniversite yıllarında alıştığımız klasik sınıfta ders işleme metodundan ziyade bazen de guney kampusteki çimlik alanlara giderdik ders işlemeye. Hani Mintzberg demiş ya; “Sınıfta lider yetiştiremezsiniz” diye, açıkcası hep düşündüm güney kampus ziyaretlerimizde bu sözü. Ve geçirdiğimiz 6 haftalık periyoda benim aklımda kalan birkac söz daha: belki biraz abartılı bulunabiliecek fakat benim aklımdan hiç çıkmayan ve kendim için felsefe haline getirdiğim “Ben ben olmazsam, kim ben olacak?” Geçtiğimiz yaz bu sözü ilk duyduğumdan beri, bu sözün anlamı gerçekten benim için çok çok büyüdü. Birde hayatın bizler için bir yarış olduğunu çok iyi açıklayan bir sözümüz vardı: Yönetici ve hayatta başarıyı yakalamış insanların birinci prensibi, “Koş yoksa düşersin”. İkinci prensipleri ise “Düştüğün Zaman Senin Yerine Geçecek Çok Kişi Olabilir”.

Ve ders biter... ama dostluk kalır. Birde Fahri Hocamızın; dar bir zamanda, içimize işlediği evladiyelik bilgileri. Ve tabiki özenle hazırlanmış kitabımız ile evladiyelik CD’lerimiz. Bunlardan başka birde benim “ Karınca Eğitim Köyü Projesi” Umarım ileride bu projeyi gerçekleştirme gücünü, azmini kendimde bulabilirim ve bu projeyi gerçekleştirebilirim.

Ve sonuç... tek kelimeyle üniversite hayatım boyunca aldığım ve benim için çok yararlı olacağına inandığım, çok güzel bir dersti. Dersin iyileştirilmesi için önerime gelince, bu kadar güzel ve yoğun bir dersi keşke imkanımız olsa da daha uzun bir sürede işleyebilsek ve daha güzel çalışmalar ortaya koyabilsek. Benim küçüklüğümden beri tek hedefim kendi işimin sahibi olmak, başkasının emrinden ziyade, kendi işimde çalışmaktı. Ve bu durum hala da öyle. Bilmiyorum doğru bir cümle mi olacak ama açıkcası Lider olmayı seviyorum. Kulüp aktivitelerinde olsun, proje çalışmalarımda olsun, eğer işimi seviyorsam her zaman liderliğe oynarım. Gerekirse en alt kademeden başlarım ama çok yorulacağımı da bilsem, çok mücadele edeceğimi de bilsem liderliği haketmeye çalışırım. Nitekim geçen sene 5 yıldır üyesi olduğum, üniversitemizde ki Eğitim- Araştırma Kulubünün başkanlığını yaptım ve bunların yanında bir sürü proje liderliği.. Umarım gelecekte kendi işimi kurar ve çok daha büyük gruplara liderlik yapabilecek seviyeye erişirim bu dersten aldığım değerli bilgilerin katkılarıyla birlikte. Başta Fahri Hocamız olmak üzere, bu derste emeği olan herkese çok teşekkürler.
GÜRSU AŞIK

Kendim Ercan ve sultan ile Irfan adına size bir kaç kelam etmek istedim. Yaz okulunda alıştığımız eğitimin tam dersine ezbere dayalı, zorlamanın son haddine ulaştığı, hepimizin zorla katıldığı, kalıplaşmış fikirlerin doğru diye dikte ettirilmesi temeline dayanan dersle inanın canımıza tak etti. Belki son sınıf olmaın verdiği bir rehavet, belki de derslerle ilgili yanlışlıkları daha rahat görmemizden kaynaklanıyor ama inanın bize derslerden zevk almıyoruz. Derslerde sürekli saatimi kontrol etmeken utanır hale geldim. Böyle bir eğitimle nereye gideceğiz. nasıl başarılı olacağız inanın bilmiyoruz. Bir hocamız bundan kaç yıl önce hazırladı bilmiyorum ama bir sunum hazırlamış; içerdiği bilgiler en son 2000 yılına ait. Sonrasını sorduğumuz zaman onu da siz bulun diyor bize. Böyle bir şeye alışıktık bu zaman kadar ama yaz okulu sonrası ne kadar tuhaf geliyor inanamazsanız. Bizim okuduğumuz makalelerin neredeyse tamamı 2000 yılından sonra kaleme alınmıştı. Bize bu yaz en büyük iyiliği siz yaptınız ama inanın çok da kötülük yapmışsınız. Neredeyse hiç bir hocayı ve hiç bir ders işleniş şeklini beğenmiyoruz.
....
Sevgili Hocam;
Hocam bugün sertifikalarımızı aldık. Her ne kadar bu sertifikayı almayı hak etmesem de;sizinle tanışıp, az bir süre olsa da eğitimleriniz de bulunduğum için yine de almam gerekiyor diye düşündüm.
Bu gece başımı yastığıma koyduktan sonra uzun bir süre düşündüm.
Amaçlarımı, araçlarımı, vizyonumu, misyonumu, bu zamana kadar kendim adına, çevrem, ailem, ülkem ve insanlık adına neler yaptığımı. Yaptığım o kadar az şey bulabildim ki..Kendim adına çok şeyler yapmıştım; ama ülkem adına, insanlık adına hemen hemen hiç birşey. Utandım kendimden. Bana bunca zaman emek veren ailemden, öğretmenlerimden, kısa zaman önce tanışmama rağmen gerçekten sevdiğim ve takdir ettiğim sizden....
Siz geldiniz aklıma. Aramızdaki yaş farkının azlığına rağmen insanlık adına o kadar önemli işler başarmış olan siz. Bu yaz tatili sırasında düşündüklerimin yarısını ancak başarabildim demiştiniz. Ama bizlerde neleri değiştirdiğinizi asla tahmin edemezsiniz. Siz; bizlere büyük düşünmeyi öğrettiniz hocam. Sahip olduğumuz cevheri ortaya çıkardınız. Her ne işi yaparsak yapalım; onu başarabileceğimizi ve bu potansiyelin bizde var olduğunu öğrettiniz. Olaylara büyük pencereden bakmak nasıl bir duygu onu tattırdınız. Hoca öğrenci ilişkisi üzerine kurulmuş kalıplaşmış zincirleri öylesine bir dağıttınız ki, bu konuda yeni bir paradigma oluşturdunuz. Bize aramızdaki farklılıkların bizim için en büyük artı olabileceğini gösterdiniz.
Mesleğini severek yapmanın nelere kâdir olduğunu apacık gördük hocam biz. Not kaygısı olmaksızın hiç bir ders için bu kadar çalışmadık bizler. Bunu nasıl başardınız bilmiyorum hocam. Bu zaman kadar, geleceğimde eğitmenlikle ilgili hiç bir plan olmadı. Ama şimdi var. Hem de bunu hayal olarak bırakmayacağıma eminim. Birgün bir üniversitede “Lojisitik” dersini BEN vereceğim. Ve şimdiden başladım öğrencilerim için dua etmeye.. emin olun. Öğretmen öğrenci ilişkisi nasıl olmalı biz bunu sizden öğrendik ve size söz veriyorum elimden geldiğince gelecek nesillere taşıyacağım. Ve sizden bahsedeğim öğrencilerime.
Ülkemizin en çok ihtiyacı olduğu çalışan, sorgulayan, yılmayan, birbirini seven, pozitif düşünen, takım çalışmasının değerini bilen, olaylara farklı yaklaşmayı kavramış bir öğrenci topluluğu bıraktınız arkanızda.. Belki bu saydıklarımın bir çoğunu tam anlamıyla yerine getiremedik ve belki hala ne demek olduğunu algılayamadık.. Ama biz bu ülkenin UMUDU OLDUĞUMUZ ve BAŞARMAYA MECBUR OLDUĞUMUZU anladık hocam.

Seyfettin UĞUZ


Wednesday, August 26, 2009

Teknoloji ve bilgisayar destekli eğitim alanında sosyal sorumluluk projeleri

Bu yazıda bir sosyal yenilik başarı örneği olarak ülkemizdeki teknoloji destekli yenilikçi eğitim programlarını ve yöntemlerini ele alacağım. Intel, Microsoft, MEB ve teknolojiyi kullanan yenilikçi eğitim programları. Yasin Kesen'in haberi.

Örneklerimiz; eğitimde bilgisayar uygulamaları, bilgisayar firmalarının sosyal sorumluluk çalışmaları ve teknolojik destekli yenilikçi eğitim programları.

Sosyal Problemler: Teknoloji üretememe, altyapı eksikliği, eğitim eksikliği, heyecan eksikliği, üretmeme, gençlerde bunalım ve hedefsizlik, şikayet kültürü, eğitim kalitesinin düşük oluşu, vizyon ve eğitim eksikliği, kütüphane ve kaynak eksikliği, maddi imkansızlıklar, öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin teknolojiden yeterince faydalanamamaları, teknolojiden korkan eğitimcilerimiz

Sosyal yenilik: Bilgisayar firmalarının teknoloji destekli eğitim modellerini sosyal sorumluluk projesi olarak okullarda uygulamaları.

Sosyal çözüm modeli: Türk eğitimcilerimizin, gönüllülerinin, öğretmenlerimizin bilgisayar becerilerini ve teknolojik yetkinliklerini geliştirmeleri ve bu uygulamaları dersleriyle entegre etmeleri. Öğrencilerin bilgisayar ve Internet'i eğitim amaçlı bir öğrenme aracı olarak kullanmalarını sağlamak.

Kritik başarı faktörleri: Yeniliğe açıklık, sürekli öğrenme, teknolojiye açıklık, girişimcilik, eğitime adanmışlık, eğitim gönüllülüğü, takım çalışması, şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmeleri, öğretmenlerin eğitimi, sistemli işbirliği, okullarda teknoloji destekli pilot projeler uygulanması, evrensel kalitede teknoloji destekli eğitim, e-learning

"EĞİTİMDEKİ UÇURUMU INTEL KAPATACAK"

YASİN KESEN'İN HABERİ - AKSİYON DERGİSİ
ÖRNEK VAKA: ELAZIĞ'DAKİ YENİLİKÇİ EĞİTİM PROGRAMI
Gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunu eğitim ve işsizlik. Yaygınlaşan bilgisayar kullanımı, eğitimde zafiyet yaşayan ülkeleri daha da korkutuyor. Eğitimdeki uçurumu azaltmak için eğitime destek verme kararı alan teknoloji devleri kolları sıvadı. Aksiyon, Elazığ'da sürdürülen eğitim programını yerinde inceledi. Yasin Kesen'in kapsamlı araştırması ve haberini okumaktasınız.

ALTYAPI EKSİK
Okulların birçoğunda bilgisayar yok... Her öğrencinin evinde bilgisayar yok… Yeterli bilgisayar öğretmeni yok… Yabancı dil hâkimiyeti altındaki bilgisayar programlarını öğrenmek zor… Her yerde internet yok ya da internete erişmek diğer ülkelere göre çok pahalı… İnternette Türkçe içerik sağlayan web sitesi çok az…

MADDİ İMKANSIZLIKLAR
Uzayıp giden bu mazeretler bilgisayar, internet ve eğitim kavramları bir araya geldiğinde en fazla dile getirilen sıkıntılar. Gelişmekte olan ülkelerin bilgisayar eğitimi ve bilgisayarlı eğitim için çektiği sıkıntılar genelde aynı. Maddi yetersizlik nedeniyle donanım tedarik edilemiyor. Plansızlık sebebiyle eğitimci yetiştirilemiyor. İletişim alt yapısındaki yetersizlikten dolayı internet kullanmak lüks. Bu zorlu engellerin her biri aşıldığında daha zor olan diğer engelin ortaya çıkması da çoğu zaman ümitleri kırıyor.

TEKNOLOJİ ÜRETMEK VEYA TÜKETMEK
Bu zorlukların hepsinin başlangıç noktası ise ortak. Teknolojiyi üreten ülkelerde bu engeller sıkıntı oluşturmazken, teknolojiyi tüketen ülkelerin kaderi bu koşuda sürekli terlemek. Bunu normal bir spor ritmine çevirmek için yapılacak şey ise belli. İçeriden ya da dışarıdan gelen teknoloji ve eğitim desteklerini iyi hazmedip teknoloji tüketen ülkeler sınıfından teknoloji üreten ülkeler sınıfına terfi etmek.

ÖRNEK VAKA 2: MICROSOFT UZAKTAN EĞİTİM PROJESİ VE INTEL ÖĞRETMEN EĞİTİMİ
Gelecek için eğitim
Milli Eğitim Bakanlığı, iki yıldır Intel ve Microsoft'un desteğiyle okullarda bir müfredat uygulaması yapıyor. Microsoft'la birlikte düzenlenen "Uzaktan Eğitim Projesi" kapsamında 450 bine yakın öğretmen, eğitim CD'si ve internet kullanarak standart bir bilgisayar kullanım seviyesine ulaştırılmaya çalışılıyor. Program başlangıcında şifre verilen öğretmenlerin 44 bini sisteme giriş yaparak eğitime başlamış. Şimdiye kadar, 66 ildeki öğretmenler için başlatılan program, kalan 15 ildeki öğretmenler için de başlatıldıktan sonra tamamlanmış olacak.

EĞİTİMCİNİN EĞİTİMİ
Intel tarafından başlatılan program ise öğretmenlerin yüz yüze eğitimi şeklinde ilerliyor. Şimdiye kadar 30 binden fazla öğretmenin birebir eğitimi tamamlanmış. Intel'in ‘Gelecek için Eğitim Projesi’ sadece bilgisayar öğretmenlerini kapsayan bir program değil. Fen Bilgisi'nden Coğrafya'ya, Beden Eğitimi'nden Ev Ekonomisi'ne kadar hangi derste bilgisayarla ne tür uygulamalar yapılabileceği öğretiliyor. Intel'in ilk kez İngiltere'de uyguladığı programın Türkiye şartlarına göre yerelleştirildikten sonra başlatılması projeyi daha verimli hale getiriyor.

BİLGİSAYAR DESTEKLİ EĞİTİM
Proje kapsamında ilk olarak tüm Türkiye'den bazı okullar seçildi. Bunlardan ikisi de Elazığ'ın kenar mahallelerinde hizmet veren Murat İlköğretim Okulu ve Doğukent İlköğretim Okulu. Bu eğitim kurumlarında sürdürülen bilgisayar destekli eğitim çalışmaları okul müdürlerinden öğretmenlere, öğrencilerden velilere, hizmetli personelden çevre halkına herkesi heyecanlandırmış. Öyle ki emeklilik süresini doldurup Milli Eğitim'e başvuru yapan bazı öğretmenler dilekçelerini geri çekerek göreve devam etme kararı vermiş.

BİLGİSAYARLI EĞİTİM GÖNÜLLÜ HAREKETİ
Eğitim müfredatındaki monotonluğun bilgisayarlı eğitim projesi sayesinde kırıldığını ifade eden Elazığ İl Milli Eğitim yetkilileri ve okul müdürleri, derslerin öğretmenler için daha heyecanlı hale geldiğini; bunun sonucu olarak da verimliliğin arttığını belirtiyor. Bilgisayar ve internetle tanışmayı anlattıkları dersle birleştirip öğrencilerine aktarma heyecanı birçok öğretmendeki mesai saati kavramını da ortadan kaldırmış. Hafta içi akşam saatlerinde ya da hafta sonu düzenlenen öğretmen eğitim programlarına katılmak onlar için bir fedakârlık olmaktan çıkıp, istekli olarak katıldıkları bir ‘gönüllü hareketi’ne dönüşmüş.

ÇAĞDAŞ YETENEKLER
Bu heyecan öğrenciler için de bir ümit ışığı demek. İkişerli üçerli gruplar halinde öğrencilere yaptırılan projelerin çocuklara tek katkısı sadece bilgisayar kullanmayı öğrenmek olmamış. İş dünyasının en güncel konularından biri olan ‘takım çalışması’ yeteneği de şimdiden kazandırılmaya başlamış. Araştırma ve rekabet duygularının gelişmesi ve yabancı dil öğrenmenin gerçek bir ihtiyaç olduğunun algılanması da bu proje boyunca öğrencilere kazandırılan ekstralar. Üniversite sıralarında işlenen bu çağdaş nitelikler, Murat ve Doğukent ilköğretim okullarında okuyan çocuklara kazandırılmış bile…

GOOGLE CİNLERİ
Bilgiyi öğrenmenin değil de bilginin nerede olduğunu ve nasıl bulunacağını öğrenmenin devrini yaşadığımız günümüzde iyi bir internet kullanıcısı olan herkesin bilmesi gereken ilk şey başta Google olmak üzere arama motorlarını iyi kullanmak. Elazığ'daki öğrenciler bu işi çoktan kapmış. Öğretmenlerinin verdiği ödevle ilgili ne kadar bilgi gerekiyorsa kısa zamanda Google'dan bulabiliyorlar. Verilen ödev dünyanın uydusu Ay hakkında ise, çalışma grubundaki bir öğrenci girip onunla ilgili astronomi bilgilerini buluyor. Diğeri, arama motorlarından Ay'la ilgili resimleri seçiyor. Gruptaki üçüncü çalışma ortağı bu ödevi en güzel şekilde sınıfa sunabilmek için Powerpoint programını kullanıyor. Hazırladıkları sunumlar oradan buradan toparlanan bilgilerin resimlerle karıştırılıp bir araya getirilmesi değil elbette. Konu iyi hazmedilip, lüzumsuz bilgiler temizlenmiş, aralara bazı espriler bile katılmış. Ortaya nefis bir konu anlatımı ve grup çalışmasını en iyi şekilde başarmış bir ekip çıkmış. Bu beceriyi ortaya koyan takımın yaşı ise 11.

KREATİF TAKIM PROJELERİ
Doğukent İlköğretim Okulu'ndan bir başka grubun proje konusu yöresel tatlılar. Kız öğrencilerden oluşan grup bu ödevi 'Ev Ekonomisi' dersi için hazırlamış. Konuyu da kendileri belirlemiş. Evde annelerinin yaptığı bir tatlının tarifini yazıp internetten buldukları alternatif tariflerle zenginleştirmişler. Tanıtım amacıyla resim bulamayınca fotoğraf çekmek için öğretmenlerinden yardım istemişler. Televizyon programlarında izledikleri yemek tariflerini hatırlayınca hedef büyütüp bu tarifi videoya çekmişler. ‘Ev Ekonomisi’ dersliğinde evden getirdikleri malzemelerle tezgahı hazırlayıp mütevazı stüdyoyu hazırlamışlar ve çekimi yapmışlar. Çekimi parçalara bölerek bir sunum haline getirmişler. Tatlıyla ilgili genel bilgileri verip gerekli malzemeleri gösteren sunuma, tatlı tarifini görsel olarak anlattıkları videoyu da ekleyince ortaya güzel bir yöresel tanıtım filmi çıkmış. Bu projeyi yapan öğrencilerin yaşı da 14'ten yukarı değil…

INTERNET NESLİ
Murat İlköğretim Okulu'ndaki öğrencilerin hazırladığı diğer bir proje Elazığ ve yöresindeki tarihî yerlerin tanıtımı. Çalışma grubundaki öğrenciler önce aralarında görev bölümü yapmış. Biri çevredeki tarihî mekânlardan hangilerinin tanıtılacağını belirleyip onlarla ilgili fotoğrafları toplamak için internete başvurmuş. Diğeri bu mekanlarla ilgili ulaşım bilgilerini bir araya getirmiş. Grubun üçüncü ortağı da seçtikleri tarihî yerlerle ilgili hikâyeleri araştırmış. Büyük bir emekle hazırladıkları projeyi bitirdiklerinde yüzden fazla slayt ortaya çıkmış.

ÖĞRENMEYE AÇIK ZİHİNLER
Hazırlanan sunumu sınıf arkadaşlarına anlatmak için ders saatinin yetmeyeceğini anlayınca bazı bölümlerini hızlı şekilde gösterip sözlü anlatım yapamamışlar. Bölgedeki tarihî yerlerin tanıtımı için hazırladıkları bu projenin iyi bir kaynak haline geldiğini fark eden öğretmenleri bu çalışmayı interneti kullanarak herkesin kullanımına sunmaları için onları teşvik etmiş. Yaş ortalaması 13 olan bu ekip şimdi yöredeki tarihî mekânların tanıtımı için web sitesi kurmayı düşünüyor.

GELECEĞİN REKLAMCILARI
Birkaç ay önce, Türkiye'nin dünyaya tanıtılması işinin hangi reklamcıya verilmesi gerektiğine dair yoğun bir tartışma yaşandı. Reklamcılardan yönetmenlere kadar herkesin katıldığı tartışmanın sonucu nereye varır bilemeyiz ancak 10-15 yıl sonrasının Türkiye'si için böyle bir tartışmaya ihtiyaç olmayacağı açık… Intel'in öncülük ettiği ‘Gelecek için eğitim’ projesine katılan öğrencilerin her biri çok iyi bir reklamcı, çok iyi bir halkla ilişkiler sorumlusu, çok iyi bir tanıtım yöneticisi olmaya aday. Minik gruplar halinde hazırladıkları ödevleri, duvara yansıtılan projeksiyon gösterisi ile sunarken gösterdikleri performans Türkiye'nin geleceği adına büyük bir kazanç. Küçük yaşta topluluğun karşısına çıkarak bir şeyler anlatabilme başarısı, eğer rasgele seçilen bir sınıftaki tüm çalışma gruplarının ortak özelliği ise bundan 10 yıl sonra Türkiye'nin dünyaya nasıl tanıtılacağını varın siz hesap edin…

GELECEK İÇİN EĞİTİM PROGRAMI
Gelecek için eğitim programı nedir?
Öğretmenlerin, öğrencilerin bilgi düzeyini artırabilmeleri ve teknolojiyi günlük hayatlarında daha aktif olarak kullanabilmelerine yönelik dünya çapında yürütülen profesyonellik geliştirme programıdır. 2000 yılında başlatılan bu programdan şu ana kadar 40 ülkede 3 milyon öğretmen faydalandı. Gelecek İçin Eğitim programı Türkiye'de 2003'te başladı. Öğrencilerin okuldaki ders saatleri dışında çalışma grupları halinde eğitim alıp proje hazırlamasına yönelik program, teknoloji okuryazarlığı, problem çözümü ve ortaklaşa çalışma gibi günümüzün bilgi ekonomisinde başarılı olmak için gerekli becerileri kazandırmayı amaçlıyor. 8-16 yaş arası gençler için sürdürülen program, 30 saatlik bir müfredat ile şimdiye kadar 8 ülkede uygulandı. Çin, Hindistan, İsrail, Meksika, Brezilya, Mısır ve Rusya'dan sonra 14 Kasım 2005'te Türkiye'de de başlatıldı.

INTEL'İN EĞİTİMDE SOSYAL SORUMLULUK ATILIMI
Intel Türkiye Ülke Eğitim Müdürü Murat Lecompte: Bilgisayarlı eğitim seferberliği başlattık
Intel'in çeşitli ülkelerde sürdürdüğü eğitim programlarının Türkiye'ye gelmesi için yıllardır gayret gösteren Murat Lecompte, taleplerinin Intel üst yönetimi tarafından kabul görmesi neticesinde görev değiştirerek Intel Türkiye Ülke Eğitim Müdürü oldu. Lecompte, programa katılan ilk 10 bin öğretmen ile yaptıkları değerlendirmenin sonucunu şu şekilde özetliyor: "Öğretmenlerin yüzde 96'sı, ‘Intel Gelecek İçin Eğitim’ programının öğrenciler için uygulanabilecek eğitim stratejileri konusunda yeni fikirler verdiğini, hemen hemen yüzde 100'ü ise eğitimi aldıktan sonra teknolojiyi sınıflarına entegre etmek konusunda kendilerini daha hazır hissettiğini ve eğitimin büyük faydasını gördüğünü belirtti. ‘Intel Gelecek İçin Eğitim’ programına katılan öğretmenlerin yüzde 98,9'u ise programı diğer bir meslektaşına tavsiye edeceğini söyledi."

Böylesine kritik bir konuda bu zengin içerikli ve umut veren haberi hazırladıkları için Aksiyon Dergisi'ne ve Sayın Yasin Kesen'e çok teşekkür ediyoruz. Bu haberler ülkemizin ve eğitimimizin geleceği için bizlere umut veriyor.

Tuesday, August 25, 2009

Microsoft “Geleceğin Okulu”na Yakından Bakış

Biliyorsunuz Microsoft, Philadelphia’da kablosuz dizüstü bilgisayarla ders yapılan, kişiselleştirilmiş eğitimin verildiği “Geleceğin Okulu”nu pilot okul olarak 2007’de hayata geçirdi. Bu okulun açılması, Microsoft’un 21. yüzyılda eğitimin niteliğini değiştirecek ve öğrencilerin küresel bilgi ekonomisine daha iyi uyum sağlamasını temin edecek dev bir adım atması demekti. Geçen zaman içinde okul kendini ispatladı ve küresel bir başarı hikayesi olarak örnek gösterilmeye başlandı. Hedef, “Geleceğin Okulu”ndaki başarılı eğitim modellerini dünyanın her tarafına yaymak ve dünya çocuklarının eğitimine anlamlı katkı yapabilmek. Misyon, 21. yüzyılın dijital ve küresel ekonomisinde fark oluşturabilecek yetkinlikte gelecek nesil dünya vatandaşlarını yetiştirebilmek. Yenilikçi modeli dünyaya yaymak, hükümetlere ve toplumlara bu konuda danışmanlık vermek için Microsoft, “Microsoft Worldwide Innovative Schools” programını başlattı. Ayrıca “Microsoft Yenilikçi Öğretmenler Platformu” kuruldu. Gelin kısaca bu okula yakından bakalım ve ortaya konan yenilikçi eğitim modelini yakından inceleyelim.

63 milyon dolara mal olan “Geleceğin Okulu”nun amacı 21. yüzyılın yenilikçi öğrenme modellerini geliştirmek ve 21. yüzyılın öğrenme topluluklarının hizmetine sunmak. Okula giriş ücretsiz ve kura ile belirleniyor; giriş sınavı yapılmıyor. Okula kabul edilen öğrencilerin ortak paydası düşük gelir seviyesinden ve dezavantajlı sosyoekonomik sınıftan gelmeleri. Teknoloji, müfredat geliştirmeden ödev takibine eğitimin ve öğrenmenin her kademesinde etkin olarak kullanılıyor. Dersler çoğunlukla internetten ve interaktif ortamda işleniyor. Her öğrencinin laptopu var ve dijital ortamda bireye özel uygulamalı eğitim veriliyor. Her öğrenci öğrenmenin sorumluluğunu kendisi üstleniyor. Öğrencilerin keşfetme ve merak duygusu sürekli tetikleniyor. Her öğrenci siberuzayda bilgiye erişmeyi, bilgiyi yorumlamayı ve anlamlandırmayı öğreniyor. Kütüphane, kişiselleştirilmiş ve dijital bir öğrenme merkezi olarak tasarlanmış. Öğrencilere derslerde fikirlerini özgürce söylemeleri için izin veriliyor. Ev ödevleri de öğretmenlere internetten gönderiliyor. Tüm eğitim sürecini aileler online olarak kontrol edebiliyor. Soruları doğru yanıtlayan öğrencilere daha üst seviye bilgiler veriliyor, yanlış cevap verenlerin laptopu ise öğretmene “konuyu yeterince anlamamış” mesajı gönderiyor ve o çocukla özel ilgileniliyor. Müfredat çocuğun seviyesine, ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarına göre belirleniyor. Dersler, 9.15’te başlıyor zira Microsoft, 9.15'den önce başlamanın performansı düşürdüğünü savunuyor.

Geleneksel ezberci eğitimde öğrencilerin problem çözme ve eleştirel düşünmede başarısız olduğunu savunan yönetici Grover oluşturdukları farkı şöyle özetliyor: “Öğrencilerimizi 21. yüzyıla hazırlıyoruz. Hızlı, kaotik, teknoloji yoğun, birbirine bağımlı, dijital bir dünyada çalışmak ve yaşamak için öğrencilerimize gereken yeni ve ileri yetkinlikleri sağlıyoruz. Dijital okur yazarlık, problem çözme, etkin iletişim, kritik düşünme, hiper-tekst bağlantılar kurma, kompleks sistemleri kavrama, entegre düşünme gibi.. Öğrencilerimizin hayat boyu öğrenmeleri için onlara her an ve her yerde öğrenme imkanları tanıyoruz. Onların farklı düşünme becerilerini, kendilerine özgü yeteneklerini ve etkin iletişim becerilerini geliştirmeleri için onlara hayatın içinde öğrenme, proje üretme, kendini dünyaya ifader etme ve topluma katkıda bulunma forsatları sunuyoruz.”

Microsoft bu deneyimin ışığında 21. yüzyılın okulunu ve eğitim modellerini tasarlamak isteyenler için tavsiyelerde bulunuyor. Geleceğin okulunda eğitimciler, öğrenciler, personel, anne-baba, uzmanlar, iş dünyası ve mezunlar gibi tüm paydaşlar arasında sürekli iletişim, işbirliği, fikir alışverişi ve yardımlaşma sağlamalı. Bunun yanısıra Microsoft, 21. yüzyılın öğrenme topluluklarını oluşturmak için şunları tavsiye ediyor:

· Teknoloji erişimini bütün öğrencilere ulaşacak şekilde genişletin.
· Teknolojiyi müfredatı geliştirmek ve güncelleştirmek için kullanın. Müfredatı dijital ortama geçirin.
· Teknolojiyi kullanarak geleceğin akıllı sınıflarını sıfırdan tasarlayın.
· Küresel bilgi ekonomisinde rekabet edebilecek mezunlar yetiştirmek için öğrencilerinizin hem dijital hem küresel yetkinliklerini geliştirin.
· Öğrenci merkezli eğitime geçmek için teknolojiyi kullanın. Eğitimi öğrencinin ilgi ve ihtiyaçlarına göre kişiselleştirin ve adape edin.
· Ezbercilikten proje merkezli uygulamalı eğitime geçin. Kritik düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmek için öğrencilere proje yaptırın.
· Müfredata çok fazla konu yüklemek yerine ilginç, güncel ve önemli birkaç konuya odaklanın. Bilgi yığmayın. Öğrencilere hayat boyu kullanabilecekleri kritik yetkinlikler kazandırın.
· Öğrenmeyi esnek ve sürekli hale getirin. Öğrenciler öğrenme aktivitelerini her yerde yedi gün 24 saat boyunca kendi hızlarına ve ilgi alanlarına göre yapabilsinler.
· Dijital iletişim ve işbirliği için güçlü öğrenme toplulukları oluşturun.
· 21. yüzyılın çok boyutlu yetkinlik ve performans değerlendirme araçlarını ve kriterlerini kullanın.
· Daha az zaman ve para kullanarak okullarınızı daha etkin, hızlı ve verimli hale getirin.

Microsoft’un “Geleceğin Okulu” projesindeki kritik başarı faktörleri ise şöyle sıralanıyor:

· Etkin İşleyen Hedef, Performans ve Motivasyon Sistemi: Herkesin aynı hedefleri, heyecanı ve vizyonu paylaşması, ortak başarı kriterlerinin belirlenmesi, kollektif performansın en iyi şekilde ölçülmesi, düzenli hedef takibi, geri kalma ve sapmaların süratle düzeltilmesi, ilerlemelerin ve başarıların herkesle paylaşılması.

· Tüm Paydaşların İlgili, Uyumlu ve Bütünleşmiş Bir Öğrenme Topluluğu Olarak Davranmaları: Geleceğin okulunda yöneticiler, öğretmenler, öğrenciler, anne-babalar, mezunlar, okul-aile birliği, çalışanlar, iş dünyası, sosyal kuruluşlar dahil bütün paydaşlar okulun vizyonuna, hedeflerine, değerlerine sahip çıkmalı. Tüm paydaşlar arasında hem teknolojik düzeyde hem de sosyal ve insani boyutta sürekli ve düzenli iletişim ve bilgi akışı sağlanmalı. Bunun için dijital araçlar, elektronik sistemler, bültenler, vizyon toplantıları, eğitimler beraberce kullanılmalı. Tüm paydaşlar ortak vizyon için beraber çalışmalı ve kafa-kalp birliği ve işbirliği içinde olmalı. Herkes öğrenmeyi, üretmeyi, anlamlı katkıda bulunmayı ömür boyu sürdürmeli ve birbirine bu konuda destek olmalı.

· Yenilikçi, Güncel, Dijital ve Uygulamalı Müfredat: Geleceğin okulunda müfredat küresel bilgi ekonomisinde gerekli ve sürdürülebilir olan yetkinlikleri kazandırıyor. Müfredat teknolojideki ve küresel platformdaki yeniliklere göre sürekli güncelleniyor. Müfredat ayrıca dijital platformda ve öğrencinin özel seviyesine ve ilgi alanlarına göre kişiselleştiriliyor. Konular ezberlenecek konulardan ziyade öğrencilerin ilgisini çekebilecek uygulamalı ve interdisipliner konular. Mesela, öğrenciler teknolojiyi, tasarımı, sanatı ve eğitimi entegre ettikleri projelerinde çocuklar için eğitici fonksiyonları ve eğlenceli arayüzü olan cep telefonları tasarlıyorlar. Öğrenciler sosyal inovasyon projeleri kapsamında Afrika’daki kardeş okuldaki arkadaşlarına 100$ laptop hediye ediyorlar ve onlarla beraber kültürler arası işbirliğine dayalı eğitim projesi başlatıyorlar. Çocuklar hayatın içerisinde farklı disiplinlerden öğrendiklerini uygulamalı projelerle gerçek katma değere dönüştürüyorlar. Her öğrencinin hayallerini ve projelerini dünya ile paylaştığı online bir dijital proje portfoyü ve bloğu var. Eğitim tamamen öğrenci merkezli ve öğrencinin bütün potansiyelini kullanmasını hedefliyor. Öğretmen ile öğrenci arasında birebir ve sürekli bir ilişki var. Geleceğin Okulunda uygulamaya konan ve dünyaya açılan online derslerden biri de dünyadaki bütün orta ve lise öğrencileri için hazırlanan “Küresel Ekonomide Kariyer Yönetimi” dersi. Michigan Üniversitesi ve Microsoft’un beraber hazırladığı 20 saatlik bu multimedya derste küresel bilgi ekonomisinin nasıl değiştiği, geleceğin işlerine nasıl hazırlanmak gerektiği, meslek seçimi, kendini keşfetme, iş kurma gibi konular ele alınıyor.

· Eğlenceli, Teknolojik, Esnek, Modüler Sınıflar: Geleceğin okulunda sınıflar kuru ve tekdüze değil, esnek ve modüler olarak tasarlanıyor. Her öğrencinin laptopu, CD’leri, Internet hesabı, Internet sayfası, e-öğrenme portalı var. Her sınıfta multimedya imkanları, Internet, data projektör, sunum cihazları, video kayıt imkanları ve teknolojik eğitici oyuncaklar yer alıyor. Sınıflarda öğrenci sıraları hafif, esnek ve yeniden düzenlenebilir modüller halinde tasarlanmış. Bütün sınıflar takım çalışmasına, sunum yapmaya, video çekimine, ve dijital işbirliğine uygun. Dersle ilgili her tür materyal, video, ve kaynaklar dijital ortamda öğrencinin dikkatine sunuluyor. Okulun fiziksel şartları öğrencilerin sürekli ve değişen öğrenme ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde düzenlenmiş. Her öğrenci 7 gün 24 saat boyunca istediği konuyu istediği zaman, istediği yerde, ve istediği hızda çalışabiliyor. Ayrıca her öğrencinin sanal, esprili ve dijital bir asistanı/yol göstereni var. Bütün okul sürekli bir öğrenme laboratuvarı olarak tasarlanmış. Kampüs olarak tasarlanan okulda sosyal paylaşım ortamları, teknoloji cafe, sanat atölyesi, dijital tasarım ve medya atölyesi, çocuk parkı, jimnastik salonu ve açık büfe kafeterya bulunuyor.

· Eğitim Yenilik ve ARGE Merkezi: Geleceğin okulunda zümre çalışmaları yıl içinde, hayatın içinde, her hafta sürekli ve modüler olarak yapılıyor. İhtiyaca göre araştırma yapılıyor ve müfredat sürekli güncelleniyor. Her sabah erken gelen öğretmenler en az bir saatlerini kendilerini yenilemeye, öğrenmeye, yenilik üretmeye, araştırmaya ve proje üretmeye ayırıyorlar. Toplantılar sadece öğrenme ve gelişim amaçlı yapılıyor ve farklı disiplinlerden öğretmenler öğrendikleri yenilikçi yöntemleri ve güncel bilgileri birbirleriyle paylaşıyorlar. “Eğitimi nasıl entegre hale getirebiliriz? Çocuklara dijital, sosyal ve kreatif yetkinlikleri nasıl kazandırırız? Onları değişen dünyaya ve küresel platforma nasıl hazırlayabiliriz? Farklı dersleri buluşturan ve sentezleyen projeler nasıl yaptırabiliriz? Sanat ve bilimi, tasarım ve teknolojiyi, medya ve inovasyonu nasıl buluşturabiliriz?” gibi sorulara cevap arıyorlar. Her hafta öğretmenler için bir profesyonel gelişim atölyesi (workshop) düzenleniyor. Okula alanında uzmanlaşmış liderleri, profesyonelleri, ve girişimcileri davet ediyorlar. Bu uzmanlar önce öğretmenlere, sonra bütün öğrencilere çarpıcı, vizyoner ve uygulamalı bir eğitim veriyorlar. Ayrıca okulun öğretmenleri yılın belli zamanlarında yoğun bir kongre, seminer, gelişim atölyesi ve yenilikçi zümre/ARGE çalışmasına giriyorlar. Geleceğin Okulu’nun öğretmenleri ayrıca yenilikçi uygulamalarını dünyadaki öğretmenlerle paylaşmak için Microsoft Yenilikçi Öğretmenler Programını (Microsoft Innovative Teachers Program) başlattı.

· Profesyonel Eğitim Liderliği: Geleceğin okulunda yönetici, müdürlük yapmıyor. Her şeyden önce o bir baş öğretmen, kendisi de derse giriyor. Kendisi de sürekli öğreniyor ve davranışlarıyla herkese örnek oluyor. Vaktinin çoğunu eğitim projeleriyle, teknolojinin etkin kullanılması ve eğitimin kalitesini yükseltmek için geçiriyor. Anne – babalarla, iş dünyasıyla, mezunlarla, toplumla ve öğretmenlerle sürekli bir iletişim halinde. Stratejik düşünüyor ve okulun stratejik avantajlarını kullanarak küresel alanda eğitimde bir marka olması için her dakika uğraşıyor. Kendisi de derslere giriyor ve eğitim programlarını sürekli güncellemek ve geliştirmek için uğraşıyor. Okula bölgenin ve ülkenin en iyi profesyonellerini davet ediyor, onların birikimini okula açıyor, onlarla ömür boyu işbirliği geliştirmeye çalışıyor. Finanstan anlıyor ve okulun etkin ve verimli çalışması için elinden geleni yapıyor. Sürekli projeler üreterek okulun toplumla ve iş dünyasıyla sürekli işbirliği ve iletişim halinde olmasını sağlıyor. Okulun özgün misyonunu, eğitim felsefesini, öğrenme kültürünü, 21. yüzyıl vizyonunu her platformda paylaşıyor ve temsil ediyor. En son teknolojiyi kullanarak yenilikçi pedagojik yöntemlerin bizzat öncüsü ve uygulayıcısı oluyor.

http://www.microsoft.com/education/schooloffuture.mspx